Şâhid, senden gaib olanı sana gösteren şeydir. Yani, senin kalbini onun varlığına hazır hâle getirir. Şair şöyle demiştir:
O'nun şâhidi vardır her şeyde
gösterir Bir olduğunu O'nun
Şâhid, aynı zamanda hâzır fşu an burada mevcüd) mânâsına da gelir. (Lüma', 415
Şâhid husüsunda, Falan ilmi, filan vecdi, filan da hâli müşâhede eder denilir. Burada şâhid sözü ile o anda insan kalbinde hâzır ve mevcüd olan şey kasd edilir. Bu da, insanın gözünden gaib bile olsa, bir şeye bakıyormuş ve onu görüyormuş gibi, o şeyin zikrinin kalbi kaplaması, ona hâkim olmasıdır. O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a zikri, sâhibinin kalbini kaplayan her şey o kimsenin şâhididir. Eğer o kimsenin üzerinde galib olan ilim ise o kişi ilmi, üzerinde galib olan vecd ise vecdi müşâhede eder. (Kuşeyri, 37
Şâhid, müşâhede eden kalbde müşâhedenin bıraktığı izdir. İşte bu, kalbin zabtettiği meşhüdun süretinden bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a üzere olan şâhiddir. (Istılâh, 533
Şâhid, müşâhede esnâsında meşhüdun (müşâhede edilen varlığın) süretinin nefste hâsıl olmasıdır. Şâhid, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yetten /a (görmekten) hâsıl olan şeyin aksi olan şeyi ortaya koyar. Burhâni ilim rü'yetin önüne geçemez. Şuhüdun önüne ise, meşhüdu bilmek geçebilir. Bu da itikada (inanılan şeye) isim olur. Bundan dolayı şuhüdda ikrar ve inkâr vâki olabilir, ama rü'yette olamaz. Bu husüsta ikrar, inkâr değildir. Şâhidin böyle isimlendirilmesinin sebebi, kişinin gördüğü şeyin, inandığı şeyin doğruluğuna şâhidlik etmesidir. Her müşâhede rü'yettir, fakat her rü'yet müşâhede değildir. Bununla birlikte Hakk'ı sadece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermiş insanlar rü'yet edebilir, ama O'nu herkes müşâhede edebilir. O hâlde şuhüd demek, rü'yet demek değildir. (Fütühât, , 557
Şâhid, kalbde müşâhededen dolayı hâzır mevcüd olan izdir. Bu, meşhüdun müşâhedesindeki doğruluğa şâhidlik eder. Bu ya ilm-i ledünle olur —ki onun böyle bir ilmi yoktu, (sonradan) oldu- ya da vecd, hâl, tecelli veya şuhüd (müşâhede) yoluyla olur. (Kâşânî, 153; Câmi’, 87
Şâhid, lugatte hâzır demektir. Süfilerin ıstılâhında ise, insanın kalbinde hâzır (mevcüd) olan şeydir. Bu ise insanın gözünden gaib bile olsa, bir şeye bakıyormuş ve onu görüyormuş gibi, o şeyin zikrinin kalbi kaplaması, ona hâkim olmasıdır. İnsanın kalbine ilim galib geliyorsa, o kişi ilmin; recâ galib geliyorsa recânın; vecd galib geliyorsa vecdin; Hakk galib geliyorsa Hakk'ın şâhididir. O hâlde zikri senin kalbini kaplayan her şey o şeyin şâhididir
Denilmiştir ki Onların 1süfilerin) murâdı, şâhidin kalbde olanın şâhidi olmasıdır. Sevgili, sevenin kalbinin şâhididir. Yani onun kalbinin hâzırıdır (onun kalbinde mevcüddur). Onu —gaib olsa bile- gözüyle görüyormuş gibi görür, kalbinde onu müşâhede eder. Bu, mânâ itibâriyle birinci görüş gibidir. (Câmi, 164
şatah/şatahât (sübhâni; tâmât) Şatah (yalpalamak) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelimesi /a , nefsin ulühiyyet mertebesinin başına ulaştığı zaman hissettiği şey için kullanılır. Nefs, Allah'ın kendisi olduğunu, kendisinin Allah olduğunu idrâk eder. Böylece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a kapısından girer. Vecdin neticesi ağır olur, onu gizlemeye sâhibinin gücü yetmez. Dili ondan ayrılır (söylemek istediği şeyi açıkça anlatamaz). Bu hâlde, vâsıl olan kul ile mevsül olan (kavuşulan) Allah arasındaki cevheri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/huviyyet/" hüviyyet /a ortaya
