Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sinde (Tasavvuf Sözlüğü)

yüz çevirmesinden ve isyân etmesinden dolayıdır Tevbe-i nasüh nefsi yumuşatır ve onu çirkef tabiatından çıkarıp yumuşamaya sevk eder. Çünkü nefs, muhâsebe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a ile …

yüz çevirmesinden ve isyân etmesinden dolayıdır

Tevbe-i nasüh nefsi yumuşatır ve onu çirkef tabiatından çıkarıp yumuşamaya sevk eder. Çünkü nefs, muhâsebe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/murakabe/" murâkabe /a ile berraklaşır, onun tutuşan ateşi ise hevâya uymakla söner. Yine nefs, itmi'nân hâliyle rızâ mahal ve makamına ulaşır, kaderin akışı karşısında mutmain olur

Sehll-i Tüsteri) şöyle demiştir: Sabır, Allah'tan bir çıkış kapısı açmasını beklemektir ve bu da hizmetin en faziletlisi ve en yücesidir.

Bil ki, Hakk Teâlâ Hazretleri, dilediği kuluna hikmetlerini vermek süretiyle kuvvetlendirmek istediğinde, o kula kendisini ve sıfatlarını vasfetine nürlarını a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a eder, böylelikle de kaderler tenezzül eder. İşte Oo zaman, nürlar o kulun önüne geçer ve kul nefsiyle değil, Rabb'iyle beraber olur. Böyle olunca kul, sıkıntılarına karşı güçlü, nefsin isteklerine karşı da dayanıklı olur. Çünkü, Allah onlara, kadere boyun eğmeye ve sürekli nür akışına dayanmaya karşı yardırn etmektedir. Buna ister Allah onlara, açıklama kapısını açacak olan hükümleri sırtlamada yardım etti de, istersen İhsân vâridleri olan belâları taşımalarına yardım etti.

İster / a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekkül /a konusundaki) güzel tercihlerine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhid /a olarak, kaderi kabüllenmme konusunda kendilerine kuvvet verdi dersin, istersen Hükmünün varlığı karşısında, O'nun ilminin varlığını bildikleri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a onları sabırla güçlendirdi. O'nun görüleceğini bilerek başlarına gelen kaderle denendiler ya da Fiillerinin zuhüru karşısında, Cemâl'inin varlığıyla kendilerini sabırlı kılmıştır da diyebilirsin. Onların kadere sabrı, sabrın rızâya götürdüğünü bilmelerindendir veya Onların kaderlere sabrı, perde ve engellerin açılmasıdır da diyebilirsin

Dilersen Teklifin zorluklarına karşı yegâne kuvvetleri, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tasrif/" tasrif /a lilâhi tasarruf) sırlarının kendilerine vârid olmasıdır , dilersen Onların kaderlerine sabretmeleri, yine onların o kaderlerde Allah'ın lütuf ve ihsânının olduğunu bilmelerindendir de. Bu on sebeb, kulun sabretmesini, efendisinin hükümlerine karşı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a göstermesini ve hükümlerin gelişi esnâsında güçlü olmasını gerekli kılar. Bütün bunları kendi ihsânı olarak veren O'dur. İnâyet ehline bunu lütfeden de O'dur. (Tenvir, 4

Sabır rızâya götürür, bunun içindir ki, kim Allah'ın ahkâmına uymakta sabırlı olursa, Allah o kimseye rızâ ihsân eder ve o da Allah'ın rızâsını taleb a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a (kader) hükümlerinin sıkıntılarına O'nun rızâsı için katlanır. Tıpkı, neticesinde şifa elde etmek için acı ilacı içmek gibi. (Tenvir, 6

Yakin makamları dokuz tanedir: Onlar, tevbe, zühd, sabır, şükür, havf, rızâ, recâ, tevekkül ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbettir /a . Bu makamlardan hiçbirinin, Allah ile tedbir ya da tercihin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ortadan-kalkmasiyla/" ortadan kalkmasıyla /a düşünülmesi) doğru olmaz. (Tenvir, 8

Sabır da şükür de ancak tedbiri terk etmekle sahih olur. Çünkü sabreden kimse, Allah'ın sevmediklerine karşı sabretmektedir. Allah'ın sevmediği şeyler ise, O'na karşı tedbir ve tercihte bulunmaktır. Çünkü sabır çeşitlere ayrılır: Haramlara karşı sabır, emirleri yerine getirme husüsunda sabır, tedbir ve tercihe karşı sabır... gibi

İstersen şöyle de diyebilirsin: Beşeri hazlara karşı sabır, kulluğun gerektirdiği husüslara sabır ve Allah'ın takdirine karşı tedbir almayı bırakarak kulluğun icâblarını yerine getirme husüsunda sabır

Bunun gibi şükür de, Allah'ın takdirine karşı tedbiri terk eden bir kul için sahih olabilir. Cüneyd'in"t dediği gibi: Şükür, bunca nimetlerine rağmen Allah'a âsi olmamandır. Allah'ın seni benzerlerinden ayırd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a akıl olmasaydı ve onu senin kemâline sebeb kılmasaydı, Allah'ın kaderine karşı tedbir alamazdın. Çünkü cemâdât İcansız varlıklar) ve hayvanların, âkıbetlerini görecek ve buna dikkat edecek akılları olmadığı için Allah'ın kaderine karşı tedbirleri de yoktur. (Tenvir, 9

Allah: Sabır ve namazla yardım isteyiniz. Namaz, huşü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olmayanlara çok ağır gelir buyurur. Namazda sabra ihtiyaç olduğu için, sabır ve namaz birlikte anılınıştır. Namazları tam vaktinde edâ etmeye sabır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnet /a ve vâciblerini hakkıyla edâ etmeye sabır, namazdayken gaflete düşmemek için kalbleri koruyan sabır. Bunun içindir ki Allah Namaz, huşü sâhibi olmayanlara çok ağırdır buyurarak, sabrı değil, bilhassa namazı hatırlatmak istemiştir (böylelikle aslında, namaz husüsunda sabırlı olmaya dikkat çekmiştir). (Tenvir, 46

Yetime karşılık beklemeksizin iyilikte bulunmak ve açlığa sabretmek de sâlih amellerdendir. (Furkân, 111

Sabır insana ait husüsiyetlerdendir. Eksik yaratılışta oldukları ve kendilerine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetler /a hâkim olduğu için, hayvanların sabretmeleri düşünülemez. Kâmil varlıklar olduğu için, melekler hakkında da sabır söz konusu olmaz. Onlar sadece Hazret-i Rubübiyyet'e iştiyâk duyarlar. Onlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucadele/" mücâdele /a etmeye ihtiyaç duyacakları, kendilerini Hazreti Celâl'den alıkoyacak hiçbir şehvâni eksikliğin hâkimiyeti altına girmezler. (Kudâme, 285

Sabır ikiye ayrılır: Birincisi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bedene/" bedene /a zor işleri yüklemek, ibâdet gibi işlerde ağır ameller yapmak gibi bedenle alâkalıdır. İkincisi, tabtatının hoşlandığı ve hevânın gerektirdiği şeylere karşı gösterilen nefsâni sabırdır. Eğer sabır, mide ve cinsel organların şehvetine karşı ise buna iffet , kavga etmeye karşı ise şecâat , öfkesine hâkim olmak şeklinde ise hilm , zorlayıcı bir âfete karşı ise sea-yı sadr göğüs genişliği) , bir şeyi gizlemeye karşı ise kitmân-ı sır İsır saklamak) , ihtiyaç fazlası geçime karşı ise zühd , basit hazlara karşı ise buna kanâat adı verilir. (Kudâme, 286

Sabır elemi, şükür ise ferahlığı davet eder. Bunların ikisi birbirine zıddır. Bil ki, nimet mevcüd olduğu gibi belâ da mevcüddur. Her belâya sabretmek emredilsabr memiştir. Küfür gibi. Bu bir belâdır, buna karşı sabretmenin mânâsı yoktur. Mâsıyyetler de böyledir. Şu kadar var ki, kâfir küfrünün belâ olduğunu bilmez. O, küfür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a bir hastalık sâhibi gibidir. Kendisini istilâ ettiği için, onun yüzünden bir elem duymaz. Âsi ise isyânının farkındadır. Bu kişinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyeti /a terk etmesi gerekir

İnsanın her belâyı defetme gücü vardır. Her belâyı sabırla karşılaması emredilmemiştir. Hiç kimse, susayıp elemi artsın diye su içmeme emri almış değildir. Aksine elemi gidermesi emredilmiştir. Kul için sadece giderilemez olan bir eleme karşı sabır söz konusu olabilir. Öyleyse a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a sabır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olmayan belâya karşı olur. Belâ gibi görülen şeyin bir yönüyle nimet olması da mümkündür. Bundan dolayı şükür ve sabır vazifesinin aynı noktada birleşmesi düşünülebilir. Meselâ zenginlik, insanın helâk sebebi olabilir, çünkü malı sebebiyle öldürülebilir. Sıhhat de böyledir. Dünyânın hiçbir nimeti yoktur ki, bir başka yönüyle belâ olması a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imkani-2/" imkânı /a bulunmasın. Kula bazı durumlarda, içerisinde nimet bulunan bir belâ da isâbet edebilir. (Kudâme, 310

Derecât-ı sabr: Sabrın en alt derecesi, zor olmakla birlikte şikâyeti terketmektir. Bunun ötesinde sıkıntılara rızâ göstermek vardır. Bu, sabrın ardından gelen makamdır. Bunun arkasından belâlara şükretmek gelir. Bu, rızânın ötesindedir. (Kudâme, 314

Sabır hakkında şunları söylemişlerdir: fSabır), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a sırasında nefsi belâya muhâfaza etmek ve ükıbetin güzelliğine güvenerek dili şikâyetten korumaktır. Meliabbete götürür ve aşırı arzulara gem vurur, aşırı arzuların duvarlarını yıkar. Havâs için, Mahbüb'un (Sevgili'nin) belâsından zevk almak ve kalblerin sırrına vakıf olunca da, taleb edilen şeyin sevgisindeki azabı tatmak, sebeblerde müsebbibi (sebeb olanı) müşâhede etmek, azabda muazzibi fazâb edeni, Allah'ı) görmektir. O (sabır) aynı zamanda, mıehabbetin yüce mazhariyetine ulaşmak ve asla son bulmayacak şekilde onunla olarak vasıflanmaktır. (Ravza, 411

Sabır; nefsi mutlak sürette şikâyetten alıkoyan şeydir. (Sofyavi, 334

Sabır, endişeleri yok ederek, nefsi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a (kulluk) makamında a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmaktır /a . (Câmi’, 54

Sabır üç kısımdır: Avâmın sabrı, mâsıyyete karşı sabır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a sabrı itâate devam etmek, ehass-ı havâssın sabrı ise Hakk'la beraber olmaktır. (Câmi, 61

Bil ki, yakin ehline ait hâllerin furülarının ulaştığı yakin makamlarının asılları yedi tanedir: Tevbe, sabır, şükür, recâ, havf, zühd, tevekkül, mehabbet ve rızâ. (Câmi, 218

(Allah'a yakınlaştıran) bu (muâmeleler), kalbin sürekli gayreti akabinde nefste nürâni ve sağlam tavırların ortaya çıkmasıyla oluşan kalbi muâmelelerdir. Böylece nefs itmi'nâna ermeye ve kalb de (Hakk'a) gönüllü olarak boyun eğmeye sadâ

başlar. Bunun nihâyetinde nefs, güzel fiillerin kaynağı olan (Hakk tarafından) râzı olunacak ahlâk ve melekelerle bezenir. Bu ahlâklar arasında istenen şeylere karşı sabır da yer alır. Bu tavır, şehvâni kuvvetin faziletidir. Hoşanılmayan şeylere karşı sabır da bu ahlâklardandır. Bu da gazabi kuvvetin kemâlidir

Sabrın bidâyâttaki şekli, nefsin sebât ederek isyânlardan uzak tutulması ve tâatlara yönlendirilmesidir. Ebvâbda sabır, yine kişinin şehvetlere karşı mücâdele ederek onları engellemesi, ibâdetleri yüklenmeyi huy hâline getirmesi ve belâlar karşısında endişeyi terk etmesidir. Muâmelâtta sabır, nefsin tembelliğe alışmasının engellenmesi, kalbin (Allah'ın haklarını) gözetmesi husüsunda nefsin boyun eğmeye teşvik edilmesidir. (Câmi’, 283

Sabır; gönlün sükünet içerisinde bulunduğu hâlde, nimetle sıkıntıyı birbirinden ayırmamandır. Sabır, belâlara katlanmak ve sıkıntıların ağırlıklarına göğüs germektir. Ebu'l-Kasım Cüneyd'h şöyle der: Bir mü'minin dünyâdan âhirete göçmesi çok kolay ve basittir. Ancak, halktan ayrılmak va Hakk katında bulunmak hayli zordur. (Bedenden sıyrılıp) nefsten Allah'a yürümek de zor bir iştir. Bunlardan daha zor olanı ise, Allah'la birlikte olmaktır. Aynı zâta sabrın ne olduğu sorulmuş ve o da şöyle cevâb vermişti: Acı bir şurubu yüzünü buruşturmadan içmektir.

Denilmiştir ki: Sabr, başa bir belâ geldiğinde, şikâyetini açığa vurmadan şikâyette bulunmaktır (hâlini yalnızca Allah'a arz etmektir).

Ebü Abdullah Hafifrh şöyle der: Sabır üç kısımdır: Mutasabbır, sâbir ve sabbâr (denen kişilerin sabrı)

Ebü Osman"? şöyle demiştir: Sabbâr, nefsini hoşuna gitmeyen şeylere zorlamaya alıştıran kimsedir. Amr Osmanrt ise şöyle demiştir: Sabır, Allah'la birlikte olmaya dayanabilmek ve O'ndan gelebilecek her türlü belâ ve sıkıntıyı davet edip ağırlayabilmektir.

İbn Atâ şöyle demiştir: Sabır, musibetler içerisinde bile hüsn-i edebi koruyabilmektir Burada naklettiklerim, sadece on sözdür. Ben onları özetlemiş oldum. (Nebhâni, I, 301

sadâ ( sldup ) Sadâ, nefsin yapısından (kötülüklerinden (Câmi')) hâsıl olan karanlık ve maddi süretler sebebiyle işlediği kötülükler, nefsini üstün tutması