Yüce Allah’a vasıl olmak isteyen ve necat (kurtuluş) yoluna sülûke talip olan bir müridde elbette şu üç sıfatın tahakkuk etmesi lazımdır: Sıdk, ihlâs ve sabır. Zira bütün kemâl sıfatlarla sıfatlanmak ve insanın onlarla ziynetlenmesi ancak bu üç sıfatla muttasıf olduğunda elde edilir. Yine amel de böylece ancak bu üç şartla tamam olur. Ne zaman ki bu üç haslet amelden ayrılırsa o zaman amel bozulur ve kabule şayan olmaz.
Salih bir amele ve kemâl derecelerine terakki etmek ancak sıdk ile olur. Öyle ise söze evvela sıdk sonra ihlâs ve sonra da sabırla devam edeceğiz.
Ulema sıdk konusunda birkaç mezhebe bölünmüştür. Onlardan bazıları, fasıllandırmada ve fürulandırmada ayrıntıya gittiler. Bazıları da özetleyerek kısaltma yoluna gittiler.
Hüccet-ül İslâm İmam Gazalî ( rahmetullâhi aleyh ) sıdk için altı mana zikretti: “Bil ki sıdk lafzı altı manada kullanılır. Kelamda doğruluk, niyet ve irade de doğruluk, azim ve vefada doğruluk, amelde doğruluk ve dini makamların hepsinin tahakkukunda doğruluktur. Her kim sıdk ile beraber bunun hepsi ile muttasıf olursa işte o “Sıddık”tır. O altı mana şöyle izah edilebilir:
1- Lisanın sıdkı haberlerde olur. Vaade vefa edip etmemek bu maddeye girer. Üstü kapalı konuşmada yalandan kurtuluş vardır.
2- Niyet ve iradede sıdk ise ihlâsa girer. Hareketlere ve sukünetlere teşvik edip yönlendirmek de ancak yüce Allah için olmalıdır.
3Sıdk, yüce Allah için amel yapmaya azmetmektir.
4Sıdk, bütün engelleri aşmada, azimle vefa göstermektir.
5Amellerde sıdk ise zahiri amellerin bâtında muttasıf olmadığı bir amele delâlet etmemesidir.
6Havf, reca, tazim, zühd, rıza, tevekkül ve hub gibi dini makamlarda sadık olmak.
Diğer taraftan Kadı Zekeriyya Ensarî ( rahmetullâhi aleyh ) sıdkta dikkat edilecek üç yerin olduğunu zikretti: “Sıdk vaki olana mutabık bir hükümdür. Sıdkın mahalli ise lisan, kalp ve fiillerdir. Bunun her biri kendine mahsus olan vasfa muhtaç olur. Lisanda olan o vasıf bir şeyden olduğu gibi haber vermektir. Kalpte olan vasıf ise şüphesiz azmetmektir. Fiillerde olan vasıf ise fiilleri zindelik ve sevgi ile yerine getirmektir. Sebebi, o sıfatla muttasıf olanın haberine güvenmek, semeresi ise hem Allah’ın hem de halkın onu methetmesidir.”[2]
Müslümanların avamı “sıdk” denildiği zaman dilin sıdkını anlıyorlar. Lâkin Saadet-ı Sûfiyye ise sıdktan, dilin sadakâtinin yanı sıra, kalbin sadakâtine, fiillerin sadakâtine ve hallerin sadakâtine şamil olacak şekilde genel manasını kastederler.
Allâme İbn-i Ebû Şerif ( rahmetullâhi aleyh ) “Akaid” hâşiyesinde der ki: “Sûfiler sıdkı; sırrın, alaniyetin, zahirin ve bâtının müsavi olması manasında kullanmışlardır. Yani kulun halleri amellerini, amelleri de hallerini yalanlamamalıdır.”[2]
Sıdk bu mefhumu ile öyle bir sıfattır ki ondan azim, samimiyet, kemâlat derecelerine yükselmek ve mezmum olan nakıs sıfatlardan da uzak kalmak meydana gelir.
Sıdk bu itibarla sâlikin elinde olan yüce Allah’ın kılıcıdır. Sâlik yüce Allah’a seyr-i sülûk yolunda arız olan alaka ve engellerin iplerini onunla keser. Eğer sıdk olmasaydı, terakki derecelerine gidilemezdi. Elbette sâlik, duraklama ve kesilmeye maruz kalırdı.
Allâme İbn-i Kayyım Cevziyye ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Sıdk, yüce Allah’a kavuşmanın hazırlığının doğruluğu, bütün salih amellerin imanî hallerin ve Allah’a sülûk edenlerin makamlarının anahtarıdır. Yine uyanık olmada, tevbede, inabette, recada, korkuda, tefvizde (İşleri Allah’a havale etmek), teslimde ve kalp gibi azaların amellerinde Allah’a yürüyenlerin menzillerinin anahtarıdır. Bunun hepsinin anahtarı sıdk ile hazırlanmak ve yüce Allah’a mülâki olmak için hazır olmaktır. Anahtar ise fettah ve âlim olan yüce Allah’ın yed’indedir. O’ndan başka İlah ve Rab yoktur.[3]
Sâlik ne zaman gücü yettiği kadar sıdkla süslenirse yüksek iman mertebelerine seri adım atmayı başarır. Zira sıdk, defedici (itici) ve hareket ettirici bir kuvvettir. Yüce Allah’a sülûk makamlarından her makam için lazım olan bir sıfattır.
Seyir merhalelerinin başı, kulun yüce Rabb’ine dönüp içtenlikle tevbe etmesindeki sıdkıdır. O tevbe ise salih amellerin esası ve kemâl derecelerinin evvelidir.
Sıdk, nefs-i emmarenin hastalık ve şehvetlerinden halas olmada büyük bir başarıyı gerçekleştirir. Kalp, pisliklerden temizlenir. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın “Her kim imanın tadını tadarsa...” hadisi şerifinin başında vasfettiği imanî zevke yetişir.[4]
Sıdk şeytanla savaşta ve vesveselerden kurtulmada mü’minin onun hile ve tuzağından kurtulup şerrinden eman bulmasıdır. Mü’mini saptırmasından ve azdırmasından şeytanın umudunu kestirir.
Sıdk (sâliki), kalpten dünya sevgisini çıkarmasında insanı sadakâtla devam eden bir mücâhedeye, din kardeşlerini kendine tercih etmeye ve hayır yollarında yardımlaşmada meşgul olmaya yöneltir. Hatta sâlik dünya sevgisinden ve dünyanın, kalbine hakim olmasından kurtulur.
Sıdk cehaletten kurtulmak ve ameli tashih etmek için ilim talep etmede insanı istikamete, sebat etmeye ve bol nasibe nail olmak için geceleri uykusuz kalmaya ve nice meşakkatlere katlanmaya götürür. Çünkü ulema sıdkları, ihlâsları ve sabırları ile başarıya ulaşmışlardır.
Amelde sıdk ise ilmin semere ve gayesidir. Çünkü amel kulun daima yükselmesine ve ilminin kemâline sebep olur. Fakat bunda mutlaka ihlâs lazımdır. Eğer ihlâs olmaz ise seyr-i sülûk edenin üzerine onu matlubundan alı koyacak şöhret sevgisi, süma (gizli amelini teşhir etmek) ve nefse iltifat gibi bazı illetler girer…
Sıdkta ihlâs ise gayeye doğru çalışma yolundaki şaibeleri giderir. O gaye ise yüce Allah’ın rızası, marifeti ve muhabbetidir.
İşte bundan dolayı sıdkın ehemmiyeti ve etkilerinin büyüklüğü meydana çıkmıştır. Ebû’l Kasım Kuşeyrî ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Sıdk her işin dayanağı, tamamlanması ve nizamıdır. O, nübüvvet derecesini takip eder. Yüce Allah Nisâ Suresi 69. ayetinde:
“ Kim Allah’a ve Peygamber’e itaat ederse işte onlar Allah’ın nimetine eriştirdiği Peygamberler, sıddıklar, şehitler ve iyilerle beraberdirler. Onlar ne iyi arkadaşdırlar!” buyurmuştur.[5]
Bundan dolayı yüce Allah mü’minlere sadakât ehli olan ehl-i sıdk ile mülazamet etmelerini, onların hallerinden istifade etmelerini ve sıdklarından faydalanmalarını emretti. Yüce Allah Tevbe Suresi 119. ayetinde:
“ Ey İman edenler! Allah’tan sakının ve doğrularla beraber olun!” buyurmuştur.
Yüce Allah, sadıkların az olduğunu ve onların mü’minlerden seçilmiş bir toplum olduğunu vasfederek Ahzab Suresi 23. ayetinde:
“ Mü’minlerden Allah’a verdikleri ahitte sadakât eden nice erler vardır.” buyurmuştur.
Ma’rûf-î Kerhî ( rahmetullâhi aleyh ) sadıkların azlığına işaret ederek: “Salihler ne kadar çok, salihlerin içerisinde sadıklar ne kadar azdır.” dedi.[6]
sellem )’a imanlarında ve Yüce Allah, Resulullah ( sallallâhu
ahdlerinde sadık olmayan münafıkları Muhammed Suresi 21. ayetinde ayıplarak:
“ Allah’a verdikleri ahde sadakât gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.” buyurdu.
Yüce Allah, Bir kulun kıyamet gününde sıdkının semeresini toplayacağını, menfaatına ve kurtuluşuna sebep olacağını Mâide Suresi 119. ayetinde haber verdi :
“ İşte bu sadıklara sadakâtlarının fayda vereceği bir gündür.” buyurdu.
Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) sıdkın, kulu bütün fazilet ve kemâlata şamil olan iyiliğe yetiştiren ve cennete girmeye layık kılan bir yol olduğuna itibar etmiştir. Sıdk ile devamlı muttasıf olmayı, sıddıkiyet mertebesine nail olmak için bir anahtar kılmıştır.”
Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “Muhakkak doğruluk insanı hâlis iyiliğe, hâlis iyilik de cennete götürür. İnsan doğruluk yapa yapa, nihayet bu seciyesi ile Allah katında sıddık yazılır. Muhakkak yalancılık da insanı fücura, şerre, şer de cehenneme götürür. İnsan yalancılık ede ede nihayet Allah katında kezzab (çok yalancı) yazılır.” buyurdu.[7]
Muhakkak Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) sıdkın kalpte sükunet, huzur ve fikir rahatlığı vereceğini açıklamıştır. Yalancılık ise endişe, huzursuzluk, şüphe ve istikrarsızlığa sebep olur. Hasan b. Ali ( radıyallâhu anhuma ) dedi ki: Ben Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın “Seni şüpheye düşeren şeyi bırak, şüphe düşürmeyene yönel. Zira sıdk sükunettir. Yalancılık ise şüphe veren şeydir.” buyurduğunu ezberledim.[8]
Sadıklar bir mertebede değiller. Sadık makamından yüksekte sıdık makamı vardır. Ebû’l Kasım Kuşeyrî ( rahmetullâhi aleyh ): “Sıdkın en azı, için ve dışın müsavi olmasıdır. Sadık, konuşmalarında doğru olan, sıddık ise bütün konuşmalarında, fiillerinde ve hallerinde doğru olan kimsedir.” dedi.[9] Sıddıkiyet rütbeleri kendi içinde dahi birbirine benzemez, bazısı bazısından daha yüksektir. Ebû Bekir Sıddık ( radıyallâhu anhu )’ın sıddık makamının en yüksek zirvesine nail olduğunu yüce Allah Zümer Suresi 33. ayetinde:
“ Doğruyu getiren ve onu tasdik eden kimseler ise işte onlar müttakidirler.” buyurarak şehadet etmiştir.
Sıddıkiyet makamından yüksek ancak nübüvvet makamı vardır. Sıddıkiyet makamı en üstün hilafet ve en büyük vilayet makamıdır. Bu makamda fetihler birbirini takip eder, tecelliler büyür, müşâhedeler ve keşifler nefsin olgunlaşıp ve saflaşması için tamamlanır.
Hülâsa
Her kim bâtınını (içini) sıdk ve ihlâs ile tamir ederse hareketleri ve sükunetleri, kalbindekinin hesabı üzere akıp gelir. Bu nedenle sıdk, hallerinde, kelamlarında ve amellerinde zahir olur. Zira her kim bir sır gizlerse yüce Allah ona o sırrın elbisesini giydirir.
Allâme Kurtubî ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Bir kimse yüce Allah’ın bir sırrını fehmedip anlarsa kelamlarında sıdka, amellerinde ihlâsa ve hallerinde de saf ve temiz olmaya devam etmesi haktır. Her kimde bu durum olursa ebrarlara (iyilere) ulaşır, (onlardan sayılır) ve Gaffar’ın rızasına yetişir.”[10]
Ey mürid! Kendi kelamlarında sadık olmayı bırakma! Zira yalan münafıkların sıfatıdır. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “Münafığın alameti üçtür. Konuştuğunda yalan söyler, vaad verince vaadinde muhalefet eder. Emniyet edildiğinde hiyanet eder.” buyurdu.[11]
Yüce Allah’a vasıl olmak istediğinde sadık ol. Yükseklik ve kastedilen şeylere nail olmak arzu etmekle olmaz. Bunun için denildi ki: “Kalbinde vuslat isteği olan vuslata nail olamaz. Bilakis ciddiyet ve mücâhede ile çalışan nail olur.”
Kalbini sıdk ile tamir et! O zaman yüce Allah’a seyrinde gayret ve zindelik fışkırır.
Bir şiirde:
“Sen, ya Allah demende sadık ve ciddi ol,
Sıdk ile Allah’a yönelmek makbuldur.”
Mürşidin ve Allah’a delilin ile beraber ahdinde sadık ol. Hatta bu senin yükselmene ve süratle vasıl olmana yardımcı olur.
Rabb’inin emir ve nehiylerine muvafakatta ve Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’a ittiba etmende sadık ol ki yüce Allah’a kulluğun tahakkuk etsin. Kulluk,
Rabb’ine
sülûk
edenlerin
bütün
mertebelerinde
ve makamlarındaki istek ve temennileridir.
Dipnotlar
- Risale-i Kuşeyriyye s.97’de
- Şerh-i Riyaz-us Salihin li İbn-i Allan Sıddığı c.1 s.282’de
- İbn-i Kayyım Cevziyye, Tarik-ul Hicreteyn s.223’de. İbn-i Kayyım h.751 senesinde vefat etmiştir.
- Resulullah (sallallâhu aleyhi ve sellem): “Allah’ın Rab olduğuna, dinin İslâm olduğuna ve Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’in de Nebi olduğuna inanan bir kimse imanın tadını tadar” buyurmuştur. Hadisi Müslim Kitab-ul İman’da Ebû Hureyre (radıyallâhu anhu)’den, İmam Ahmed ve Tirmizi ise Abbas b. Abdul Müttalib (radıyallâhu anhu)’den tahriç etmişlerdir.
- Risale-i Kuşeyriyye s.97
- Sülemî, Tabakat-us Sûfiyye s.87’de
- Buhari Sahihinde Kitab-ul Edeb’te ve Müslim Fi Kitab-ul Birr’de, İbn-i Mesud (radıyallâhu anhuma)’dan tahriç etmişlerdir.
- Bu hadis-i şerifi Tirmizi Kitab-ul Sıfat-ul Kıyame’de tahriç edip, hadis hasen ve sahih demiştir.
- Risale-i Kuşeyriyye s.97’de
- İbn-i Allan, Şerhü Riyaz-us Salihin c.1s.284’de
- Buhari Sahihinde, Kitabul İman’da, Müslim Kitabul İman’da Ebû Hureyre (radıyallâhu anhu)’den tahriç ettiler. Bu hadisin şerhinde Münavî şöyle dedi: “Münafıklık iki kısımdır. Birincisi şer’îdir. O da küfrü saklayıp imanı açıklamaktır. İkincisi de örfîdir. Bu da içi dışına uymamaktır. Burada ki münafıklıktan maksatta budur. Feyzül Kadir Şerhul Cami-us Sağir, c.1 s.63
- Risale-i Kuşeyriyye s.95-96’da.
- Risale-i Kuşeyriyye s.95-96’da.
- Risale-i Kuşeyriyye s.95-96’da.
- Risale-i Kuşeyriyye s.95-96’da.
- Risale-i Kuşeyriyye s.95-96’da.
Erginli Sözlüğünden
Çalâmet-i sıdk; sıdk fi'l-a'mâl; sıdk-ı azm/sıdk fi'l-'azm; sıdk fil-kavl/sıdk-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisân /a ; sıdk fi makâmâti'd-din; sıdk fi'n-niyye ve'l-irâde
Dedim kı: Sıdk (doğruluk) ve hevâ bir sâlih amelde birleşebilir mi? Cevâb verdi: Allah, hevâyı sıdka boyun eğdirmeye kadirdir. Böyle olsa bile bu durun: nadir görülür. İnsanlar arasında bu nadirliği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilenler/" bilenler /a az, bilmeyenlerse çoktur. Çünkü amelin irâdesi amelden önce gelir, hevâ ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a ise sonra gelir. Niyet ve sıdk ise her ikisinin ardından gelir. (Âdâbı, 135
Sıdk ve niyet iki isimdir. Bunların temel husüsiyeti sâdık bir irâdedir. (Âdâbı, 140
Sıdkın alâmeti, amel ve sözü sadece Allah için istemek, (yaptığı işleri) süslemeyi terketmek, yaratıkların iyiliklerini sevmek ve doğru sözlü olmaktır. (Âdâbı, 147
Sıdk nedir? Sıdk, ahde vefâ göstermektir
Bana göre sıdk, yalnızlığı sevmek ve Rabb'e a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcâtta /a bulunmaktır. Dilin açıktan söylediği ile gönüldekinin birbirine uymasıdır. Kişinin gayreti ardından, halkı görmeden nefsiyle meşgul olmaktır. İlim öğrenip, yeme-içme, giyim-kuşam ve azık temin etme husüsunu tashih ederek (doğru bir tarzda yerine getirerek
Kaynak: Zafer Erginli (ed.), Metinlerle Tasavvuf Terimleri Sözlüğü.
