ve hareketlerinin saflığı, yani zâhirinin (davranışlarının) ilâhi emirlere muhâlefetten temizlenmiş olması sebebiyledir. Şübhesiz bu da sırlarının bulanıklıklardan arınmış olmasındandır
Süf (yün elbise) giymelerinden dolayı süfi şeklinde adlandırılmalarına gelince, bu da bir görüştür. Ancak bu topluluk, tevâzü sebebiyle yün elbise giymekle temâyüz etmemiştir. Yalnızca yün elbise de giymemiş, pamuk gibi kumaşlardan yapılmış elbiseler de giymişlerdir. Ustelik bir kişi, insanları süfi, sâlik ya da zâhid olduğuna inandırmak, kendisine saygı duyulmasını ve teveccüh gösterilmesini sağlamak için yün elbise giydiğinde, bu durum kınanmayı gerektirecek riyâ türü bir hareket olur. (Buğye, 17
Süfi kelimesinin nereden türediği konusunda pek çok şey söylenmiştir. Süfilerden bir topluluk safâ dan türediğini söylemiştir. Çünkü süfiler, kalblerini hayatın bulanıklıklarından temizleyen Allah'ın has kullarıdır
Seri Sakati şöyle der: Mutasavvıf isminin üç mânâsı vardır: O, mârifetinin nüru a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/safa-yi-safa/" safâ'-yı safâ' /a verâının nürunu söndürmeyen, bâtın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a Kitâb ve Sünnet'in zâhirine aykırı konuşmayan, kerâmetleri Allah'ın haram kıldığı perdeleri yırtma iddiâsını taşımayan kimsedir. Sehl Abdullah Tüsteri de şöyle der: Süfi, kalbi kederden (bulanıklıktan) arınmış mânâsında safâdan türetilmiştir. Böylece fikirle dolmuş, beşerle alâkayı kesmiş ve onun yanında altın ile toprak bir olmuştur.
Ebü Hüseyin Nürfi şöyle der: Tasavvuf ne ilimdir, ne de şekil. Ancak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktır /a . Şekil olsaydı mücâhedeyle elde edilebilirdi. Ilim olsaydı öğrenmekle elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a mümkün olurdu. Lakin o Allah'ın ahlâkı ile ahlâklanmaktır. Senin gücün, ilâhi ahlâka ilim ve şekille yönelmeye yetmez. Yine o, şöyle der: Süfiler, kalblerini beşeri kederlerden, nefslerin âfetlerinden arındırmış kimselerdir. Kendi şehvetlerinden o derece azad olmuşlardır ki, artık ne a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/malik/" mâlik /a olurlar, ne de memlük (kendisine sâhib olunan, kul, başkasına bağımlı kişi)
Cüneyd şöyle der: Tasavvuf, kalblerin bir daha zaaflara dönmeyinceye kadar tas
