Süküt iki kısımdır: Zâhirle süküt ve kalb ve gönül ile süküt. a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevekkul/" Tevekkül /a edenin kalbi rızkın takdir edildiğine inanarak süküt eder. Ârifin kalbi sükut ederken Allah'ın hükmettiğine karşı tam mutâbakat hâlinde bulunur. Mütevekkil Allah'ın işinin güzel olduğuna güvenir; ârif ise Allah'ın her tür hükmüne karâat eder. (Süfiler ârifin) hâlini anlatmak üzere şu şiiri okurlar: Üzerinde cereyan ederken
O'nun tasarrufları
rızâdır içindeki düşünce
Bazı zamanlar vardır ki, âni bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayret /a süküta sebeb olabilir. Gerçekten de keşf âni olarak gelirse, o zaman ibâreler susar, ne bir açıklama, ne de söz kalır. Şâhidler silinir, şuür ve his yok olur. (Kuşeyri, 63
Sükün ve süküt, zikirde sıdkın hâsıl olması içindir. Bu, kalbin lafızla değil, tefekkürle Allah, Allah diyerek O'ndan başka hiçbir düşünce kalmayıncaya kadar O'nunla meşgul olmasıyla mümkün olur. Ardından LÂ ilâhe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/illallah/" illallah /a diyerek dil ile kalb birbirleriyle muvâfık hâle gelir. Her zikre niyetlendiğinde bu şekilde yapar. (Envâr, I, 36
