Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sana (Tasavvuf Sözlüğü)

bırakıyoruz. Uzun ömürlü olan yakin nüruyla kalbdeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ayne-l-yakin/" ayne'l-yakin /a arasında dönüp dolaşan hastalık ise, ihlâs ve iyi ve kötü amellerin ne olduğunu araştırma konusundaki …

bırakıyoruz. Uzun ömürlü olan yakin nüruyla kalbdeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ayne-l-yakin/" ayne'l-yakin /a arasında dönüp dolaşan hastalık ise, ihlâs ve iyi ve kötü amellerin ne olduğunu araştırma konusundaki eksikliktir. Böyle bir şey gerçekleşseydi, perde kalkar, inşirah vâki olur, nürlar ittisal eder, âyet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâretler /a tezâhür ederdi. (Tedbirât, 221

Allah'ın iki nüru vardır: Biri, kendisi sayesinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a verdiği nür; diğeri ise, kendisine doğru hidâyet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a nürdur (biri hidâyetin sebebi, diğeri ise sonucudur). Bu nürun kalbde iki gözü vardır; Biri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiret /a gözüdür ki, bu ilme'l-yakindir. Diğeri ise ayne'l-yakindir. Basiret gözü Allah'ın hidâyet ettiği, ayne'l-yakin ise Allah'ın kendisine hidâyet ettiği nürla bakar. (Tedbirât, 221

Nürun hâkimiyeti

askeridir seherlerin

Gündüzü arzulayarak gelmiştir gece

Nür, idrâk eder (görür) ve onunla idrâk edilir. Zulmet idrâk eder, ancak onunla idrâk edilmez. Nürun, idrâk etmesi ve kendisiyle idrâk edilememesi itibâriyle ehemmiyeti büyüktür; idrâk etmemesi ve kendisiyle idrâk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a itibâriyle ince ve şeffaftır. İdrâk sadece idrâk eden kişide bulunan nür yardımıyla olur. Bunun için akıl ve his (duyu) gerekir. Hz. Peygamber'e Rabb'ini gördün mü? diye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nur-zulmet/" nür-zulmet /a sorulduğunda şu karşılığı vermiştir: O bir nürdur, O'nu nasıl göreyim! Hz. Peygamber bu ifâdeyle kurbun (yaklaşmanın) son noktasına dikkat çekmiştir. O, insana şah damarından daha yakındır. Biz insana şah damarından daha yakınız, ancak siz göremezsiniz! (Fütühât, III, 267

Nür, Allah'ın isimlerinden biridir. O'nun Zâhir ismiyle tecellisidir. Bununla tüm maddi süretlerdeki zâhir vücüdu fvarlığı, var oluşu) kasd ediyorum. Nür, dini ilimlerden örtülü olanı açan her şey için de, kalbe gelen ilâhi vâridler için de kullanılır. (Kâşânî, 98; Câmi’, 102

Nür, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a zuhür ettiği zâhirdir. Allah, istikamet üzere a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimseye /a , tâatlar yoluyla tabiatının karanlığından temizlenmek için, rühun nürunun nüruyla karşılaşana kadar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbeti /a müşâhede ettirmek süretiyle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânda /a bulunur. (Ravza, 312

Tecrid kardeşliğinin üzerine nürlar doğar. Bunun çeşitli türleri vardır: (Bir tanesi) şimşek gibi parıldayan nür. Bundan daha büyüğü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayet/" bidâyet /a ehline gelen nürdur. Tatlı bir şimşek parıltısı gibi gecenin karanlığını sarar. Aynı zamanda bunun dışında ondan daha büyük ve şimşeğe daha çok benzeyen nür da vârid olabilir. Şu kadar var ki bu, korkutucu bir şimşektir. Bazen ondan gök gürültüsü gibi beyinde yankılanan bir ses işitilir

Tatlı bir şekilde vârid olan nür, başın üzerinde akan suyun vürüduna benzer. Uzun zaman sâbit olan, kahrı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddetli /a bir nürdur. Ona beyindeki uyuşukluk eşlik eder. Cidden tatlı olan nür; buna latif bir parlaklık eşlik eder. Davul ve düdükleri işitmekten meydana gelir. Geriye bir üstünlük bırakan, tefekkür ya da tahayyüle sevk eden, bidâyet ehli için korkutucu olan işlerdir

Büyük bir parlaklık içinde parlayan nür, güneşten daha açık bir müşâhedeyi izhâr eder. Burakın nüru; uzun bir zaman için insan saçıyla alâkalı gibidir. Peşpeşe gelen gezgin nürlar; baştaki saçı tutup, şiddetle çeker gibidirler. Ona tatlı bir elem verirler

Nefsten, tüm nefsâni rüha doğan nür; bu nür zâhir olunca sanki bedeni bir zırh kaplar. Neredeyse bedenin bütün rühu bağlanır. Süreti parlaktır ve hakikaten tatlıdır

Başlangıcı hücüm olan nür; başlangıcında insan, yıkılıp giden bir şey olduğunu zanneder. Onun beraberindeki nürun hemen hemen güç yetiremediği bir yükü vardır. Onun yanındaki nürun neredeyse mafsalları kesip koparıncaya kadar bedeni hareket ettiren bir kuvveti bulunur. (Ravza, 516

Havada bulunan güneş ışınlarından yere yayılan nürun, onu idrâk eden gözün nüru dışında vücüdi (varoluşsal) bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a yoktur. İki ayn, yani güneşin ve gözün aynı birleştiğinde görülen şeyler aydınlanır. Denilmiştir ki Güneş görülen şeyler üzerine yayılmıştır. Bundan dolayı işrâk faydınlanma), bulutun mevcüdiyetiyle yok a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nur-i-ahkam/" nür-ı ahkâm /a

olup gider. Çünkü ayn, bulutun mevcüdiyeti sebebiyle, başka bir aynı müşâhede etmeyi fark etmiştir. (Esfâr, 20

Nür, keşfin ve zuhürun sebebidir. Çünkü nür olmasaydı, göz hiçbir şeyi idrâk edemezdi. Allah bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâli /a kendisiyle her bir şeyin idrâk edildiği bir nür kıldı. Onun nüru, adem-i mahza nüfüz eder. Onu vücüd olarak şekillendirir. Hayâl, nür ismini almaya parlaklıkla sıfatlanan tüm mahlükattan daha lâyıktır

Bu asırdaki ashâbımız yanlış düşünüyorlar. Çoğu akıl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a , onun dar alanını merkez; üst alanını felek-i âlâ —ki onun içinde olan süretler âlemin süretleridirkıldılar. Borunun en geniş tarafını en üstü; dar tarafını âlemin en aşağısı yaptılar. Durum iddiâ ettikleri gibi değildir. Bilakis hayâl , dediğimiz gibi Hakk'ın süretleri olunca, onun altında âlem vardır. O kadar ki, ademin (yokluğun) en üstü dar; en aşağısı geniş olur. Allah onu bu şekilde yaratmıştır. Bundan ilk yaratılan darlık; son yaratılan da genişliktir. (Esfâr, 56

Nür, zâhir hâllerin mertebesidir. Hükmü, insanlarla alâkalıdır. Onlardan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zahir-olan/" zâhir olan /a şeylerin çoğu nağmelerin işitilmesi hakkındadır. Çünkü onlar, insanların üzerine indiğinde, felekler üzerinden geçerler. Onların hareketlerinin, kulakların hoşlandığı güzel nefesleri vardır. Böylece hâllere bürünürler. Onlara semâ meclislerinde hayvâni nefsler iner. (Esfâr, 241

Nür vücüddur. O, Allah'a aittir. Bizim ondan bir payımız yoktur. O, Hakk'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunun /a kokusunu koklamayan ademe ait imkân âleminde tezâhür eder. O, içimizde onun imkânına bağlı olarak bâkidir. Hakk, mümkün mevcüdlardan (varlıklardan) herhangi biriyle tezâhür edince, onu yok eder. Ardından o, içinde taayyün eden mertebeler itibâriyle, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a dâhilinde bâki kalır. Eğer o, Hakk'ın ilmiyle tezâhür etseydi, her şeyi bilirdi. (Nefehât, 77

(Ayrıca bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/var/" envâr /a