Tabliyyün, en çok tabiat, hayvanlar ve nebatlar âleminden bahseden bir topluluktur. Hayvanların organlarını teşrih (yarma) ilmiyle de meşgul oldular. Orada Yüce Allah'ın eşsiz hikmetlerini, insanı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayret/" hayrete /a bırakan sanatını görmekle bu tür hâdiselerin gaye ve maksadlarını en ince teferruatına kadar bilen bir Kadir ve Hakim'in varlığını itirâfa mecbür kaldılar
(Ancak tabiattan çok bahsettikleri için hayvâni kuvvetlerin itidâlinde (dengelenmesinde) mizâcın itidâle büyük bir te'siri olduğuna inandılar. Bu sebeble) insandaki akli kuvvetin de mizâca tâbi olduğunu zannettiler. Mizâcın değgişmesiyle akli kuvvet de değişir, netice itibâriyle de tekrar var olacağı düşünülemez dediler. Bu sebeble bunlar Kişi ölür bir daha geri dönmez düşüncesine kapılarak âhireti reddettiler. Cenneti, cehennemi, haşrı, neşri, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmeti /a , hesabı inkâr ettiler. Onların nazarında ibâdete sevâb, günâha karşı azab yoktur. Bu konuda çok ileri gittiler ve hayvanlar gibi şehvetlere daldılar. İşte bunlar da zındıktırlar. (Munkız, 96
