Sıgar-ı nefs, nefsi hak etmediği şeye alıştırmaktır. (Mizüân, 74
sırât/sırât-ı müstakim Mizân (ölçü, denge), adaletin şahsınızda yerleşmesinden, sırât (yol) ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâk /a ve sıfatlarınızı arındırmaya teşebbüs etmenizden ibârettir. (Letâ'if, 134
Sırâtı müstakim insanlar arasında pek meşhürdur. O, peygamberlerin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a yoludur. (Sofyavi, 168
Sırât, yürüme ve mesafeden ibârettir. Halk zâhir olup da Hakk bâtın ise o zaman hüküm a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunda /a Hakk'a ait ve halk Hakk'ın hükmüne tâbidir. Halk bâtın olup da Hakk zâhir olduğunda ise hüküm halka ait ve Hakk taleb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeyler husüsunda halka tâbidir. Bu bakımdan kulun Hakk'tan taleb ettiği bir şey sadece Hakk'ın kendisine verdiği şeydir. İlk yönde ise Hakk'ın kulla alâkalı hükmü, ancak O'nun kula emrettiği şeylerdeki hükmüne tâbidir. (Sofyavi, 170
(Ayrıca bk. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mizan/" mizân /a
