Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sâhib olan (Tasavvuf Sözlüğü)

Kelim'in (konuşan Allah'ın) hitâb vaktini gözler. (Kavânin, 44 Ârifler iki kısımdır: Bir kısmı Allah'ın emirlerini yerine getirerek Allah'la beraberdirler. Bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmet /a günü …

Kelim'in (konuşan Allah'ın) hitâb vaktini gözler. (Kavânin, 44

Ârifler iki kısımdır: Bir kısmı Allah'ın emirlerini yerine getirerek Allah'la beraberdirler. Bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmet /a günü şefâat ederler. Bir kısmı da Allah'ın emirlerini yerine getirmeden Allah'la berbaberdir. Bunlar, Allah kendilerine şefâat edecek kimseye izin verene kadar azab görürler. (Nefehiât, 101

Âlim, ihlaslı olmak ve ilmini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a için kullanmamak şartıyla, hem öğrenme hem öğretme bakımından Resulullah'ın sözlerinin vârisidir. Aksi takdirde (şartlara uymazsa) verâset hakkını tamamen kaybeder. Âbid, iki ayağı şişinceye kadar Resulullah'ın fiillerine vâris olur

Ârif ise hepsine vâristir. O, âlim, âbid ve âriftir. İlimle ameli, mârifetle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a birleştirmiştir. Hiçbir âlim, âbid ve ârifin, Resulullah'ın ilim, amel ve ahlâkına -çok az bir miktarına hariç- nail olamayacağı konusunda ittifâk edilmiştir. Resulullah'ın hiç kimsede bulunmayan bazı husüsiyetleri vardır. O, idrâk olunamayan, elde edilemeyen ve anlaşılamayan bir makama sâhibdi. (Rihle, 231) arş/'urüş Gef ) Bir görüşe göre arş, âlemi saran şeydir. Diğer bir görüşe göre ise âlemin tamamıdır. O, emir ve yasakların icâd edildiği kaynaktır. Zikredilen bu mevcüdu, yaratılmışı bu yönden, yani yaratma ve ihata yönünden (ilk maddeye) arşa benzer buldular. Birinci görüşün sâhiblerine göre, nasıl ki arş âlemi çevreler, o dokuzuncu felektir ve bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halife /a de (yani sonradan gelen arş da) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/insan/" insâni /a âlemi kuşatır. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a övgü sadedinde Hakk Teâlâ'nın Rahman arşa istivi etti sözüne dikkat etmez misin? Mahlükat içinde bundan daha büyük bir şey olsaydı, bu övgü vaki olmazdı. (Tedbirât, 123

Bazıları arşla alâkalı olarak hakk ve hakikatin aynası tâbirini kullanmıştır. Arşa bu mânâyı verenler, onu hakikatlerin, ilâhi ilimlerin ve rabbâni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmetlerin /a tecelli mahalli olarak gördüler. Bâtılın ona ulaşması mümkün değildir. Zira a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıl /a sırf ademdir (yokluktan başka bir şey değildir). Ademde tecelli ve keşf mümkün değildir. Bundan dolayı hak bütünüyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudda/" vücüdda /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zahir-olan/" zâhir olan /a her şeydir. Böylece bizim kasd ettiğimiz şeyi açıklayan delillere karşı vaki olan şübhelerin ele alınması da etraflıca gerçekleştririlmiş bulunuyor. (Tedbirât, 125

Arş, mukayyed isimlerin eşit hâle geldiği yerdir. (Istılâh, 540

Urüş (arşlar) beş tanedir. Arş-ı Hayât —ki bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/huviyyet/" hüviyyet /a arşıdır-, Arş-ı Rahmâniyyet, Arş-ı Azim, Arş-ı Kerim ve Arş-ı Mecid

Arş, Arab dilinde kullanılır ve onunla mülk kasd edilir. Hükümdarın mül