Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sevâb O'ndan bekleyerek (Tasavvuf Sözlüğü)

uğraşman, niyet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a başlaman, (iftitah) tekbirini tâzim, kırâati tertil, rüküu huşü, secdeyi tevâzü, teşehhüdi ihlâs ve selâmı da rahmet ile yerine getirmendir. Yusuf'un …

uğraşman, niyet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a başlaman, (iftitah) tekbirini tâzim, kırâati tertil, rüküu huşü, secdeyi tevâzü, teşehhüdi ihlâs ve selâmı da rahmet ile yerine getirmendir. Yusuf'un arkadaşları kendisine Hadi, ona namazın mârifetini sor! dediler, o da sordu. Hâtem de şu cevâbı verdi: O, cenneti sağında, cehennemi solunda, sırâtı ayaklarının altında, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mizan/" mizânı /a da iki gözünün önünde görmen; sen görmediğin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a Rabb'in 5. seni gördüğünü bilerek O'na ibâdet etmendir. (Gerçi hadiste belirtildiği gibi) Sen O'nu görmesen de O seni görüyor. (Gunye, II, 124-125

Salât-ı hâssayı (havâssa ait namazı) kılmadan önce farz olan şeyler nelerdir? diye sordu. Dedim ki, Altı tanedir. Onlar nelerdir? diye sorunca şöyle cevâb verdim: Tahâret fabdest almak), avret yerini örtmek, namaz için temiz bir yer seçmek, namaza kalkmak, niyet ve kıbleye yönelmek.

Bana Ey Ebü Hâzim, hangi niyetle evinden mescide çıkarsın? diye sordu. Dedim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/salat/" salât /a

ki, Ziyâret niyetiyle. Hangi niyetle mescide girersin? dedi. Dedim ki, İbâdet niyetiyle Hangi niyetle ibâdet edersin? dedi. Dedim ki, Ubüdiyyet (kulluk) niyetiyle. Sonra bana döndü ve Ey Ebü Hâzim, kıbleye neyle dönersin? dedi. Dedim ki, Üç farz ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnetle /a . Onlar nelerdir? diye sorunca şu cevâbı verdim: Kıbleye yönelmek, niyet ve ilk tekbir farz; elleri kaldırmak sünnettir. Kaç tekbir farz ve sünnettir? dedi. Dedim ki, Tekbir aslında doksan dört tekbirdir; bunlardan beşi farz, geri kalanın tamamı sünnettir. (Gunye, II, 125

Salâtın (namazın), salâ dan türediği söylenmiştir —ki o da ateştir-. Eğri kütüğü düzeltmek istediklerinde onu ateşe atarlar, böylece o düzelir. Kulda da nefs-i emmüâresinden dolayı eğrilikler vardır. Kerim olan Allah'ın vechinin celâli öyledir ki, eğer perdeleri açılsaydı, onu idrâk edeni yakıp kül ederdi. Namaz kılana ilâhi satvet ve rabbâni a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azamet /a ateşi isâbet eder de eğriliklerini ortadan kaldırır. Böylece, namaz kılmakla mirâcı da gerçekleşir. Musalli, ateşte yanıp cilâlanan kimse gibidir. Namazın ateşiyle cilâlanan ve eğrilikleri ortadan kalkan kimse, ihlâl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a haklar dışında cehennem ateşine arzedilmez

Salâtta (namazda) dört şekil, altı zikir vardır. Dört şekil şunlardır: Kıyâm, kuüd, rükü ve sücüd. Altı zikir şunlardır: Tilâvet, tesbih, hamd, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istigfar/" istiğfâr /a , duâ ve Hz. Peygamber'e salavât. ( Avârif, 181

Salât, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sumullu/" şumüllü /a bir mânâ ile Hakk'a izâfe edilir. Bu şumüllü mânâ rahmettir. Allah, kendini ve kullarını Rahim olarak vasfetmiştir

Salât, şer'i bakımdan rahmet, duâ ve mâlüm fiiller mânâsında beşere izâfe edilir. (Fütühât, I, 479

Salât (namaz), mukaddes Samedâniyyet mertebesinden ortaya çıkar. Onu ganimet bil ki o, elde edilmeye değer mühim bir mücevher gibidir. Nüriyyet mertebesi namaza bakmış, sırlarını ona hibe etmiştir. Kayyümiyyet mertebesi de namaza nürlarını serpmiştir. Bu tür namazlar her edâ edilişinde rabbâni münâcâtlara hass kılınır, ilâhi münâcâtlarla hitâb ettiğinde onlara iâde edilir. Gök ehlinin rühâniyyetine mahsüs olan husüsi makamlarının tamamı umümi hâle gelir. (Namazda,) kıraat ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyam/" kıyâmlar /a gibi insâniyyetin tüm müstakim hareketleri (insana ait bütün doğrusal hareketler), rükü sırasındaki tâzim ( sübhâne rabbiye'l-azimı demek) türü zikirler gibi hayvânların tüm ufki hareketleri (yatay olan kulluk şekilleri) ve (Allah'a) yaklaşmayı arzu ederek yapılan secde sırasındaki diğer zikirler gibi bitkilerin ibâdetleri bir araya gelmiştir. (Letâ'if, 54

Ey namaz kılan kişi

gözlerden saklı olan Zât'a

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/salihat-i-fazilat/" sâlihât-ı fâzılât /a üzerindeki perdeleri kaldırmak

çok zor bence O'nun

yeri varlıktır O'nun filozof nazarında

şunu diyen kişidir delilim

ve renklendi zaman

huzüra erdi kalb

kâh korku kapladı onu

Huzür-i kalb: Bunun mânâsı şudur: Kalbi kendi elbiseleri dışındaki her şeyden boşaltmaktır. Bunun sebebi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmettir /a . Ne zaman bir işi düşünmeye başlasan, o kalbine zorunlu olarak gelir. Bunun, himmeti namaza çevirmekten başka ilacı yoktur. Himmetin çevrilmesi, âhirete imânın ve dünyâyı hakir görmenin kuvvetiyle kuvvet kazanır veya zayıflamasıyla zayıflar. Namaz esnâsında kalbine bir şey gelmediğini gördüğün zaman bil ki, bunun sebebi imân zayıflığıdır. İmânını kuvvetlendirmeye çalış! (Kudâme, 22

Tahâret (temizlik), kalbi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masivadan/" mâsivâdan /a (Allah'tan başka her şeyden) temizlemektir. Abdest, kalbi kötü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâktan /a ve çirkin şehvetlerden temizlemektir. Namazda kalbin dosdoğru yönelişi ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a kıblesine bağlanmasıdır. Zekât, kalbi, gelirlerin kârından tecrid etmek , çıkarmaktır... (Ravza, 196

Salât (namaz) müşâhededir. Çünkü o, Beni anın ki ben de sizi anayım buyurduğu gibi Allah ile kul arasında bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcâttır /a ve o,... Yani namaz, ...rivâyetlerde belirtildiği gibi, Allah ile kul arasında yarı yarıya taksim edilmiştir. Yarısı Allah'ın, yarısı da kulundur... (Sofyavi, 435

Salâtın (namazın) bâtını ve rühu Hakk Tebâreke ve Teâlâ'ya münâcâttır. Münâcât zikre konu olur, kul söyler, sonra Allah cevâb verir. (Ama bu tür bir münâsebet şu şarta bağlıdır:) Kul herhangi bir fiilinde Rabb'ine münâcât ettiği zaman, kalbini her şeyden temizlemesi taayyün eder. Rabb'ine münâcât ettiği anda o fiilleri terk eder. Bu temizlikle muttasıf olmadığı ve sü-i edeb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olduğu (edeb husüsunda çirkin davrandığı) zaman kovulmayı hak etmiş olur. (Buğye, 16