Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

salât (Tasavvuf Sözlüğü)

Kişiye salât İnamaz) sırasında iki şey ârız olur. Biri nefsin (sağa solaj bakma ve (çevresindekileri) dinlemeyle meşgul olması; diğeri ise organların yerli yerine oturması, namaz dışı meşguliyetlerlerle alâkanın …

Kişiye salât İnamaz) sırasında iki şey ârız olur. Biri nefsin (sağa solaj bakma ve (çevresindekileri) dinlemeyle meşgul olması; diğeri ise organların yerli yerine oturması, namaz dışı meşguliyetlerlerle alâkanın kesilmesi ve namazda olduğunu farketmenin mümkün olmasıdır. (Ri'âye, 59

Salât (namaz), dinin direği, âriflerin gözünün nüru, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddikların /a sürüru, mukarreblerin tâcıdır. Namazın makamı vuslat makamıdır. Hakk'a yakınlık, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a , huşü, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hasyet/" haşyet /a , tâzim, vakar, müşâhede ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a mahallidir. Allah Teâlâ'ya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcâttır /a . O'nun huzürunda durmak, O'na yönelmek ve O'ndan başka her şeyden yüz çevirmektir. (Luma , 203

Salâtımn (namazın) dört âdâbı vardır: Birincisi, mihrabda huzür-i kalb ile bulunmak, ikincisi Vehhâb folanj Allah'ın huzürunda akli müşâhedeyi (O'nun huzürunda olduğu bilincini) korumak, üçüncüsü şübhe ve vesveseye düşmeden kalb huşüunu elde etmek, dördüncüsü ise hiçbir beklenti içinde olmadan namazın rükunlarını huzü ile yerine getirmektir. Çünkü kalb huzüru perdelerin kalkmasına, akli müşâhede ilâhi azarlamanın giderilmesine, kalb huşüu kapıların açılmasına ve huzü hâli de sevâbın çoğalmasına yardımcı olur. Namazı huzür-i kalbden mahrüm olarak kılan sadece oyalanmış olur. Akli müşâhededen uzak olarak kılan aldanır. Kalb huşüundan uzak olarak kılan hata eder. Huzü ile erkânını yerine getirmeden kılan da kendisine cefâ etmiş olur. Bu dört âdâbı tamamen yerine getirerek namaz kılan ise namazın hakkını tam olarak vermiş olur. (Lüma', 209

Şeriatın, imânın vasıflarını toplayan on iki hasleti içine alır: Birincisi iki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehadet/" şehâdettir /a , bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fitrat/" fıtrattır /a ; ikincisi, salâvât-ı hamsdır (beş vakit namazdır , bu da dindir... (Küt, II, 140

Süfilerden biri demiştir ki: Namazın mânâsı, her türlü alâikten tecrid falâka ve bağlardan sıyrılıp çıkmak) ve hakaikle tefriddir (sadece mânevi hakikatlerle bulunmaktır). Alâik Allah'tan başka her şey, hakaik ise Allah'a ait ve Allah'tan olan her şeydir.

Bir başkası da demiştir ki: Namaz vuslattır. (Ta'arruf, 109

Lugatte salât İnamaz ), zikir ve inkıyâd (hatırlama ve boyun eğme) mânâsına gelir. Fakihlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ifadeleri/" ifâdelerinden /a anlaşıldığına göre namaz, bu alışılmış hükümlere mahsüs olarak verilen bir isimden ibârettir. (Hücvîrî, 358

Salât (namaz;), huzür ve gaybet hâlinin âleti olmayan bir emirdir. Çünkü emir, hiçbir şeyin âleti değildir. Huzür fiili huzürun, gaybetin illeti de gaybetin aynıdır, kendisidir. (Hücvîrî, 360

Şeyhlerimizden biri şöyle diyor: Musalli fnamaz kılan) dört şeye muhtaçtır, nefsini yok etmek, huy ve tabiatını terketmek, sırrını saflaştırmak ve müşâhedede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermek. Namaz kılanın nefsini terketmesi kolay değildir. Bu, ancak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a etmekle olur. Gayret toplandığında nefsine hâkim olma durumuna ulaşılır. Çünkü nefsin varlığı ayrılıktır; nefs, cem (bütünleşme) mefhümunun muhtevâsına sokulamaz. Allah'ın celâli ortaya çıkmadan huy gitmez. Çünkü Hakk'ın celâli başkalarının zevâli demektir. Sırrın saflığı ancak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbetle /a olur. Sırrı saflaştırmadan müşâhedenin kemâli gerçekleşmez. (Hücvîrî, 361

Salâtı hâssa, Rahmân'ın, Allah'ın rızâ ve selâmetleri üzerlerine olsun, kalblerin bekçileri, murâkıb, huşü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a ve müteyakkız olan dostlarını ikâz etmesi içindir

Rivâyete göre Yusuf Isâm, Horasan'da bir camiye uğradı. Büyük bir halka gördüğünde oradakilerin kimler olduğunu sordu. Ona bunun Hâtem'in halkası olduğu, orada zühd ve verâdan, havf ve recâdan bahsettiği söylendi. Yusuf, arkadaşlarına Hadi, kalkınız Hâtem'e namazın durumu hakkında soru soralım; bize cevâb verirse, tedris halkasına oturalım dedi. Yusuf, bu düşünceyle Hâtem'in huzüruna gidip selâm verdi. Ardından Hâtem'e Sana bir sorum var! dedi. Hâtem de Sor! dedi. Yusuf Sana namazın durumu hakkında bir şeyler sormak istiyorum dedi. Hâtem Namazın müârifetini mi, yoksa edebini mi sormak istiyorsun? dedi ve ekledi: Çünkü bu husüsta iki tür mesele vardır, ikisine de ayrı ayrı cevâb vermek gerekir dedi. Yusuf Edebini dedi. Hâtem de şöyle cevâb verdi: O, Allah'ın emrini yerine getirmen