karşı koyarak güzel hâllere a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmaya çalışanlardır. Bunların bu tevâcüdleri güzel karşılanır. Çünkü bunlar dünyâyı arkalarına atmışlardır. Onların hoşluk, teselli, sevinç ve ferahlık içerisindeki tevâcüdleri, rahatlığı bir kenara atmaları ve bilinen şeyleri terk etmekle karşı karşıya kalmaları sebebiyledir
Üçüncü kısım ise, hâl sâhibi ve kalb erbâbı, irâdelerini tahakkuk ettirmiş olan zayıf kimselerdir. Bunlar, organlarına sâhib olmaktan ve içlerindekini gizlemekten âciz kalınca tevâcüd hâline geçerler ve taşıyamayacakları yükü atarlar. Hâlbuki, onların bu hâli reddetme imkânları yoktur. Bu yüzden de onların tevâcüdleri rahatlamak ve teselli bulmak içindir. İşte bunlar, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ehlinden, ancak zayıf olan kimselerdir
Vâcidün (vecd sâhibi olanlar) olanlar üç sınıfa ayrılır: İlk sınıfta vecdleriyle beraber bazen nefsâni davetler, beşeri a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahlak/" ahlâk /a , tabiat ve mizâcın gerektirdiği şeyler, kişinin vaktini bulandırarak hâlinde değişikliğe sebeb olur
İkinci kısımda bulunanlar da vecd ehlidir. Bunlar kulaklarına gelen birtakım seslerden oluşan ve vecde benzeyen şeylerin gelmesiyle keyiflenir, bu hâlle nimetlenerek bunu yaşar ve bununla canlanırlar. Sonra onların bu vecd hâlinde değişiklik meydana gelir
Üçüncü kısımda bulunanların vecdi devamlıdır. Bu vecd hâli kendilerini fenâya erdirmiştir. Çünkü her vâcid (vecde gelen her kişi) bulduğu şey sayesinde fenâya ermiştir. Kendilerinde, yaşadıkları vecd husüsunda hiçbir fazlalık yoktur. Çünkü vecd hâli yaşadıkları esnâda, onlar nazarında her şey yok hükmündedir. Artık onlar kendi vecdlerinden de fâni olmuşlardır. (Lunta', 377
tevâcüd-vecd-vücüd
Ebü Said Ârâbi demiştir ki: Vecd, rahatsız edici bir hatırlama, huzürsuzluk veren bir korku, günâhtan dolayı azarlanma, içten gelen latif bir hitâb, bir faydaya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a , gaibe karşı iştiyâk, elden kaçırılan şeye üzülme, geçen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zamana/" zamana /a pişmanlık, içinde bulunulan zamanda bir şeyler elde edebilme arzusu, bir farzı yerine getirmeye davet veya gönülden bir
