Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

sülük (Tasavvuf Sözlüğü)

(âdâb-ı sülük; sülük-ı fakiri's-süfi; süret-i sülük; sülük a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilallah/" ilallah /a Açlık ehlullahın süsüdür. Bununla, açlığın âdet hâline gelişini kasd ediyorum. Bu a href …

(âdâb-ı sülük; sülük-ı fakiri's-süfi; süret-i sülük; sülük a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilallah/" ilallah /a

Açlık ehlullahın süsüdür. Bununla, açlığın âdet hâline gelişini kasd ediyorum. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mevt-i-ebyaz/" mevt-i ebyazdır /a (beyaz ölümdür

Ehlullah seyr sülüklarının esaslarına dört ölüm esasını koymuşlardır. Yukarıda sayılan açlıktan başka) bunlardan birincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mevt-i-ahdar/" mevt-i ahdardır /a (yeşil ölümdür; . Bu, sülük gösterişli değil, yamalı elbise giyınektir. Hz. Ömer Hattâb'ın giydiği elbisede on üç tane yama vardı. Bunlardan biri deridendi. Oysa o, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'minlerin /a emiriydi. Mevt-i esved (siyah ölüm) eziyetlere katlanmaktır

Mevt-i ahdar (kızıl ölüm) ise nefse arzu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a şeylerde muhâlefet etmektir. Bu, melâmetiyye ehlinin husüsiyetidir

Tasavvuf yolunda sâlihler için uygun görülen açlık, (şahsi) tabiatın fazlalıklarını azaltma ve dünyâyı hareket etmeye ihtiyaç duymadan istemeyi seçmektir. Taleb yükselirse, Samediyyet sıfatını ister. Onun sınırı bize göre bir günlük oruçtur. Eğer buna uykusuzluğu da eklerse bu meşrü ve ihtiyari bir açlık olur. Bu bizim için ancak meşrü sayılabilecek bir yoldur. Eğer Allah bu zarüret durumunu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a avam kesimi için sınırlandırmış olınasaydı, hâli bu mertebeye yakın olrnazdı

İnsan, açlığın artırılması hâlinde kula gelen faydaları Rabb'inden daha iyi bilemez. Bu (böyle bir düşünce), kötü edebin en son noktasıdır. Eğer geceleyin (ibâdeti sırasında) ve fenâsında kendisini yedirip içirenden bir hâl olduysa, bunun etkisini de kuvvetinde, aklının sıhhatinde ve mizâcını korumada bulursa dilediğine ulaşır. O açlığa ehil değildir

Açlık konusundaki sözümüz, onu istiğrak hâline sevk eden Zât'la ilgili olsa da, Ebü Ukkal gibi, açlıkla arasına güçlü bir vârid girer. Eğer bundan bir fayda elde ederse, (süfiler tarafından kasd edilip) istenen de budur. Fayda elde etmezse bu bir hastalıktır, bu hâlin tabibe havale edilrnesi gerekir. Bu durum süfilerin amaçladığı bir durum değildir. Büyüklerin açlığı ise ıztırâri (irâde dışı) açlıktır. Açlığa yol açan şey onlarda açlık ya da toklukta ortadan kalkmayan bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/meleke/" meleke /a hâline gelir. O ancak azla yetinir. Fakat helâlden ya tâatlerde dinçlik ya da hesabı hafif atlatmak için uzak dururlar. (Fütühât, II, 184

Süfilere göre süret-i sülük, riyâzet aşamasından sonraki mübtedi (yeni başlamış) süfidir. Bu kişi, aynı zamanda nefsiyle dostluğa itibâr etmesi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a , kendisine ilâhi cezbe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/inayet/" inâyet /a açılmamış a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsedir /a . Feyz-i Rahmâni, Zât'ın katından akla, nefse, âlemlere, ilk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heyula/" heyülâya /a , unsura, mevâlide (unsurlardan oluşan şeylere) ve insana iner. Sonra terkib yoluyla, tenzil silsilesinden (sözü edilen sebebler zincirinden) apaçık bir şekilde lâzım olan şeye geri döner ve yükselir. O da (yükseldiği şey de) Hakk'tır. O, Hakk'ı hiçbir ziyâde olmaksızın sadece vehmi, muayyen bir mertebe olarak görür. Anlar ki, hissin en uzak derecesine nüzül, Zât'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a zuhüru ve O'nun husüsi tecellisi olup, bâtınların geri dönüşü ve husüsi mutlak gaybetle vasıflanmasıdır. (Ravza, 610

Sülük ilallah (Allah'a sülük etmek), kalbe, nefse, rüha, sırra ve Hakk'a ait bütün taayyünlerin kaldırılmasından ibârettir. Yine bu, neşe içinde hareket etmekten ibârettir. Bu taayyünlerin kaldırılması mevcüd hâle değil, sadece sâlike a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a mümkün olabilir. Çünkü âyân-ı sâbiteler kaldırılamaz. Çünkü onlar ezeli ve ebe944 sülük

didir. Bundan dolayı Hakk'ı bilmemek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muhal/" muhâldir /a . Fakat onların Hakk'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdunda /a hükümlerinin zuhür etmesi kaldırılabilir. Bu da ancak Hakk'a değil, onların şuüruna nisbetle olabilir. Onların hükmünün ortadan kaldırılması, onların ortadan kalkmasını gerektirmez. Çünkü ayn-ı sâbite, hükmü kaldırılmış bir şeydir. Çünkü zuhürunun sebebi onun şuür olan hükmüdür. Bu hüküm, Hakk mertebesine vusül ile ortadan kalkmıştır. Çünkü vâsıl olan fânidir, onun şuüru yoktur. (Esfâr, 262

Bil ki âdâb-ı sülük (sülük âdâbı), keşf ve müşâhede makamına ermek isteyen kimsenin riâyet edeceği âdâb demektir. (Bu âdâbın yerine gelmesi için kul) Allah'a olan mehabbetini, mâsivâya olan mehabbetinden arındırmalıdır. Lezzetlerindeki maksadını keşf ve kerâmete değil, sadece Allah'a yöneltmelidir. Mükâfât almak veya kurtulmakiçin değil, sırf Allah için ibâdet etmelidir. Bütün amellerini şeriatın kanunlarına, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sunnet/" sünnet /a ölçüsüne uydurmalı; kalbini ilimlerin (yanlış ve gereksiz bilgilerin) yanıltmasından, havâtırın meşguliyetinden kurtarmalı; nefsini kuruntulardan, boş arzulardan, madde kirlerinden temizlemeli; rühunu cismani kayıtların esaretinden, hayvâni engellerden kurtararak, birtakım maddi güç ve duyguların (rühtaki) bağlarını çözmeli; ahlâkını her türlü rezilliklerden ve kötülüklerden temizlemeli, zihnini bedeni alâkalardan ve tabit âdetlerden uzak tutmalı, maddenin kayıtlarından kurtularak devamlı bir şekilde rühâni âlemlere yönelmeli, beşeri vasıflardan uzaklaşarak, meleki vasıflara yaklaşmaya çalışmalı, dünyâyı ve dünyalığı terk edip, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ehlinden uzak durmalı, mahlükata yok ve fâni gözüyle bakarak onlardan ilgisini kesmeli, bütün dünyevi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lezzetler/" lezzetlerden /a ve sahte güzelliklerden yüz çevirmeli, kendisini Allah'a itâatten alıkoyacak her şeyden kaçınmalı, O'nun birliği ile ilgili zikir ve diğer ibâdet cinslerinin tamamını yerine getirmeli, her türlü şekilcilikten uzak durmaya çalışmalı, ameli karşılığında Allah'tan âhiret sevâbı değil, O'nun rızâsını istemelidir

Allah'a farz, vâcib ve sünnetleri yerine getirerek itâat etmelidir. Bunları yerine getirdikten sonra da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a , tecrid ve tefridle alâkası olmayan şeylerle meşgul olmamalıdır. Çünkü bu üç şey olmadan O'na vuslat mümkün değildir. Ayrıca ruhsatlarla amel etmemeli, bid'at, tembellik, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvet /a , öfke ve düşmanlığı terk etmeli; iffet, ilim, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsâna /a sıkı sıkıya bağlı kalmalı; riyâzet ve mücâhedeye kendini zorlamalı, mücerredâtı (soyut varlıkları) tefekkür edip rühâniyyete yönelmelidir. Az yeyip az içmeli, az uyumalı, bütün hâllerinde fakirliği tercih etmeli, her durumda zühd, verâ ve takvâdan ayrılmamalıdır. Hatırını ak