Şükrün Tanımı
Ulema şükrün birçok tarifini yaptı. Bunların mühim olanlarından bazıları şöyledir: “Şükür, kalbin nimet verenin sevgisiyle meşgul olması, azaların taatta olması, lisanın O’nun zikri ile cereyan etmesi ve O’nu (Allah’ı) medhetmesidir.”[1]
İbn-i Acîbe ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “ Şükür, nimet verenin taatına azaları sarfederek nimetlerin hasıl olmasıyla kalbin ferahlamasıdır, nimet verenin nimetini boyun bükerek itiraf etmektir.”[2]
Seyyid Şerif ( rahmetullâhi aleyh ) “Tarifat”ında der ki: “Şükür, kulun kulak, göz ve diğer azaları gibi yüce Allah’ın bütün nimetlerini yaratıldığı gaye üzere kullanmasıdır.”[3]
Allâme İbn-i Allan Sıddıkî ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Şükür, nimeti itiraf edip hizmetle kâim olmaktır. Her kim şükrü çok yaparsa “Şekûr” diye isimlendirilir. Bu sebepten dolayı Allah Sübhanehu Sebe Suresi 13. ayetinde:
“ Şekûr kullarım azdır.” buyurdu.”[4]
Allah’ın nimetlerinin kullarının üzerinde sayılamayacak kadar çok olduğu gizli değildir. Sayılması çok zordur. Yüce Allah, İbrahim Suresi 34. ayetinde:
“ Öyle ki Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışırsanız onu bitiremezsiniz.” buyurdu.
Nimetlerin taksimini esas olarak üç kısma ayırmak mümkündür:
1- Dünyevî olanlar: Sıhhat, afiyet ve helal mal gibi...
2- Dinî olanlar: Amel, ilim, takva ve yüce Allah’ı tanımak gibi...
3- Uhrevî olanlar: Az salih amele, bol verilen sevap gibi...
Şükrü zorunlu kılan dinî nimetlerin en büyüğü, İslâm, iman ve yüce Allah’ı tanımak nimetleridir. Bunların şükrü ise hiçbir güç ve kuvvet harcamadan yüce Allah’tan vasıtasız olarak iyilik ve ikram olduğuna itikat edip şükretmektir. Yüce Allah Hücurat Suresi 7.ayetinde:
“ Lâkin Allah size imanı sevdirdi ve onu kalplerinize güzel gösterdi.” buyurdu.
Yine Nur Suresi, 21. ayetinde:
“ Eğer üzerinizde Allah’ın fazlı (lütuf) ve rahmeti olmasa idi, içinizden hiçbir kimse ebedî olarak asla temize çıkmazdı.” buyurdu.
Muhakkak büyük mevcudatı ve bunun içinde olan yüce Allah’ın büyük ayetlerini tefekkür eden mü’minin O’nun kendinin üzerindeki nimetlerini bilmesini ziyadeleştirir. Allah’a olan şükrünü ve sevgisini de fazlalaştırır.
Yüce Allah’ın kuluna öyle nimetleri de vardır ki onları kulları vasıtası ile gönderir. Nitekim Allah’ın bazı ihsanları bize Resulü ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’nün eli ile gelmiştir. Allah bazı hayırları bize ana-babamızın ve arif-i billah olan mürebbî mürşidlerimizin eli ile göndermiştir. Bundan dolayı mü’mine lazım olan, yüce Allah’a şükretmesidir. Çünkü hakiki nimet veren O’dur, hayrın celbi için insanları kendine musahhar kılmıştır. Yüce Allah Nahl Suresi 53. ayetinde:
“ Nimet olarak size ulaşan ne varsa Allah’tandır.” buyurdu.
Yüce Allah mü’mine verdiği nimette kimi vesile kıldıysa mü’minin o kişiye teşekkür etmesi gerekir. Bunun için Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.” buyurdu.[5]
Yüce Allah bizi kendi şükrüne, bizim yaradılışımıza sebep olan anababamıza ve onların bize yöneltmiş oldukları iyilik ve nimetlerine karşı teşekkür etmeye çağırıyor. Lokman Suresi 14. ayetinde:
“ Önce
bana,
sonra
ana-babana
şükret
diye
tavsiyede bulunmuşuzdur.” buyurdu. Bu iki şükrün en kolayı kullara teşekkür etmektir. Her kim ki kullara teşekkür etmeyi yitirirse Allah’a şükrü daha fazla yitirir.
A. Şükrün Kısımları
Şükrün burada geçen ve geçmeyen tariflerinden anlaşıldığına göre şükrü üç kısıma ayırmak mümkündür: Lisanın şükrü, uzuvların şükrü ve kalbin şükrüdür.
Lisanın şükrü : Yüce Allah’ın Duha Suresi 11. ayetinde:
“ Rabb’inin nimetini minnetle ve şükranla an!” buyurduğu ayetine imtisalen yüce Allah’ın nimetlerini konuşmaktır.
Peygamber ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’in: “Allah’ın nimetinden konuşmak şükürdür.” kavlini tatbik etmektir.[6]
Denildi ki: “Her kim nimeti ketmederse (gizlerse), küfran-ı nimet etmiş olur. Her kim de onu açığa çıkarır yayarsa muhakkak şükretmiş olur.” İşte bundan dolayı Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın şahsiyeti, şükür ve hamdetmede örnek bir şahsiyettir. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “Bunun için Batha (Mekke’nin geniş yataklı bir vadisi)’yı Rabb’im bana altın kılmayı arzetti. Ey Rabb’im yok dedim. Lâkin ben bir gün doyayım, bir gün aç kalayım dedim. Bunu veya bunun benzerini üç defa dedi. Ben dedim ki acıktığım zaman sana yalvarayım ve seni zikredeyim. Doyduğum zaman sana şükredeyim ve hamdedeyim.” buyurdu.[7]
Böylece Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) hamdetmeye teşvik etti. İbn-i Ömer ( radıyallâhu anhuma )’in rivayet ettiği gibi Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) onlara şöyle konuştu: “Allah’ın kullarından bir kul:
“Ya Rabbi, le kel hamdü keme yenbaği li-celali vechike ve li-azimi sultanike” (Ey Rabbim zatının celalına saltanatının azametine yakışan bir şekilde hamd sana olsun) dedi. Bunun sevabını yazmak iki meleği (aciz bırakıp) yordu. Nasıl yazacaklarını bilemediler ve semaya çıktılar, dediler ki: “Ey Rabb’imiz! Kulun bir kelam dedi, ne yazacağımızı bilmiyoruz.” dediler. Allah kulunun ne dediğini daha iyi bildiği halde “Kulum ne dedi?” diye sordu. O kul “Ya Rabb’i le kel hamdü keme yenbaği li-celali vechike ve li-azimi sultanike” dedi, dediler. Aziz ve Celil olan Allah o iki meleğe: “Kulumun dediği gibi yazın, o bana mülâki olduğunda, onun mükâfatını ben veririm.” buyurdu.[8]
2- Uzuvların Şükrü : Yüce Allah için amel yapmaktır. Yüce Allah şükrün amel olduğuna işaret ederek Sebe Suresi 13. ayetinde:
“ Ey Davud ailesi! Şükür ile amel edin!” buyurdu. Rasulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) şükrü bizzat gece ibadetine kalkarak uygulamalı olarak izah etmiştir. Bu konuyla ilgili olarak seyyidemiz Aişe ( radıyallâhu anha )’nin rivayet ettiği şu hadiste: “Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) geceleyin nafile namaz kıldığı zaman, iki ayağı yarılıncaya kadar kıyamda olurdu. Ben dedim ki: “Ya Resulallah niçin böyle yapıyorsun? Senin gelmiş ve gelecek olan günahların mağfiret olunmadı mı?” Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “Ben Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap verdi.[9]
3- Kalbin Şükrü : Sana veya herhangi bir kula verilen bütün nimetleri yüce Allah’ın verdiğine senin şahitlik etmendir. Yüce Allah Nahl Suresi 53. ayetinde:
“ Nimet olarak size ulaşan ne varsa Allah’tandır.” buyurdu.
Nimetleri görmen, nimet veren Allah’ı görmene perde olmasın. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) bu hakikate uyararak dedi ki:
“Her kim sabahladığında, Ey Allah’ım! Benimle beraber veyahut mahlukatından herhangi biri ile beraber ne gibi bir nimet sabahladıysa onlar sadece sendendir. Senin şerikin yok, hamd ve şükür sana mahsustur, derse o günün şükrünü eda etmiş olur. Her kim de bunun aynısını akşamleyin de söylerse gecenin şükrünü de eda etmiş olur” buyurdu.[10]
Eserlerde geldiğine göre Musa (aleyhisselâm) dedi ki: “Ey Rabb’im Ademi yed’i kudretinle yarattın, ona ruhundan üfledin, meleklerini ona secde ettirdin ve herşeyin isimlerini öğrettin, onu yaptın, bunu yaptın, şükrüne nasıl takat getirdi?” Allah ( azze ve celle ) der ki: “Muhakkak ki bunların benden olduğunu bildi, onun bunu böyle bilmesi şükürdür.”[11]
İşte bunun üzerine mü’min, kendinin Allah’ın şükrüne ve hamd-ü senasına muvaffak kılmasını Allah’ın nimetlerinden görür. Davud (aleyhisselâm) ’un dediği gibi: “Ya Rabbi sana olan şükrüm (namazım, diğer ibadetlerim) şükretmeyi vacip kılan başka bir nimettir. Öyle ise sana nasıl şükredeyim? Yüce Allah buyurdu ki: “Şimdi bana şükür ettin ya Davud!”[12]
B. Şükür Edenlerin Mertebeleri
İnsanların hakiki şükre ulaşmalarında farklı mertebeler vardır:
Avamın şükrü : Yalnız nimetlere şükrederler.
Havâsın şükrü : Tüm hallerde Allah’ın üzerlerindeki fazilet ve nimetlere şahitlik ederler. Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ): “Başına felaket gelip de karşılığında lisanı ile hamdeden, şeytanın kalbine ye’s atmasına ve yüce Allah’ın rahmetinden ümit kesmesine meydan vermeyerek kalbi ile razı olan kimseyi Ebû Musa Eşarî’nin rivayet ettiği şu hadisle övdü: “Bir kulun çocuğu öldüğü zaman yüce Allah meleklerine der ki: “Kulumun çocuğunun ruhunu kabzettiniz mi?” Melekler: “Evet” derler. Yüce Allah: “Kulum ne dedi?” diye sorar. Melekler: “Sana hamdetti ve istirca etti,” (İnna lillahi ve inna ileyhi raciun, dedi) derler. Yüce Allah buyurur ki: “Kulum için cennette bir ev bina edin ve onu Beyt-ül Hamd diye isimlendirin.”[13] Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) başka bir hadisinde: “Cennete ilk önce davet edilen kişiler, bollukta ve darlıkta Aziz ve Celil olan Allah’a hamdedenlerdir.” buyurdu.[14]
Havâs-ül Havvâsın şükrü : Nimet ve felaketi görmeyip nimet veren Allah’ın rızasında kaybolmalarıdır. Bu manada Şiblî ( rahmetullâhi aleyh ): “Şükür, nimeti görmeyip nimet vereni görmektir.” dedi.[15]
C. Şükrün Fazileti
Şükür en yüksek makamlardandır. Zira, kalbe, lisana ve bütün azalara şamildir. Çünkü o sabrı, rızayı, hamdi, bedenî ve kalbî ibadetlerin çoğunu kapsar. Bunun için yüce Allah şükrü emredip bunun zıddı olan küfran-ı nimet ve inkârcılığı da yasakladı. Yüce Allah Bakara Suresi 152. ayetinde:
“ Bana şükredin ama nankörlük etmeyin.” buyurdu.
Şükür, peygamberlerin en büyük sıfatlarındandır. Yüce Allah dostu Efendimiz İbrahim (aleyhisselâm) için Nahl Suresi 120-121. ayetlerinde:
∃
“ Muhakkak ki İbrahim başlı başına bir ümmet idi. Tek bir hanif olarak Allah’a itaat için kıyam etmişti ve hiçbir zaman müşriklerden olmadı. O’nun nimetlerine şakir (şükreden) bir kimse idi. O, onu seçmiş ve doğru bir yola hidayet buyurmuştu.” buyurdu.
Yüce Allah Seyyidimiz Nuh (aleyhisselâm) için, İsra Suresi 3. ayetinde:
“ O (Nuh) doğrusu çok şükredici bir kul idi.” buyurdu.
Allah’ın Habibi ve Resulü Efendimiz Muhammed ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) ise ibadette, geceleri ihya etmede ve Rabb’inin huzurunda şükür makamını huşu, iffet üzere tahakkuk ettirmede çaba gösterirdi. İşte bunun için kıyamında nefsi ile cehdedip hatta ayakları şişene kadar ibadet etmesinden sorulduğunda buyurdu ki: “Ziyade şükreden (bir kul) olmayayım mı?”[16] Soran kişi zanneder ki ibadetin sebebi mağfiret taleb etmektir. Halbuki yüce Allah onu ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) affetmiştir. Lâkin Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın cevabı, soranın himmetini yükseltmiş, kulluk makamlarının en yükseği olan şükür makamına çıkarmıştır.
Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) şükrü gerçekleştirenlerin en hayırlısı olduğu gibi böylece ashabını ve diğer mü’minleri de bu büyük makamı gerçekleştirmeye çağırıyordu. Her namazın sonunda dua ile yüce Allah’a yönelmeye, zikir ve şükür üzerine yardıma ve kendilerine lütuf etmeye çağırıyordu. Muaz b. Cebel ( radıyallâhu anhu )’e: “Ey Muaz sana vasiyet ediyorum, her namazın sonunda:
Ey Rabb’im! Zikrine, şükrüne ve güzel ibadeti yapmam üzerine bana yardım eyle! diyesin.” buyurdu.[17]
Şükür makamının ve mevkiinin yüksekliğinden dolayı çıkışı zordur. Onun gerçekleşmesi doğrulukla, sabırla, istikametle mücâhedeye ve devamlı sülûka muhtaç olur. İşte bunun için şakirun (çok şükredenler) nadirdir. Zira kerim ve değerli kimseler de azdır. Onların azlığını yüce Allah Sebe Suresi 13. ayetinde:
“ Kullarım içinde şekûr olan (çok şükreden) azdır.” buyurmuştur. Allah, faziletinin ve cömertliğinin genişliğine rağmen insanların çoğunu nimetlerine şükür etmemekle vasfederek Neml Suresi 73. ayetinde:
“ Şüphesiz Rabb’in insanlara karşı lütuf sahibidir. Fakat insanların çoğu şükretmezler.” buyurdu.
Bunun için yüce Allah, Kur’an-ı Kerîm’de büyük nimetlerini, nice iyilik ve ikramlarını insanlara çok kere hatırlatarak birçok defa varlıkları tefekküre davet ediyor. İnsanları o nimetleri saymasından ve nimetleri sınırlamaktan acze bıraktığını, saygı değer ve fevkalede güzel olan nimetleri anlamamız için bizi düşünmeye çağırıyor. İşte bütün bunların hepsine hakkı ile şükretmemiz için yüce Allah Nahl Suresi 78. ayetinde: “ Allah sizi analarınızın karnından öyle bir halde çıkardı ki hiçbir şey bilmiyordunuz. Öyle iken size işitmeniz için kulaklar, görmeniz için gözler ve anlamanız için gönüller verdi ki şükredesiniz diye!” buyurdu. Yüce Allah olgun fikre sahip olan kâmil insanları ve yaşı kırka varanları şöyle vasfetti: Bunun gibi insanlar yüce Allah’ın nimetlerinin kendilerini ihate ettiğini görürler, üzerinde Allah’ın iyilik ve ikramlarına şahit olurlar ve yüce Allah’a yalvararak şükretmesine muvaffak olmak için iltica ederler. Yüce Allah Ahkaf Suresi 15. ayetinde:
“ Nihayet insan güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: “Rabb’im! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et!” buyurdu.
Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem ) yüce Allah’ın rızkı ile nimetlenip şükreden kimsenin menzilini, yorularak ibadetlerle meşgul olan ve meşakkatlerine sabredenlerin menzili ile beraber kıldı ve “Yiyip şükreden, sabrederek oruç tutanın menzilindedir.” buyurdu.[18] Sonra şükür, nimetin devamlı kalması ve sürekli olması için en hayırlı bir vesiledir. Denildi ki nimetin bağı şükürdür. İbn-i Atâullah ( rahmetullâhi aleyh ) “Hikem”inde şükrün hikmeti hakkında der ki: “Her kim nimetlere şükretmez ise zevalına maruz kalır, her kim de nimetlere şükrederse muhakkak onları sağlam iple bağlamış olur.”[19]
Şükretmemek, nimetlere nankörlük ve umursamamakla karşılık vermek yüce Allah’ın gadabını, ikabını ve nimetin elden gitmesini doğurur. Yüce Allah’ın Nahl Suresi 112. ayetinde buyurduğu gibi:
“ Bir de Allah şöyle bir şehrin halkını misal yaptı ki emniyet ve asayiş içinde idiler. Onlara her yerden rızıkları bol bol geliyordu. Derken o şehir halkı, Allah’ın nimetlerine nankörlük etti. Allah da onlara, o yaptıklarına karşılık açlık ve korku libasını (belasını) tattırıverdi.”
Yüce Allah, mü’minlere nimetlerine şükürle mukabele ettikleri takdirde, onların nimetlerini arttıracağını vaad ederek İbrahim Suresi 7. ayetinde:
“ Eğer şükrederseniz elbette size (nimetimi) arttırırım.” buyurdu.
Hakikaten şükreden bir kimse, yüce Allah’a şükrettiğinde nefsi için hayrı celbeder. Şükrü sebebi ile yüce Allah’ın nimetlerinin üzerine ziyade olmasını, fazlının devamını, sevgisinin çokluğunu ve güzel övgüye sahip olmayı kazandığı için, yüce Allah Neml Suresi 40. ayetinde:
“ Her kim şükrederse sırf kendi lehine eder. Her kim de küfranda bulunursa şüphe yok ki Rabb’im gani (müstağni)dir, kerimdir.” buyurdu.
Saadet-ı Sûfiyye şükrü gerçekleştirdikten sonra, makamının yüceliğini ve faziletinin büyüklüğünü bilir ve insanları ona çağırırlar. Yüce Allah’ın dünyevî ve uhrevî bütün nimetlerini ikram ettiği kimseleri, dünya nimetleri ile meşgul olmamaya teşvik ederler. Hatta nimetin ziyadeleşmesi, tevfikin devam etmesi için şükür yoluna sülûk etmelerini teşvik ederler. Ebû’l Hamza el-Bağdâdî ( rahmetullâhi aleyh ) der ki: “Allah sana hayır yollarından bir yolu açtığında ondan ayrılma, ona bakıp iftihar etmekden sakın ve ancak seni buna muvaffak edenin şükrü ile meşgul ol! Zira ona nazar etmen seni makamından düşürür. Şükürle meşgul olman ise sana nimetlerin ziyade olmasını sağlar. Zira yüce Allah İbrahim Suresi 7. ayetinde:
“ Eğer
şükrederseniz
elbette
size
(nimetimi)
arttırırım.” buyurmaktadır.[20]
Bu sebeple Saadet-ı Sûfiyye her hallerinde yüce Allah’ın şükür kapısını çaldılar. Onlar sair durumlarında yüce Allah’a hamdeder. Fail-i Mutlak, Mun’im-ül Mutefaddıl, Berr-ür Rahim ve Şekür-ül Kerim olan Allah’a şahit olur ve kapısının eşiğine zilletle kapanırlar. Kalplerine Cenabından gelen (onun zatından) marifet nuruyla, dillerinde hamd-ü sena alametleriyle, amellerinde şerîat-ı garrânın hükümleriyle Resulullah ( sallallâhu aleyhi ve sellem )’ın onurlu, uğurlu olan ashabının ve ashaba tâbi olan kimselerin güzel metodlarına ve müstakim yollarına uyup izlerini takip ederler.
Tenbih
Şükür bahsinin son bulmasıyla Allah’a vasıl olmaya taalluk eden üçüncü bâbı bitirdik. Ancak şuna işaret etmek gerekir ki bu kitabımızda ortaya koyduğumuz bu makamlar seyir makamlarının hepsi değildir. Daha birçok makam vardır. Hatta şeyhimiz Muhammed Hâşimî ( rahmetullâhi aleyh ) bu makamların yüz kadar olduğunu zikretti ve bunları Allah’a seyr-i sülûk edenin menzilleri diye isimlendirdi.
Muhakkak Şeyh-ül İslâm Ebû İsmail Abdullah b. Muhammed-ül Ensariy-ül Herevi, Hanbeli Fakihi, Müfessir ve sûfi (vefatı hicri 481’de) bu hususta bir risale te’lif etti, seyr-i sülûk yolunda yüz menzil olduğunu bildirdi, taksimini ve izahını güzel yaptı. Ona vakıf olmak isteyenlere ve rağbet edenlere fayda verdi ve bu esere: “Menazil-üs Sairin ile’l Hakkı Azze Şe’nuhu” ismini verdi.[21]
IV. BÖLÜM
TASAVVUFUN SEMERELERİ
Keşf
İlham
Dipnotlar
- Medaric-üs Sâlikin libn-i Kayyım c.2 s.136’da
- Mirac-ut Teşevvüf libn-i Acîbe s.7’de
- Tarifat-üs Seyyid s.76’da
- Delil-ül Falihin Lituruk-u Riyaz-us Salihin c.2 s.57’de
- Ebû Davud Sünen’inde Bâb-u Şükr-ül Maruf’da, Ebû Hureyre (radıyallâhu anhu)’den rivayet ederek tahriç etti. Allâme Hattâbi (rahmetullâhi aleyh) Muallim-us Sünen c.4 s.113’de bu hadisi şerhederek, bu kelam iki vech üzerine tevil olunur dedi. Biri: Her kimin tâbiatında ve adetinde insanların nimetine nankörlük varsa, onların kendine yaptığı iyiliklerine teşekkür etmeyi terketmek adetinden ise, Yüce Allah’ın nimetlerine karşı da nankör olup, Yüce Allah’ın şükrünü terkeder. Diğeri: Şüphesiz ki Yüce Allah şu kimsenin şükrünü kabul etmez. Bir kul insanların kendine yapılan iyiliklerini bilip, onların meşru olan iyiliklerine nankörlük ederek teşekkür etmezse, bir iş diğerine muttasıl olduğu için (Allah da onun şükrünü kabul etmez.)
- Hadis-i şerifi İmam Ahmet Müsnedin’de, Numan bin Beşir (radıyallâhu anhuma)’den c.4 s.375’de rivayet etti.
- Tirmizi, Kitab-uz Zühd’de, Ebû Umame (radıyallâhu anhu)’den rivayet etti. Hadisi hasen dedi.
- İbn-i Mace Kitab-u Edep’te rivayet etti.
- Buhari Sahihinde Kitab-ur Rikak, Müslim Sahihinde Kitab-u Sıfat-ül Münafıkın ve Tirmizi Ebvab-üs Salat’ta tahriç ettiler.
- Ebû Davud Sünen’inde “Ma Yekulu İza Asbaha” bâbında rivayet etmiş, ayrıca lafız Nesai’nindir.
- Medaric-us Sâlikin Li İbn-i Kayyım c.2 s.137’de
- Medaric-us Sâlikin Li İbn-i Kayyım c.2 s.137’de
- Tirmizi Kitab-ul Cenaiz’de rivayet etti, hadis hasen dedi.
- Hakim Müstedrek’te c.1 s.502’de rivayet edip, hadis Müslim’in şartı üzere sahihtir dedi. Zehebi de ona muvafakat etmiştir.
- Risale-i Kuşeyriyye s.81’de
- Buhari Sahihinde tahriç etmiştir.
- Ebû Davud, Sünen’inde bâb-u İstiğfar’da, Nesaî Kitab-ıl İftitah’ta ve Hakim, Müstetrek’te c.1 s.499’da rivayet ettiler. Hakim sahih-ül isnad dedi. Zehebî de buna muvafakat etti.
- Tirmizi, Kitabu Sıfat-ul Kıyame’de Ebû Hureyre (radıyallâhu anhu)’den rivayet etti.
- İkaz-ül Himem fi Şerh-il Hikem İbn-i Acîbe c.1 s.100’de
- Tabakat-üs Sûfiyye Lis-Sülemî, s.298’de
- Şerh-ü Şatrancu’l Arifin li Seyyidî Eş Şeyh Muhammed El Hâşimî (rahmetullâhi aleyh) s.12’de.
- İmam Gazalî (rahmetullâhi aleyh) İhya’nın Kitab-u Muhabbet ve Şevk c.13 s.2570’de
- İbn-i Arabî Hatimi Tai, Futuhat-ul Mekkiyye 178.muhabbet bâbı.
