Sefer-i fıtri (fıtri sefer), başka bir şeyle değil, sadece hâl ve ilimler husüsunda olur. İnsanlar ademden teklif vaktine (yokluktan varlığa sehâ
ya da şer'i mükellefiyet sahasına) çıktıkları zaman a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fitrat/" fıtratla /a ; teklif vaktinden ölüm vaktine çıktıkları zaman a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ru-yet/" rü'yet /a ve fıtratla; ölüm sonrasından ise sadece fıtratla —ki bunlar avâma aittir- sefer ederler. Fıtrat ve rü'yetle birlikte sefer etmek havâssa aittir. Rü'yetle sefer ölümden sonradır. Sadece hâl ve ilimler husüsunda olur
Hâl ve ilimle seferin nihâyeti yoktur dersen şöyle derim: İlim ve hâl ile seferden maksad, amel edip kazanılan şeylerdir. Ölümden sonra insanlar dünyevi amelleriyle kazanmış oldukları hâl ve ilimlerle sefer ederler. Onların bu yolculukları cennet ya da cehenneme varmadan tamamlanmaz. Çünkü orada, kazanılmış olan hâl ve ilmin bir hükmü yoktur. Çünkü, (hâl ve ilmin) her ikisinin de gayesi, cennet veya cehennemi elde etmektir. Bundan sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyetten /a başka hiçbir şeyin hükmü yoktur. (Esfâr, 61
sehâ ( slotu ) (Kendisine sordum:) Sana göre sehâ (cömertlik) nedir? Dedi ki: O'na, sadece O'nu sevdiğin için kulluk etmendir. Yoksa bir karşılık ya da mükâfât bekleyerek değil.
İlim dilinde cüd ile sehâ arasında fark yoktur. Hakk'ın bir şeyden alıkonması mümkün olmadığı için O, sehâ ve semâhat (cömertlik ve hoşgörü) ile vasıflanmaz. Cüdun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , kişiye vermenin zor gelmemesidir. Süfilere göre sehâ ilk mertebedir, sonra cüd, ardından isâr gelir. Malın bir kısmını verip bir kısmını kendisine hibidir. Zarara katlanıp başkasını tercih eden kimse ise isâr sâhibidir. (Kuşeyri, 122
Sehâ, bulanın bulamayana vermesi değil, ancak bulamayanın bulana vermesidir. Abdullah Mübârek demiştir ki: Kişinin, insanların elinde bulunan şeylerden sehâsı 1başkalarının malına karşı zâhid olması), malı başkaları için harcama yoluyla yapılan sehâdan daha üstündür. (Kuşeyri, 125
Sehâ, saçıp savurmak ile cimrilik etmek arasında orta bir hâldir. O, infâk etmekte zorlanmamak, bir şey kazanırken, bütünüyle ona yönelmekten kaçınmaktır. (Mizân, 76
Riyâzetten murâdın itidâl olduğunun delili, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehanin/" sehânın /a (cömertliğin; şer'an arzu edilir bir vasıf olmasıdır. Sehâ, cimrilik ve müsriflik arasında orta bir yerdedir. Allah bu hâli övmüştür: İnfâk ettiklerinde isrâf da cimrilik de etmezler. Bu ikisinin arasında itidâli muhâfaza ederler (Furkân, 25/67
Bil ki itidâl, bazen fıtratın kemâliyle hâsıl olur. Bu Allah'ın bir armağanıdır. Nice çocuk vardır ki, doğru sözlü, cömert ve yumuşak huylu olarak yaratılır. Bazen de iktisâbla, riyâzetle çalışarak elde edilir. Bu ise nefse istenilen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a celbeden amelleri yüklemekle olur. Cömertlik ahlâkını elde etmek isteyen, bu ahlâk onun tabiatı olana kadar cömertlik fiillerini yüklenerek yapmaya çalışsın! (Kudâme, 157
