Kur'ân'ın ehli olanlar, Kur'ân'la amel etmek süretiyle onu muhâfaza eden kimselerdir. Onlar Kur'ân'ın âyetlerini ezberleyip onunla amel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a ederler. Ebü Yezid Bistâmi onlardan biriydi. Ebü Müsâ Dili onun Kur'ân'ı beyân etmeden ölmediğini söylemişti. Ahlâkı Kur'ân olan onun südef
ehlinden, Kur'ân ehli olan da Allah'ın ehlinden olur. Çünkü Kur'ân Allah'ın kelâmıdır. O'nun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmı /a ilmi, ilmi ise Zât'ıdır. Sehl Abdullah Tüsteri altı yaşındayken bu makama erişmişti. Bu yüzden onun bu yolda başlangıcı kalbin secdesiydi. Allah'ın şânı yüksek, uzun ömürlü nice velileri, onun ulaştığı kalb secdesi hâlini elde edemeden ölmüştür. Hem de velâyet makamını tahakkuk ettirdiği ve o makamda sâbit-kadem olduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a , kalbin secde eder olduğunu asla bilmeden. Kalb secde eder hâle geldiğinde, başını asla secdeden kaldırmaz. Kalbin secde etmesi, onların üzerinde bulunan ve pek çok kademin kaynağı olan o tek kadem üzerinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a etmesidir. (Fütühât, II, 22-23
Sücüd-ı kalb (kalbin secdesi), organlarıyla amel ederken, O'ndan başka bir şeyle meşgul olmaması ve nazarını O'ndan ayırmaması bakımından, Hakk'ı müşâhede esnâsında sadece O'nda fâni olmaktır. (Kâşânî, 100; Câmi’, 85
