karnına ve karnına doldurduklarına dikkat etsin! Ölümü ve (ahirete ait) belâyı hatırlasın. Ahireti isteyen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyânın /a zinetini terk eder. Böyle yapan, Allah'tan hakkıyla hayâ etmiş olur. (Tirmizi, Kıyâme, 24; Müsned, I, 387
Hayânın husüsi mânâsı ise hâller cümlesindendir. Bu Hz. Osman'dan - nakledilen sözdeki hayâ gibidir: Evde karanlıkta guslederken bile, Allah'tan hayâ ettiğimden dolayı iki büklüm olurum.
Hakimlerden biri demiştir ki: Hayâ hakkında konşurken Allah'tan hayâ etmeyen kişi sahtekârdır.
Zünnün şöyle der: Hayâ, geçmişte Allah'a karşı işlediğin günâhların verdiği sıkıntının te'siri ile kalbde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybetin /a bulunmasıdır.
İbn Atâ şöyle der: En büyük ilim heybet ve hayâdır. Kişiden heybet ve hayâ giderse onda hayır kalmaz.
Hayâ tmândandır. İmân sabrın ve şükrün yarısıdır. Allah, Sabür ve Şekür'dur. (Buhâri, İmân, 16; Müslim, İmân, 12) Bu isimden dolayı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a Allah'ın kullarına teşekkür eder ve câhil kullarından gelen eziyetlere karşı sabreder. (Fütühât, IV, 263
Hayâ, sevginin dayanağına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hurmet/" hürmet /a etmektir. Hayânın ilk inceliği Hakk'ın nazarı sayesinde kulun ilminden doğar. İkinci inceliği kurbiyyet ilmine nazardan doğar. Üçüncüsü ise mertebenin müşâhedesinden doğar. Bunda hiçbir sınır yoktur. (Ravza, 483
Hayâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a (sevgi) dayanağına hürmetten doğan bir te'sirdir. Hayâ, sevenlerin husüsiyetlerindendir. Onu boyun eğmek, başını önüne eğmek takib eder. Zünnün şöyle der: Biz Allah'tan hayâ etmeyi bir kenara bıraksaydık, mehabbeti zikretmezdik. Dünyâ sevgisinden sarhoş olurduk. (Ravza, 652
Hayâ, zâhirde ve bâtında kınanma konusu olmayacak şeyi yapmaktır. (Câmi’, 54
Hayâ üç kısımdır: Avamın hayası kusurdan kaynaklanır. Havassın hayası isrâftan kaynaklanır. Ahassın hayası ise celâlden kaynaklanır. (Câmi’, 61
Bir süfi Hayâ, geçmişte Allah'a karşı işlediğin günâhların verdiği sıkıntının te'siri ile kalbde heybetin bulunmasıdır demiştir. (Nebhâni, I, 236
Hayâ ve üns, kalbi dolaşırlar. Orada zühd ve verâdan azıcık bir şey bulurlarsa, kalırlar, aksi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a oradan göç ederler
Sühreverdi şöyle der: Hayâ Allah'ın Celâl tecellilerinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azameti /a karşısında rühun teslimiyeti ve başını öne eğmesidir. Üns, rühun, Hakk'ın Cemâl'inin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâli /a ile lezzet bulmasıdır. İkisi bir arada oldu mu, işte bu arzuların sonu ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsânların /a da nihâyetidir.
Kuşeyri şöyle der: Hayâ, Allah muttali olduğu için kalbin erimesi olayıdır. Derim ki: Hayâ, geçmişte Allah'a karşı işlediğin günâhların verdiği sıkıntının te'siri ile kalbde heybetin bulunmasıdır. Bu Zünnün'un sözüdür. Yine ondan şu söz nakledilir: Sevgi hubb) konuşturur; hayâ susturur; korku (havf) hüzünlendirir.
Ebü Süleyman Dârâni şöyle der: Kullar, havf, recâ, tâzim ve hayâ gibi dört unsurla amel ederler. Bu, derecelerin en yücesi, Allah'ın onu her yerde gördüğünü, isyânkârların kendi günâhlarından utanmalarından daha çok Allah'ın kendilerine yaptığı iyiliklerinden utandığını bildiği için hayâ ile amel etmektir.
Ebü Bekr Varrâk şöyle der: Bazen Allah rızâsı için iki rekât namaz kılar, bunu selâmla tamamlar ve ondan sonra kendimi, hayâ yönünden hırsızlıktan dönen biri gibi suçlu hissederim.
(Süfilerden) birine şöyle denildi: Bana öğüt ver! O da cevâb olarak Sana öğüt olarak Allah'ın seni görmesi yeter! dedi. Muhâtab ona Bana ne emredersin? dedi. O da O'nun tüm hâllerinde sana muttali olduğunu unutmamanı dedi
(Süfilerden) biri şöyle demiştir: Allah'ın onlara nazarı esnâsında hayâ edenlerin kalblerine hâkim olan, celâl ve tâzimdir.
Hayânın bir çok çeşidi vardır. Biri, Hz. Âdem örneğinde görüldüğü gibi günâh işleme hayâsıdır. Hz. Âdem'e Benden firar mı ediyorsun? denildiğinde Hayır, aksine işlediğim günâhtan dolayı senden hayâ ediyorum demiştir
Diğeri meleklerde görüldüğü gibi kusur hayâsıdır. Melekler Seni tesbih ve tenzih ederiz, sana hakkıyla ibâdet edemedik derler
Bir diğeri de, İsrâfil'de görüldüğü gibi tâzim ve iclâl hayâsıdır. İsrâfil, Allah'tan hayâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a için kanatlarını kapamıştır
Bir başkası, Hz. Peygamber'de olduğu gibi kerem hayâsıdır. Hz. Peygamber ümmetinden hayâ ettiği için Evden çıkınız diyememiştir. (Nebhâni, I, 382
