secdesidir ve Hakk'ın kabül hazretinin kapısını çalmaktır. Kapı açılır, başını kaldırır, bu tecellide ona hâsıl olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşetten /a dolayı elindeki ameller düşer. Ne getirdin? diye nidâ edilir. Falan oğlu falanın amelleridir, sultanın beni ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halife/" halife /a kıldı; hazretin çölünden bana almamı emrettiğin tüm vergi bana arzedildi der. Hakk Onu imâm-ı mübinle kabül edin, onu ben yaratmadan evvel yazmıştım der. Bir harf bile değişmez. Onun defterini illiyyine kaldırınız buyurur, defter de kaldırılır. İşte bu sidre-i müntehâdadır. Ancak bu amellerde zülum ve uygun olmayan şeyler varsa, onlara gök kapıları açılmaz. Bu durumda onların varacağı yer felek-i esirdir, burada da hitâb vâki olur. (Tedbirât, 188
Sidre-i müntehâ, Küll'ün seyr, amel ve ilimlerinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a son bulduğu en büyük berzahiyyettir. O, kendisinden daha yüce bir mertebe olmayan isimler mertebesinin nihâyetidir. (Kâşânî, 100; Câmi’, 85
Sidre-i müntehâ, mahlükun, Allah'a seyrinde ulaştığı en son yerdir. Ondan sonra, sadece Hakk Teâlâ'ya mahsüs yer vardır. Mahlükun Sidre-i Müntehâ'dan sihr sonrasma ulaşması mümkün değildir. Çünkü halk, burada a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a yoklukla yok edilmiş, silinmiş, gömülmüş ve kazınmıştır. Sidreden sonra onun varlığı söz konusu değildir. (İnsân, II, 7
