Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

samt (Tasavvuf Sözlüğü)

(Dedim ki:) Hıfz-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisân /a (lisanı korumak) nedir? Dedi ki: Susmaktır. (Adâbı, 94 (Müridde bulunması gereken ve irâdenin doğruluğu, tâatlere sebeb arama, nefsini tanımak, Allah'ı …

(Dedim ki:) Hıfz-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisân /a (lisanı korumak) nedir? Dedi ki: Susmaktır. (Adâbı, 94

(Müridde bulunması gereken ve irâdenin doğruluğu, tâatlere sebeb arama, nefsini tanımak, Allah'ı tanıyanlarla dostluk etmek, nasüh tevbe, helâl rızık ve sâlih bir dost edinmekten ibâret olan) yedi haslet, irâdenin gıdasıdır. İrâde ancak bunlarla itidâle kavuşur. Bu yedi hasleti binasının temeli ve direklerinin desteği olan dört hasletle destekler. Bunların ilki açlık, diğerleri uykusuzluk, samt (susmak; ve halvettir. Bu dört haslet nefsi hapseder ve onu baskı altında tutar. Nefsi bu hasletlerle bağlamak onun vasıflarını zayıflatır ve bunlarla nefsin muâmelesi güzelleşir. (Küt, I, 94

Samt (sessizlik, az konuşmak, susmak) selâmettir. Esas olan da selâmettir. Susmanın yasaklandığı yerde susmak pişmanlık getirir. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a susulacak mahalli tâyinde şeriata, dini emir ve yasaklara itibâr etmek gerekir. Zamanı gelince susmak, Allah adamlarının sıfatıdır. Nitekim yeri gelince konuşmak da en şerefli hasletlerdendir. Ebü Ali Dekkak'ı şöyle derken duymuştum: Hakkın çiğnendiği bir yerde susan dilsiz şeytandır. Samt huzür âdâbındandır. (Kuşeyri, 62

Derler ki, Avâmın sükütu dil ile, âriflerin sükütu kalb iledir. Aşıkların sükütu ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kalblerindeki/" kalblerindeki /a havâtırı korumakla mümkün olur.

Süfilerden birine Konuş! demişler, o da Dilim yok ki konuşayım demiş. Dinle! demişler, bunun üzerine Kulağım yok ki dinleyeyim demiştir. (Kuşeyri, 64

Samtı ise, uzlet kolaylaştırır. Bununla beraber uzlete çekilen kimse, yine de tamamen yalnız kalmaz. Kendisinin yeme, içme ve diğer ihtiyaçlarını temin eden kişiyi görmekten de hâli değildir. Onunla da zarüret dışında konuşmaması gerekir. Çünkü söz kalbi meşgul eder. Kalbin söze meyli fazladır. Kalb konuşmakla rahatlar. Sadece zikir ve tefekkürle uğraşmak ona ağır gelir de, söz ona rahatlık verir. Samt ise aklı takviye eder, verâı (şübheli şeylerden kaçınmayı) ve takvâyı öğretir (İhyâ', NI, 94

Âfât-ı lisân (dilin âfetleri), yanlışlık, yalan, dedikodu, söz getirip götürme, iki yüzlülük, ikilik çıkarma, çirkin söz, tartışmak, nefsini temize çıkarmak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıla /a dalmak, düşmanlık, lüzumsuz konuşmak, gerçekleri saptırmak, gerçeğe ilâve ya da eksiltinede bulunmak, insanları rahatsız etmek veya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a nâmusunu lekelemeye çalışmaktır

Bu dil âfetleri pek çoktur. Dile kendiliğinden ârız olurlar, ağır gelmezler. Kalbde bunların tadı vardır. Bunda tabiatın ve şeytanm da katkısı vardır. Bu âfetlere dalan kimse diline az zaman hâkim olup, sevdiği şeye karşı dilinin dizginini serbest bırakır, sevmediği şeylerden dilini tutar. Çünkü böyle yapmak ilmin zorluklarındandır. ..Bundan dolayı konuşmaya dalmakta tehlike, samtta (susmakta) ise selâmet vardır. Bunun için susmanın kıymeti büyüktür. Susmaktaki bu kıymetle beraber, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmetin /a derli toplu bulunması, vakarın devam etmesi, fikir, zikir ve ibâdet için işlerini bir kenara bırakmak, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a konuştuklarının hesabını âhirette vermekten sâlim olmak gibi iyi hasletler de vardır. (İhyâ', III, 138