Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sekriyle (Tasavvuf Sözlüğü)

şarâb içen kişinin sekri kıyaslanamaz. Çünkü bazen şarâb içenlerde keder, endişe, hatta ağlama olur. Bu, şarâb içenin mizâcına göre olur. Böyle bir kişi de sekrân fsarhoş) diye isimlendirilmiştir. Bu gibi hâller Allah …

şarâb içen kişinin sekri kıyaslanamaz. Çünkü bazen şarâb içenlerde keder, endişe, hatta ağlama olur. Bu, şarâb içenin mizâcına göre olur. Böyle bir kişi de sekrân fsarhoş) diye isimlendirilmiştir. Bu gibi hâller Allah yolundaki sekrde olmaz

İnsanların pek azı canlılıkla sarhoşluğu ayırd edebilir. Bize göre tabii ilimde, şarâb içen kişide keder, ağlama, endişe ve hüzün ortaya çıkarsa bu durum, tabiat ve mizâcının gereğidir. Bu kişi (bizim kasd ettiğimiz mânâda) sekrân değildir, sekr hâline a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a de değildir

Bazı mizâclar sekr kabül etmez. O mizâclarda sekrin izi bile bulunmaz. Sekrin gaybeti, hislerden (duyulardan) gelmez. Onun gaybeti, sevinç ve sürürdan başka bir şeyden değildir. Bunların bir benzeri de, sevinç yaşamayan, tefekkür, gaybet ve fenâ ehli olan ve sekri gaybet türlerinden ayırabilen kişilerdir. (Fütühât, II, 534-535

Süfilere göre sahv, gaybet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a sonra güçlü bir vâridle şuür hâline dönmektir. Sekrin de sahvın da târifinde güçlü bir vârid ifâdesini kullanırlar. Bunlar sahvın daha kuvvetli bir vâridle gerçekleştiğini ve sekr ile tavsif edilen bir mahal olduğunu söylememişlerdir. Sahv, kuvvet bakımından eşit olmakla birlikte, bu vâridlerin her ikisiyle de tahakkuk eder (gerçekleşir). Bunlar birbirine mâni olurlar

Sekr vâridi daha çok kabüle şâyândır. Bu vârid, mahal sâhibi olup, kendisinin (başka vâridlere) mâni olma gücü de vardır. Fakat, bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a ve istidâd olmadan o mahalde yerleşmez. Bütün vâridler eşit olsa bile bu mahal, sözü edilen nisbet ve istidâd sayesinde kendisine münâsib olan vâridi ister. O mahalde başka bir vârid hâkim olduğu sırada diğer vârid gelirse, derhâl mevcüd nisbet ve istidâd, o vâridi, üzerinde bulunduğu hükmü taleb eder a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bulurlar ve ondan, oradaki o vârid sekr-sahv dışındaki vâridin hâkimiyetini giderirler. Ama bu vaziyet, (o vâridin) kendi kuvveti ve diğer vâridin zayıflığından dolayı değil, nisbet ve istidâdın kuvveti sebebiyle olur

Bil ki, bu yolda sahv sadece sekrden sonra vâki olur. Sekrden önce vâki olan (gerçek mânâda) sahv hâli olmadığı gibi, o kimse de sahv sâhibi değildir. Bununla beraber, ona sekr sâhibi değil, huzür veya beka sâhibi ya da bundan başka bir şey denir. (Fütühât, II, 536

Onlara göre sekr, neşe hâlindeyken sâhib oldukları şeylerin elden çıkmasıdır. Bu, âşıkların makamlarındandır. Bu makamda temkin sâhibi olanlardan başka herkesin ayağı kaymıştır. (Ravza, 666

Şunun bilinmesi gerekir: Sekriyyet hükümlerinden (sekr hâline ait hükümlerden) olan her şey velâyet makamındandır. Sahv hükümlerinden olan her şey de niübüvvet makamına bağlıdır. Salât ve selâm üzerlerine olsun, peygamberlere uyma husüsundaki en mükemmel velilerin, tabiiyyet yoluyla ve sahv vâsıtasıyla bu makamdan nasibleri vardır

Bistâmiler sekri sahvdan üstün tutarlar. Bu sebeble, (şatahâtından birinde) Ebü Yezid Bistâmi's demiştir ki: Benim sancağım, Muhammed'in sancağından daha yüksektir. (O, bu sözünde,) kendi sancağıyla velâyet sancağını, Hz. Muhammed'in sancağıyla da nübüvvet sancağını kasd etmiş, sekre dönük olan velâyet sancağını, sahva dönük olan nübüvvet sancağına tercih etmiştir. Bazı süfilerin, velâyetin nübüvvetten üstün olduğu görüşü bu kabildendir. Bunun böyle olması, onların velâyeti Hakk'a, nübüvveti ise halka müteveccih görmelerinden dolayıdır. Hakk'a müteveccih olan bir şeyin, halka müteveccih olan bir şeyden daha üstün olduğu husüsunda hiçbir şübhe yoktur

Bazı süfiler, bu sözdeki tevcihle alâkalı olarak demişlerdir ki: Peygamberin velâyeti nübüvvetinden daha üstündür. Bu fakâre göre, buna benzer sözler doğru olmaktan uzaktır. Çünkü nübüvvetteki teveccüh sadece halka doğru değildir. Aksine bu teveccühle beraber aynı zamanda Hakk'a doğrudur. Çünkü onların bâtınları Hakk ile, zâhirleri ise halk ile beraberdir. Teveccühü sadece halka doğru olan