Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sehânın (Tasavvuf Sözlüğü)

şer'an arzu edilir bir vasıf olmasıdır. Sehâ, cimrilik ve müsriflik arasında orta bir yerdedir. Allah bu hâli övmüştür: İnfâk ettiklerinde isrâf da cimrilik de etmezler. Bu ikisinin arasında itidâli muhâfaza ederler. …

şer'an arzu edilir bir vasıf olmasıdır. Sehâ, cimrilik ve müsriflik arasında orta bir yerdedir. Allah bu hâli övmüştür: İnfâk ettiklerinde isrâf da cimrilik de etmezler. Bu ikisinin arasında itidâli muhâfaza ederler. Furkân, 25/67

Bil ki itidâl, bazen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/fitrat/" fıtratın /a kemâliyle hâsıl olur. Bu Allah'ın bir armağanıdır. Nice çocuk vardır ki, doğru sözlü, cömert ve yumuşak huylu olarak yaratılır. Bazen de iktisâbla, riyâzetle çalışarak elde edilir. Bu ise nefse istenilen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâkı /a celbeden amelleri yüklemekle olur. Cömertlik ahlâkını elde etmek isteyen, bu ahlâk onun tabiatı olana kadar cömertlik fiillerini yüklenerek yapmaya çalışsın! (Kudâme, 157

Seyyidim Ali Mürsafi'yi şöyle derken işitmiştim: Şeyhin müride telkininin hükmü, kuru bir yere dikilip de yağmura doymayı bekleyen çekirdeğin hükmü gibidir. (Yani) onun murâdı, istimdâdı, beslenmesi ve yapraklarının çıkması, suyu iyice emmesine bağlıdır. Dolayısıyla bereket, şeyhin çekirdeği dikmesine değil, suya kanma derecesine bağlıdır

Şeyh a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eder, Allah da nebâtâtı bitirir. Bazen bir şeyh, müridi için bir ağaç diker ve ölür. Ondan sonra meyve başka bir şeyhin elinde çıkar. Bu da ya müridin himmetinin zayıflığından ya da zikir mânâlarının kalbe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisâna /a ardı ardına gelmemesinden dolayıdır. Onlar şöyle demişlerdir: Telkinden sonra zikrin ardı ardına gelmesi, diktikten sonra yağmurun çekirdek üzerine peşpeşe gelmesi gibidir. Çünkü bu, açılmayı ve neticeyi hızlandırır.

Bilinmektedir ki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telkin/" telkinden /a sonra mürid, sadece sabah akşam fakirlerle zikir meclislerine gelmekle yetinmez. Nitekim zamanımızda müridlerin çoğu böyledir feldekiyle yetinmektedirler). Bu zikrin meyvesi hüküm bakımından, çekirdeğe sabah bir damla, akşam da bir damla su damlatan kimse gibidir. Oysa sabahla akşamın aralarına güneş ve rüzgâr girmektedir. Bu şekilde çekirdeğin toprağı suya kanmaz. Hatta bazen çekirdeğe bir damla bile ulaşmaz. O zaman açılma zamanı uzar. Bazen ölür de asla hiçbir şey açılmaz. Bazen bu mürid, şeyhi telkininden dolayı kınar. İçinden de olsa şöyle der: Bu telkine benim ne ihtiyacımı var? Çünkü bana hiçbir faydası olmamıştır. Şeyhin vazifesinin ancak çekirdek dikmek olduğunu unutur. Bunun için müridin çokça zikretmesi ve râzı olunacak ameller yapması gerekir. (Envâr, I, 40

Süfi ıstılâhında şeyh, sırrın babasıdır. Onun için çocuğun (veledin), babasına isşeyh yân edip karşı gelmemesi gerekir. İsyan hiçbir şekilde mümkün değildir, bu hüküm umümidir (müridin bütün hâlleriyle alâkalıdır). Çocuğun (müridin) şeyh elindeki durumu, meyyitin gassâl (ölü yıkayıcı) elindeki durumu gibidir. (Envâr, I, 189

Şeyh; müridin bütün hâl ve haraketlerinde yöneldiği Kâbe'sidir. (Envâr, II, 82

Ehl-i tarikat; insanların, kendilerini iyiye götürecek, kötülüklerden vaz geçirecek bir şeyh bulmalarının gerekli olduğunda ittifâk etmişlerdir. Bu şeyh, insanları, kalbiyle Allah Teâlâ'nın huzüruna çıkmaya mâni olacak kötü sıfatların giderilmesi için uyaracak ve irşâd edecektir ki, kıldığı namaz sahih olsun. Namazın sıhhati a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/icin-ne/" için ne /a gerekiyorsa onun yapılması da vâcibdir. Çünkü farzın yerine getirilebilmesi için gerekli işlerin yapılması da farzdır

Hadiste belirtildiği gibi, hiç şübhe yoktur ki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a sevgisi, kibir, gurur, riyâ, kin, haset, kıskançlık, nifak gibi batıni hastalıkların tedâvi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a şarttır. Bu hastalıklara yakalanan kimseler, cezâ görmekle de tehdid edilmişlerdir. Bilinmelidir ki, her kim bu hastalıkları tedâvi edecek bir şeyh edinmezse, işte o kimse Allah Teâlâ ve O'nun Resülü'ne âsi olmuştur. Çünkü hiç kimse, şeyh olmadan hastalığının ilacını bulamaz. İlimlere dâir bin tane kitâb ezberlese bile böyledir. Tıpkı, tıb kitâblarını ezberleyip de, ilacın hastalığı nasıl yok edeceğini bilmeyen kişi gibi. Adını duyan herkes, kendisinin büyük bir tabib olduğunu söyler. Fakat onu görüp de bir hastalığın ilacını sorup çaresini arayansa, ne kadar câhil biri olduğunu anlar. (Buğye, 14

Müridin, kendisini teslim edeceği şeyhte beş şartın bulunması gerekir: Zevk-i