yok olması (tehlikesi) sebebiyledir. Böylece Mutlak Cemâl'den faydalanma ve O'ndan haz duyma durumu ortadan kalkar. (Fütühât, II, 180
Recâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a recâ olmayan kişiyi sever. Recâ, sâhibinin kazanılmış bir edebe ve içerisinde asla şübhe olmayan sabit bilgiye muhtaç olduğu bir havf makamıdır. O, yolun ortasında değil, kenarında bir makamdır. Altında, sâhibinin en ufak bir sürçmede düşeceği çukurlar vardır. O, cennette âlemin bekası olan ebedi hayat yolundadır. Kuvvetinin ortaya çıkması gereken hâl ise, can çekişme anındaki hâlidir (Asıl güç son nefeste imânı koruyabilmesidir). Bundan daha öncesi için, eğer hakiki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a ise onun için recâ hükmü ile havf hükmü birbirine eşittir. (Fütühât, II, 182
Yakin makamları dokuzdur: Onlar; tevbe, zühd, sabr, şükr, havf, rızâ, recâ, tevekkül ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbettir /a . Bu makamlardan hiçbirinin, Allah ile tedbir ya da tercihin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ortadan-kalkmasiyla/" ortadan kalkmasıyla /a (düşünülmesi) doğru olmaz. (Tenvir, 8
Havftan doğan ızdırâblar kalblere yöneldiği zaman, bu korku kalblerde tedbir ve recânın varlığından doğan huzüru engeller. Raci de böyledir, kalbi Allah ile huzürla dolduğunda, vakti de Allah ile irtibâtla meşgul ise, Allah'la tedbire ne zaman vakit bulabilir ki! (Tenvir, 9
Karşılaştığın her sevimli ve sevimsiz şey ya şu anda mevcüd olan, ya geçmişte meydana gelmiş olan şeydir. Birincisine vecd , zevk ya da idrâk denir. Ikincisine zikir denir. Gelecekte olacak olan bir şey aklına geldiğinde ve bu durum kalbine hakim olduğunda, buna da intizâr ve tavakkü (beklenti ve umma) denir. Beklenen şey istenen bir şeyse recâ , istenmeyen bir şeyse havf denir... ...Recâ; arzu edilen bir şeyi beklemekten huzür duymaktır. Fakat arzu edilen bu beklentinin bir sebebi olmalıdır. Eğer beklenen sevimli şeyin sebeblerinin varlığı veya yokluğu bilinmiyorsa, bu beklemeye temenni demek daha doğrudur. havf-recâ' Çünkü bu sebebsiz bir beklemedir. Havf ve recâ, sadece hakkında tereddüt edilen şeye denir. Kesin olan şey için bu tâbir kullanılmaz. Meselâ Güneşin doğmasını umarım, batmasından korkarım denmez. Çünkü, güneşin doğması da batması da kesindir. Fakat, Yağmur yağmasını ümid ederim, dinmesinden korkarım denebilir
Recâ, sâliklerin makamları ve tâliblerin hâlleri cümlesindendir. Bundan dolayı, sabitleşmiş ve yerleşmiş olan vasfa makam denir. Geçici ve yerleşik olmazsa buna da hâl denir. Sarılık da altında olduğu gibi sâbit, utanma ve hastalıkta olduğu gibi geçici olmak üzere iki kısımdır. Kalbin husüsiyetleri de bunun gibi kısımlara ayrılır. Sabit olmayanına hâl denir, çünkü hemen kayboluverir. Bu kalbin her sıfatı için geçerli olan bir hâldir. Şu anda biz, recânın gerçeğini anlatmayı hedefledik. Recâ; hâl, ilim ve amelden meydana gelir. İlim hâli olgunlaştıran sebebdir, hâl ameli gerektirir, recâ ise bu üçünün birden adıdır. (Kudâme, 316
Recâ; kalbin, kendisine göre sevdiği bir şey hakkındaki tereddüdünden sonra, onu beklemekten huzür duymasıdır. Recâ, temenni ve intizar (bekleme) arasındaki fark şudur: Arzu edilen beklentinin sebebleri hasıl olmuşsa buna recâ denir. Arzu edilen beklentilerin sebebleri düzenli olarak yerine getirilmemiş ya da eksik veya çelişkili olarak yerine getirilmişse buna aldanış denir. Sebebler bilinmezse temenni adını alır
Recânın târifi ise şöyledir: Kalbin, dahili sebebleri tercih a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a arzu edilen şeyi beklemekten huzür duymasıdır. Çiftçilikte, bütün gereklerin yerine getirilmesinden sonra ürün beklemek gibi. Temenni örneği şu şiirde var:
Belki Allah bir merdiven çıkarır karşıma
çıkarır beni o merdivenin üstüne
Gurur ise Hz. Peygamberin şu sözüyle ifâde edilir: Ahmak, nefsinin hevâsı peşine takılan ve Allah hakkında kuruntular besleyen kimsedir. (İbn Hacer, I , 342; Ahmak yerine Âciz kelimesinin kullanımıyla Tirmizi, Kıyâme, 25; İbn Mâce, Zühd, 31) (Ravza, 262
Havf kabz eder, recâ da bast eder. Havf aşırı olursa, sevgiliye karşı vahşet (yalnızlık duygusu) oluşturur, recâ aşırı olursa, kendini beğenme ve naz meydana gelir. Şu sözleri söyleyen ne güzel söylemiş:
Kanımın hakkı için korkuyorum senden
kalbimdeki sevgin için sana ümid besliyorum
Birisi de recâ hakkında şu şiiri söylemiş:
Bineğimin durağı recâ yanıdır
bana aittir onu gözlemek
çünkü Rabb'im sensin benim
benim dediğimi iyi bilen
içimde gizlediğimden haberdar olan
eğer günâh ağır gelir de kalbime
kalmazsa sığınacak kapısı
günâhı bağışlayacak olan
Hâller, hâl sâhiblerine ancak bu semâdan verilir. Bunlar kabz, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a ve havf gibi celâliyyet de olsa; bast, üns ve recâ gibi cemâliyyet de olsa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a birdir. (Esfâr, 164
Havf, Allah ile beraber Allah'tan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a korkmamaktır... Recâ, kalbin korktuğu şeyle alâkalı olarak sükünete ermesidir. (Câmi’, 54
Havf üç kısımdır: Avaının korkusu Allah'ın cezâsından, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a korkusu Allah'tan ayrı kalmaktan, ehâssu'l-havâssın (seçkinlerin) korkusu ise Allah'tan (O'nun kendisinden) korkmaktır. (Câmi’, 61
Recâ üç kısımdır: Birincisi avamnın recâsı, avam affını umar, hesaba çekilmekten korkar. İkincisi havâssın recâsıdır; havâss Allah'ın fazlını umar, adaletinden korkar. Üçüncüsü de ehâssu'l-havâssın recâsıdır; bunlar, Allah'ın fazlını umar ve Allah tarafından terk edilmekten korkar. (Câmi’, 61
Havfın sebebi, hoşlanılmayan bir şeyle karşılaşmak veya sevilen bir şeyi elden kaçırmaktır. Havf, nefsin gelecekteki hâlinde bulanmaya yol açacak bir şeyle meşgul olmasından ve kalbin Rabb'in celâlinden dolayı hareket etmesinden önce gelir. Cüneyd'e havfın ne olduğu sorulunca şöyle cevâb vermiştir: Nefslerin işlediklerine karşılık cezâya hazır olmaktır. Allah'tan korkmak, vâcibdir. (Câmi’, 190
Recâ, lügatte, emel (ümid) anlamına gelir, aynı zamanda korku anlamına da gelir. Hakikat ehline göre ise, kalbin, arzu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a bir şeyin gelecekte olmasını istemektir. Recânın, Kerim olan Allah'ın cömertliğine güvenmek , kalbin Rabb'in lütfuna yaklaşması , kalbin âhiret güzelliğiyle sevinmesi , kalbin emelle hayat bulması , Allah'ın rahmetinin genişliğini düşünmek gibi anlamları olduğu da söylenmiştir. Bil ki havf olmadan recâ, recâ olmadan havf gerçekleşmez, bu ikisi birbirinin olmazsa olmazlarıdır. Çünkü, hakikat makamında, havfsız recâ emn , recâsız havf ise, Allah'ın rahmetinden ümid keserek ye'se düşmektir. (Câmi’, 191
Bil ki, yakin ehline ait hâllerin furülarının ulaştığı yakin makamlarının asılları yedi tanedir: Tevbe, sabır, şükür, recâ, havf, zühd, tevekkül, mehabbet ve rızâ. (Câmi', 218
Bazıları şöyle demiştir: Havf, istenmeyen bir şeyle karşılaşmaktan veya sevilen bir şeyin elden çıkmasından korkmaktır.
Ebü Ali Dekkak şöyle demiştir: Korkunun, havf, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hasyet/" haşyet /a ve heybet gibi mertebeleri vardır. Havf, imânın şartıdır. Haşyet ilmin şartıdır. Allah şöyle buyurur: Allah'dan ancak âlimler korkar. Heybet ise mârifetin şartıdır. Bazıları şöyle demiştir: Hâif, Allah'tan başkasından korkmayandır.
Ebü Hüseyin Nüri şöyle demiştir: Hâif (korkan), Rabb'inden Rabb'ine kaçandır.
Cüneyd şöyle der: Nefslerin işlediklerine karşılık cezâya hazır olmaktır. (Nebhâni, I, 317
Recâ güzelce itâattır. Recânın; Celâli cemâl gözüyle görmek , kalbin Rabb'in lütfuna yaklaşması , kalbin âhiret güzelliğiyle sevinmesi şeklinde târifleri yapılmıştır
Ebü Abdullah Hafifrt şöyle demiştir: Recâ; kalbin, umulanın keremini görmekle huzür duymasıdır.
Ebü Ali Rüzbârirh ise recâyı şu şekilde anlatmıştır: Havf ve recâ kuşun iki kanadı gibidir. Bunlar birbirine eşit olursa kuş düzgün uçar ve uçuş güzel olur, bunlardan biri eksik olursa, kuş yere düşer. Her ikisi eksik olursa kuş ölür. (Nebhâni, 322
