Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sana döneceğini (Tasavvuf Sözlüğü)

vakti geldiği zaman Mizân'ı kendi elinle kurmayacağını anlamandır. (Menâzil, 8 Tüccarın ortağıyla olan muhâsebesi, fazlalığın ve eksikliğin ortaya çıkması için ana sermayeyi, kazancı ve zararı kontrol etmesidir. Eğer …

vakti geldiği zaman Mizân'ı kendi elinle kurmayacağını anlamandır. (Menâzil, 8

Tüccarın ortağıyla olan muhâsebesi, fazlalığın ve eksikliğin ortaya çıkması için ana sermayeyi, kazancı ve zararı kontrol etmesidir. Eğer kazançta fazlalık varsa ortağına verir ve ona teşekkürde bulunur. Eğer bir zarar söz konusu ise ortağından onu ödemesini ve gelecekte telafi etmesini ister. Bunun gibi, kulun dini sermayesi farzlar, kazancı nafileler ve faziletler, zararı ise günâhlarıdır. Bu ticâretin mevsimi tüm günüdür

Daima kötülüğü emreden nefsiyle muâmelesi ise şu şekilde olmalıdır: Öncelikle nefsini farzlara karşı hesaba çeker. Eğer farzları vaktinde yerine getirmiş ise Allah'a şükreder ve benzeri ibâdete nefsini teşvik eder. Eğer farz ibâdeti vaktinde yerine getiremeyip aksatırsa kaza eder. Eksik kılmışsa nafilelerle eksiğini gidermeye çalışır. Eğer bir günâh işlemişse tüccarın ortağına yaptığı gibi eksiğini telâfi etmek için nefsini cezâlandırmak ve onu kınamakla meşgul olur

Bunun yanı sıra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a hesabında zarara uğramamak için tane ve kıratı hesab a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a kâr ve zarar girdisini kontrol a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a gibi, dininde de gününü kurtarmalıdır. Aynı zamanda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmette /a başkasının bakacağı hesabı da nefsine garanti etmeli, bu şekilde bakışını, gönlünden geçenleri, düşüncelerini, oturmasını, kalkmasını, yemesini, içmesini, uykusunu hatta susmasını; niçin sustuğunu, durmasını; niçin durduğunu kontrol etmelidir

Nefsinin yapması gereken bütün şeyleri bilip, yerine getireceği kadarını doğruladıktan sonra o miktarı hesab edince geri kalan da ortaya çıkar. O zaman onun üzerinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a etmeli ve tüccarın hesabdan sonra geride kalanı hesab defterine kaydettiği gibi kalbinin sayfasına onu yazmalıdır. (Jhyâ', 139

Makamlardan) ... nefs muhâsebesi; nefsin fazlalık ve eksikliklerini, lehinde ve aleyhinde olan şeyleri kontrol etmektir. (Âdâb , 20

Hakiki mânâda nefsine mukavemet etmeye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eden kişi mücâhede ve muhâsebe sâhibidir

Bir şey özü itibâriyle hâl olur, sonra makam hâlini alır. Kulun kalbinde bir muhâsebe duygusunun doğması, sonra nefsâni husüsiyetlerin hâkim olmasıyla bu duygunun kaybolması, yine bunun bazen ortaya çıkması ve bazen kaybolması gibi. Kul, muhâsebe hâlini devam ettirirse bu durum devam eder. Nefsâni sıfatların ortaya çıkmasıyla muhâsebe hâlinin ortadan kalkması, ilâhi yardımın gelmesine kadar devam eder. Hakk'ın yardımıyla muhâsebe hâli kula hâkim olur ve nefs mağlub edilir. Muhâsebe hâli bütün te'siriyle onu kuşatır, nefsin vatanı, istikrâr yeri ve makamı olur. (Diğer hâller de böyledir (Câmi'))... ((Avârif, 273; Câmi’, 138

Bunun devamlı olması ve kulda yerleşik duruma gelmesi hâlinde muhâsebe makamından a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a makamına yükselmiş olur. Muhâsebe kişinin makamı olduğunda, murâkabe onun için hâl olur. Sonra murâkabe hâli, hata ve gafletin zaman zaman kulun iç dünyâsında galib gelmesinden dolayı, hata ve gafletin da692 muhâsebe

ğılmasına götürür. Allah, yardımıyla kulunu destekler. Böylece murâkabe hâl olduktan sonra makama dönüşür. Muhâsebe makamı, ancak murâkabe hâlinin gelmesiyle istikrâra kavuşur. Kula, müşâhede hâline yükselme a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a verildiğinde, murâkabesi istikrâr bulur ve makamı hâline gelir

Muhâsebe, fazlalığın ve eksikliğin ortaya çıkması için ana sermayeyi, kazancı ve zararı kontrol etmektir. Kulun dini sermayesi farzlar, kazancı nafileler ve faziletler, zararı ise günâhlarıdır. Öyleyse öncelikle nefsini farzlara karşı hesaba çekmeli, eğer bir günâh işlemişse eksiğini telafi etmek için nefsini cezâlandırınakla meşgul olur. (Kudâme, 401

Mu'âkabe-i nefs alâ taksirihâ (kusurlarından dolayı nefsi cezâlandırmaj: Biliniz ki, mürid, nefsini hesaba çektiği zaman onda eksiklik görür; veya bir günâh işlediğinde onu salıvermemesi gerekir. Çünkü o esnâda günâh işlemesi ona kolay, o günâhtan kopması zor gelir. Bu durumda kişinin, ailesini ve çocuklarını cezâlandırdığı gibi, nefsini de mübâh olan bir cezâ ile cezâlandırması gerekir. (Kudâme, 402

Muhâsebenin üç adımı vardır. Bunlar tevbeye azmettikten sonra devşirilir. İslâm adımında sâlik nimetlere kavuşur ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a , nefse kötü zanda bulunma ve nimeti fitneden ayırma nürunu devşirir. İmân adımında Hakk için olanı veya ondan geleni diğerlerinden ayırır. İhsân adımında ise, kendini memnun eden tâatlerin kendisinin aleyhine, kardeşini kınadığı diğer tâatlerin ise kendi lehine olduğunu bilir. (Ravza, 477

Muhâsebe, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayat/" bidâyâtta /a iyiliklerle kötülükler arasında denge kurmaktır. Ebvâbda, hayırla şer arasında ve bunların önemi konusunda mukayasede bulunmak, hayra boyun eğmek ve şerri mahv etmektir. Muâmelâtta, huzür ve riâyet vakitleri ile uyanıklık ve gaflet vakitleri arasında mukayesede bulunmaktır

Ahlâkta, faziletlerle rezillikleri, güzel melekelerle kötüleri mukayese etmektir. Usülde azimetle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fetret/" fetret /a , sülükte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmetleri /a bir araya toplamakla tefrikayı, Hakk ile ünsiyette bulunmakla halkla birlikte olmanın yalnızlığını mukayese etmektir. Edviyede muhâsebe, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a makamında, âyâna yakın olmak ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a nüru ile nürlanmak süretiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtılın /a sükünü hariç, vakitler arasında denge kurmaktır. Ahvâlde muhâsebe, parıltıların kişiyi sardığı ve uzaklaştığı; şevk ve vecdin hazır olup zayıfladığı ve zevkin meydana geldiği ve yok olduğu vakitler arasında, bu hâller sürdükçe muhâsebe yapmaktır

Velâyâtta muhâsebe, vaktin huzüru ile bulanıklığı, nefsi rahatlatmak ile mümkünse sıkıntıyı def etmek arasında ölçüye dikkat etmektir. Hakaikte muhâsebe, bast-kabz vâridleri, tecelli ve setr (gizlenme) vakitleri ve mânevi sarhoşluğun galib olup yerleşmesine kadar sahv (uyanıklık) arasında olur. Nihâyâtta muhâsebe ise, sevginin başlarındaki fenâ hâlleri arasında ve fenâya erişinceya kadar telvinin (hâlden hâle geçmenin) ortaya çıkışında, cem ve farkta, tahakkuk ve teferrüd hâlinin, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhasibiyyun/" muhâsibiyyün /a cem ve farkın, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a makamındaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhidin /a gerçekleşmesi için yapılan muhâsebedir. (Câmi’, 274

Nefs muhâsebesi, fiil işlemek, fiili terk etmek ve mücâhedelerle elde edilen zevk ve vecdler hakkında konuşmakla alâklı olur. Sonra bu nefs muhâsebesi kulda bir makam olarak yerleşir ve kul bu makamdan bir diğerine yükselir. (Buğye, 18