ve hareketlerinin saflığı, yani zâhirinin (davranışlarının) ilâhi emirlere muhâlefetten temizlenmiş olması sebebiyledir. Şübhesiz bu da sırlarının bulanıklıklardan arınmış olmasındandır
Süf (yün elbise) giymelerinden dolayı süfi şeklinde adlandırılmalarına gelince, bu da bir görüştür. Ancak bu topluluk, tevâzü sebebiyle yün elbise giymekle temâyüz etmemiştir. Yalnızca yün elbise de giymemiş, pamuk gibi kumaşlardan yapılmış elbiseler de giymişlerdir. Üstelik bir kişi, insanları süfi, sâlik ya da zâhid olduğuna inandırmak, kendisine saygı duyulmasını ve teveccüh gösterilmesini süfi-mutasa vvıf-mustasvif/ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sufiyye/" süfiyye /a sağlamak için yün elbise giydiğinde, bu durum kınanmayı gerektirecek riyâ türü bir davranış olur
İkinci asır ve sonrasında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a yönelme yayılınca ve insanlar dünyâya düşkün hâle gelince, ibâdete yönelenler süfiyye ismiyle ayırd edildiler. Bunlar zühd, halktan uzaklaşıp yalnız kalmak, ibâdete yönelmek gibi amellerle ve bunlar sonucunda idrâk ettikleri vecdlerle tanınır hâle geldiler. İşte insanı diğer canlılardan ayıran yönü bu idrâktır. Idrâk iki kısımdır: Yakin, zan ve şekk bakımından ilim ve mârifetlerin idrâki. Sevinç, hüzün, kabz, bast, rızâ, gazab, şükür, sabır gibi kendisiyle kaim hâllerin idrâki. Akıl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a mutasavvıf kişinin rühu, bedendeki idrâkler, irâdeler ve hâllerden neşet eder. İşte bunlar, insanı diğer varlıklardan ayıran şeylerdir. (Buğye, 17
Kalblerin âfetleri (konusunda), boş ve anlamsız şeyler ve gaflet çokluğu gibi kalbi öldüren şeylerden uzak durmak onun (süfinin) şânındandır. Çünkü bu türlü şeylerin kalbin ölümüne sebeb olduğu tecrübe edilmiştir. Fakirin (süfinin) bütün çabası, Allah'ı hatırlamasına engel olan her şeye karşı kalbini diri tutmayı sağlamaktan başka bir şey değildir. Çünkü insan kalbi değirmen taşının ortasına (merkezinde, ortasında yer alan deliğe) benzer. Kalbi bozulunca (deliğe zarar gelince değirmen taşı da) bozulur. Taşın iki deliği olursa taşın dönmesi imkânsız hâle gelir (Kalbi ya da kalbin dikkatini ikiye bölimnemek gerekir, çünkü Allah bir kimsenin göğsünde iki kalb yaratmamıştır). (Envâr, I, 85
Cüneyd şöyle der: Süfi yeryüzü gibidir; kötü olan her şey ona atılır, ama ondan hep iyi şeyler çıkar.
Sehl Abdullah (Tüsteri) ise şöyle demiştir: Süfi bulanıklıklardan arınmış, fikirlerle dolmuş, kendisini sevindirecek şeylerden vazgeçerek Allah'a yönelmiş olan kişidir. Gözünde altınla çamur birdir. ... (Nebhâni, Il, 340
Süfi isminde ihtilâf edilmiştir. Hz. Peygamber zamanında yaşamış olan Muhacirlerin fakirleri olan Suffe ehline a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilmiştir. Düşünce ve hedeflerini kalbleriyle Allah'a çevirdikleri ve bu hâlleriyle O'nun huzürunda oldukları için, ( ilk saf mânâsında) saffı evvel e nisbet edilmiştir. Süfa (yün elbiseye) nisbet edildikleri de belirtilmiştir. Çünkü selef genel olarak daha yumuşak, sevgiye, tevâzüa ve zühde daha yakın ve peygamberlerin giysisi olduğu için yün giyerlerdi
Hz. Peygamber'in merkebe bindiği, yün giydiği nakledilmiştir. Yine O'ndan şu rivâyet edilmiştir: Mekke ve Medine arasındaki çölde bir yerleşim bölgesi olan Revhâ'ya yetmiş kadar peygamber uğradı. Onlar çıplak ayakları ve yün elbiseleri ile Kâbe'ye dönerek ibâdet ediyorlardı. O'ndan şöyle bir nakil de vardır: Allah'ın Hz. Müsâ sea ile konuştuğu gün, (Hz. Müsâ'nın 8) üzerinde yün bir cübbe, yünden bir şalvar, kolu yün, diğer tarafları yün olan bir elbise vardı.
Hz. İsâ'nın da yünlü ve kıllı elbise giydiği, ağaçtan yediği, karanlık çöktüğü süfi-mutasavvıf-mustasvif/süfiyye
yerde gecelediği hikâye edilir. Hasan Basrits şöyle demiştir: Bedir savaşına katılan yetmiş sahabi gördüm, giyecekleri yündendi. Ben de derim ki; bu son görüş lugavi iş
