lâzım olan şeye geri döner ve yükselir. O da (yükseldiği şey de) Hakk'tır. O, Hakk'ı hiçbir ziyâde olmaksızın sadece vehmi, muayyen bir mertebe olarak görür. Anlar ki, hissin en uzak derecesine nüzül, Zât'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a zuhüru ve onun husüsi tecellisi olup, bâtınların geri dönüşü ve husüsi mutlak gaybetle vasıflanmasıdır. (Ravza, 610
Müridlerin hâllerinin başlangıçları azim, nihâyetleri ise sıdktır (doğruluktur). Müridler üçe ayrılır: Birincisi Allah'a yakınlıktaki makamının hakikatini gözlemek isteyen mürid; ikincisi kalbinin ve kalbine yazılan imânın hakikatini gözlemek isteyen mürid; üçüncüsü nefsinin hakikatini gözlemek ve böylece Rabb'ini tanımak isteyen müriddir. Mürid, sürekli olarak sâlih amellerle ınurâdının gerçekleşmesini ister. Böyle bir mürid İslâm makamındadır. Gaybi vaadlerin tahakkukunu isteyen mürid imân, matlübu ve maksüdu Rabb olan mürid ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a makamındadır. (Ravza, 616
Seyyidim Ali Mürsafi'yi şöyle derken işitmiştim: Şeyhin müride telkininin hükmü, kuru bir yere dikilip de yağmura doymayı bekleyen çekirdeğin hükmü gibidir. (Yani) onun murâdı, istimdâdı, beslenmesi ve yapraklarının çıkması, suyu iyice emmesine bağlıdır. Dolayısıyla bereket, şeyhin çekirdeği dikmesine değil, suya kanma derecesine bağlıdır. Şeyh a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eder, Allah da nebâtâtı bitirir. Bazen bir elinde çıkar. Bu da ya müridin himmetinin zayıflığından ya da zikir mânâlarının kalbe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisâna /a ardı ardına gelmemesinden dolayıdır. Onlar şöyle demişlerdir: Telkinden sonra zikrin ardı ardına gelmesi, diktikten sonra yağmurun çekirdek üzerine peşpeşe gelmesi gibidir. Çünkü nı, açılmayı ve neticeyi hızlandırır.
Bilinmektedir ki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telkin/" telkinden /a sonra miirid, sadece sabah akşam fakirlerle zikir meclislerine gelmekle yetinmez. Nitekim zamanımızda müridlerin çoğu böyledir feldekiyle yetinmektedirler). Bu zikrin meyvesi hüküm bakımından, çekirdeğe sabah bir damla, akşam da bir damla su damlatan kimse gibidir. Oysa sabahla akşamın aralarına güneş ve rüzgâr girmektedir. Bu şekilde çekirdeğin toprağı suya kanmaz. Hatta bazen çekirdeğe bir damla bile ulaşmaz. O zaman açılma zamanı uzar. Bazen ölür de asla hiçbir şey açılmaz. Bazen bu mürid, şeyhi telkininden dolayı kınar. İçinden de olsa şöyle der: Bu telkine benim ne ihtiyacını var? Çünkü bana hiçbir faydası olmamıştır. Şeyhin vazifesinin ancak çekirdek dikmek olduğunu unutur. Bunun için müridin çokça zikretmesi ve râzı olunacak ameller yapması gerekir. (Envâr, I, 40
Müridin ana sermayesi nefsine muhâlefet etmektir. Nefsinin dizginlerini hevâsının eline veren kimse nefsini helâk etmiş demektir. Ebü Hafsrt, Hâllerinin devam edebilmesi için nefsini isteklendirmeyen, tüm arzularında ona muhâlefet etmeyen ve diğer vakitlerde hoşlanmadığı yönlere çekmeyen kimse, diğer hâllerde de mazur sayılır demiştir
mürid-murâd Ebü Bekr Tâmestâni ise şöyle söyler: Seninle Rabb'inin arasına giren en büyük perde nefsine uymandır.
İbn Atâ şöyle demiştir: Yaptığı ibâdetlere karşılık olarak Allah'tan karşılık bekleyen kimse, (Allah'ın rahmetinden) kovulmaya ve azaba uğramaya müstehaktır.
İbn Şeybân ise Şelhvetten dolayı yemek yiyen bir kul, ancak Rabb'ini müşcühede etmekten malırum kalır demiştir. (Envâr, I, 59
İbrâhim Edhem't, şöyle söylemiştir: Kulun günâhundan tevbe etmesinde sâdık oluşunun alâmeti, tevbesinden sonra kalbinde büyüklüğünü takdir edemeyecek derecede bir lezzet duymasıdır. Tevbe ettikten sonra kalbinde lezzet duymayan kimse günâhı terk etme konusunda yalancıdır. Bu kimsenin pek yakında o günâha tekrar dönmesi muhtemeldir. (Envâr, , 61
Müridin daimi ameli, zâhirini ve bâtınını Allah Teâlâ'nın hazretine girmesine engel olabilecek gazab, izzet-i nefs, kibir, kendini beğenme, kıskançlık ve benzeri sıfatlardan temizlemesidir. Mürid bu sıfatlardan temizlendiğinde Kur'ân okuyabilecek, Hakk Teâlâ'nın huzürunda bulunabilecek, namaz ve benzeri ibâdetlerle huzürunda durabilecek hâle gelir. (Envür, I, 69
Mürid, tarikat yoluna girdikten sonra, elinden çıkan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a malına kalbiyle (de olsaj iltifât etmemelidir. Müridin yapması gereken şey, dünyâyı bir kesenin içine koyup ümidsizlik deryasına atmak, gözünde tercih ve meyil bakımından altın ve toprağın aynı seviyede olmasıdır. Böylelikle altın ona toprak gibi basit ve değersiz görünür. Bu ise dünyâ ehli ile yarışa girmemek ve onlarla itişip kakışmamakla mümkün olur
Kalbinde az da olsa dünyânın değeri ve önemi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimse /a için irâde isminin
