Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

selâmet mine'd-dünyâ (Tasavvuf Sözlüğü)

(Râbia şöyle dedi:) Dünyâdan selâmette kalmak, onun içindekileri terketmektir. Sen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâyla /a kirlendiğin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bu iş nasıl olacak? Dedi ki: …

(Râbia şöyle dedi:) Dünyâdan selâmette kalmak, onun içindekileri terketmektir. Sen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâyla /a kirlendiğin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a bu iş nasıl olacak? Dedi ki: fEy dünyâ) sen ancak sayılı günlerden ibâretsin. Bir gün gittiğinde bir parçan gitmiş olur. Bir parça gittiğinde neredeyse tümü gider. Sen biliyorsun, öyleyse yap!

Ona dedi ki: İmânının a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a nedir? O da şöyle cevâb verdi: Ben O'nun cehenneminden korkarak ve cennetini arzulayarak ibâdet etmedim. Böyle yapsaydım, 1O'ndan başka bir şey isteyip özleyerek çalışan) kötü bir işçi gibi olurdum. Oysa ben O'nu severek ve özleyerek ibâdet ettim.

sem (ilkâ'-yı sem ) Ebü Said Harrâz şöyle demiştir: Kur'ân'ı dinlemenin ilk şekli, onu sanki Resülulah'tan dinliyormuş gibi dinlemektir. İkinci şekli, (bu hâli aşarak,) Kur'ân'ı Cebrâil se Peygamberimiz'e okuyor gibi dinlemek. Çünkü Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: Şübhesiz ki o, âlemlerin Rabb'inin indirmesidir. O'nu Rühu'l-Emin senin kalbine indirmiştir. Şuârâ, 26/193-194

Uçüncü şekli, bu hâli de aşıp, Kur'ân'ı sanki doğrudan doğruya Cenab-ı Hakk'tan dinliyormuş gibi dinlemektir. Bunun delili de Allah'ın şu âyetidir: Biz Kur'ân'dan öyle şey indiriyoruz ki , o müminler için bir şifa ve rahmettir. İsrâ, 17/82) ve Bu kitâbın indirilmesi, Aziz ve Hakim olan Allah katındandır. Sen onu sanki Allah Teâlâ'dan dinliyorsun. (Lüma', 114

Sem , bâtının duymasıdır. Bunda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisân /a -ı hâlin konuşması idrâk edilir. Yerde ve gökte hiçbir zerre yoktur ki, Allah'ın vahdâniyyetine şâhidlik eden türleri olmasın. (Kudâme, 117

Sem (işitme), Hakk'ın, bilinen bir şeyi anlatma yoluyla tecellisinden ibârettir. Allah her işittiği şeyi, işitmeden önce de, sonra da bildiğinden; işitme, bilinen bir şeyden bilinmeyen bir şeyin öğrenilmesi yoluyla, Hakk'ın ilminin tecelli etmesinden başka bir şey değildir. Bilinen, Hakk'ın kendisi ya da mahlükatı olabilir. Anla! Sem , Allah'ın nefsi sıfatıdır. Kendisinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâli /a için bu gereklidir. Allah kendisinin ve fiillerinin kelâmını, Zât'ının gereği olarak işitir. Mahlükatının kelâsema' mını da, onların konuşmaları ve hâlleri yönüyle işitir. Hakk'ın kendisini kendi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmı /a yönünden işitmesi anlaşılabilir. Yarattıkları cihetinden kendisine mahsüs işitmesi, isim ve sıfatlarındaki itibârlarla te'sir edecek şeyleri istemesi bakımından isim ve sıfatlarının gereğidir. Kendisine icâbeti, bu iktizâ hükmünü taşıyanların meydana çıkarılması ve eserlerinin isim ve sıfatlar için zuhür etmesidir. Anlatılan mânâdan ikinci bir işitme durumu çıkar ki, o da kendi Zât'ı için seçilen kullarına, (Rahmân süresi 55/1-2. âyetlerinde de belirtildiği gibi, Rahmân ismiyle Kur'ân'ı öğretmesidir. Allah bu kulları, Resülullah'ın diliyle ( Kur'an ehli, Allah ehli ve onun has kullarıdır şeklinde) haber vermiştir. (İnsân, 1,51

sema ( çe ) ( müstemi'-mütesemmi'-sâmi ; semâ'-ı ilâhi-semâ'-ı rühâni; semâ'-ı kelâmi; şürb-i kulüb mine's-semâ

Semâın zâhiri fitne, bâtını ibrettir. (Semâdaki) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâreti /a tanıyana ibretle dinleyip semâ etmek helâldir. Aksi takdirde semâ fitneye davetiye çıkarır ve insanı belâya götürür. (Luma , 342

Semâ üç türlüdür: Birincisi mürid ve bu işe yeni başlayanların semâıdır ki, onlar bu sayede kıymetli hâllere ulaşmak isterler. Böylelerinin fitne ve riyâya düşmelerinden korkulur. İkincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddikların /a semâıdır ki, bunlar hâllerinin artmasını bekleyerek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/durumlarin/" durumlarına /a münâsib şeyler dinlerler. Üçüncüsü âriflerden istikamet ehli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a semâı ki, bunların semâ sırasında hareket ve sükün gibi kalblerine vârid olan şeyde Allah'a karşı gelmeleri söz konusu olamaz. (Lüma', 349

Semâ, vaktin getirdiği yorgunluktan uzaklaşıp hoş zaman geçirmek, hâl ehlinin teneffüs yapmaları ve (dünyâ ile) meşgul olanların (mânevi) sırları davet etmeleri maksadıyla yapılır. İnsan tabtatına rahatlık ve ferahlık veren şeyler arasında semâ, nefsin kendisine sarılıp sükünete ermesinin uzak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olusundan-dolayi/" oluşundan dolayı /a diğer şeylere tercih edilir. Çünkü semâ, havadan gelir ve yine havaya döner. Keşf ve müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a kendilerinde hâsıl olan şey sebebiyle semâya ihtiyaç duymuşlardır. Çünkü onların sırları keşf meydanlarında gezintiye çıkmıştır. (Ta'arruf, 126

Semâ iki çeşittir: Bazıları söz dinler, ondan ders çıkarırlar. Bu çeşit semâ, sadece temyiz hâlinde (ayıkken) ve kalb huzüru ile dinlenir. Başkaları nağmeler dinler. Nağme rühun gıdasıdır. Rüh gıdasını elde edince makamını arzular ve bu anda bedeni idâre etme işinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vazgecer/" vazgeçer /a . İşte o zaman semâ, dinleyenlerde sallanma ve çoşma gibi hareketler ortaya çıkarır

Ebü Abdullah Nebâci Semâ ortaya bir fikir çıkaran ve bir ibret kazandıran şeydir, gerisi fitnedir demiştir

Cüneyd ise şöyle demiştir: Fakir üzerine Allah'ın rahmeti üç yerde iner: Yemek yerken, çünkü fakir sadece ihtiyaç hâlinde yemek yer; konuşurken, çünkü sadece ihtiyaç miktarınca konuşur ve semâ esnâsında, çünkü sadece vecde geldiği zaman semâ eder. (Ta'arruf, 127

Semâ üç şeye ihtiyaç duyar: Zaman, mekân ve ihvân. Şibli'ye semânın ne olduğu sorulunca Dışı fitne, içi ibrettir; işâretten anlayana ibreti dinlemek helâldir, aksi hâlde fitneye davetiye çıkarır ve belâya sebeb olur demiştir

Denmiştir ki, Nefsi ölü, kalbi diri olandan başkasının semâ yapması doğru değildir. O hâlde semâ dinleyenin, nefsini mücâhede kılıcı ile boğazlaması ve kalbini muvâfakat nüru ile ihyâ etmesi gerekir

Ebü Yâkub Nehrecori'ye semânın ne olduğu sorulunca Yanarak sırlara dönmekle ortaya çıkan bir hâldir demiştir

Semâ, mârifet ehli için rühların gıdası olan latifelerdir de denilmiştir

Ebü Ali Dekkak'ın şöyle dediğini işitmiştim: Semâ şeriatın cevâz verdiği türü ha