Tahakkukun mânâsı tahkiktir. Tıpkı taallümün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/talim/" tâlim /a olması, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatin /a isim, hakaikin de onun çoğulu olması gibi. Bunun mânâsı, kalbin inandığı mevcüdun huzürunda daima nasiblenerek durmasıdır. Kalbe, inandığı konusunda, O'nun huzürunda nasiblenerek durmasını engelleyecek bir şübhe veya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hayal/" hayâl /a müdâhale ederse imân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıl /a olur. (Lüma', 413
Tahkik, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a zedeleyici hiçbir şübhe kabül edilmeyen bir makamdır. Bu sıfatın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a muhakkiktir. Tahkik, kendisinden zâtını istediğin Hakk'dan olan ge996 tahkik-tahakkuk
rekli her şeyi bilmektir. (Hakk) bu talebi ilim bakımından karşılar. Bununla muâmele etme konusunda ittifâk edilirse, hâl olarak verir. Bu durumda o kişi, tahkikin gücünün kendisinde zuhür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a kişi hâline gelmiştir. Üzerinde zuhür etmediği takdirde, bir hata yaptığını bilir, fakat bu hata onun hakikatinde bir zedelenmeye yol açmaz. Çünkü o, te'sir altında kalmaktan dolayı hata yapmıştır. Burada ilâhi bir sır vardır. O da Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a Hakim ve her şeyi yerli yerine koyan (Zât) olmasıdır. O, yarattıklarına her şeyi verendir. Allah'ın tertibi bakımından kâinâtta hiçbir hata yoktur. Rabb bu tahkik ile onu tahakkuk ettiren muhakkikin durumunun böyle olduğunu bilir. Onun hata yaptığını da bilir. Ama bu hata, Allah'ın onu oraya o şekilde koymuş olması bakımından, o kulun durumuna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbetle /a değil, kulun kendi durumuna nisbetle hata olarak isimlendirilir. Tahkik sâhibi olan kişinin hatasında da ecir vardır. Bu, şu mânâdadır: Konunun temelinde hata etmeyen müctehid için olduğu gibi, Allah katında ona da iki sevâb verilir. Onun hükmü sâbittir. Onun hatası, ancak delilinin başkasının deliline, şeriata ve hakka (doğruya) münâsib olmaması açısından hatadır. Tahkik ve muhakkikin mertebesi böyledir. Bu makamın sâhibine gerekli olan şartlar arasında, işitmesi, görmesi, eli, ayağı ve kullandığı bütün kuvvetlerinin Hakk olması yer alır. Böylelikle o, ancak Hakk ile, Hakk'da ve Hakk için tasarruf eder. Bu vasıf ancak mahbüb Isevilen kul) için geçerli olur. Kul, (Allah'a) yaklaşmadıkça mahbüb olmaz. Nâfile hayırlar olmadan da yaklaşabilmek mümkün olmaz. Ama nâfile hayırlar da farzlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermedikçe kendisine sahih olmaz. Farzlar da, hakları yerine getirilmedikçe kemâle ermez. (Fütühât, II, 264-265
Tahakkuk, Hakk'ı isimlerinin süretleri olan âlemde müşâhede etmektir. Hakk muhakkik olan halktan, halk ile ve Hakk'dan asla perdelenmez (Hakk'la meşguliyeti onu Hakk'dan, Hakk ile meşguliyeti de halktan koparmaz). (Kâşânî, 156
Ehl-i tahkik (tahkik ehli) üçe ayrılır: Birincisi haberle nazarı birleştirenler, ikincisi teşbihle tenzihi birleştirenler, üçüncüsü acz ile mukaddes a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâdı /a birleştirenlerdir. (Ravza, 439
Tahkik, Hakk tarafından gelen şeylerin özünü almaktır. İlk inceliği senin ilminin O'nun ilmiyle yarışmaması, ikinci inceliği senin müşâhedenin O'nun müşâhedesiyle çatışmaması, üçüncü inceliği ise senin alâmetinin O'nun alâmetini ortadan kaldırmamasıdır. (Ravza, 496
Tahkik, Hakk'ı, isimlerinin süretleri olan âlemde müşâhede etmektir. Muhakkik, halk ile Hakk'tan, Hakk ile de halktan perdelenmez. (Câmi’, 79
Meselenin deliliyle isbâtı tahkik; bir başka delille isbâtı ise tedkik; te'sirli cümlelerle onu ifâde etmek terkik; bu ifâdenin terkibinde bedi ve meâni ilimlerini gözetmek tenmik; o husüsta itirâza mahal bırakmama ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfiktir /a . (Kavânin, 61
