getirilmiş olurdu. Yoksa burada Zât'tan maksadın, kadim olan Vâcibü'l-Vücüd olduğu bilinmektedir. Vücüd-ı Mutlak sözümüzdeki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a taki ıtlâk vasfı, asla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/takyid/" takyid /a olarak anlaşılamaz. Çünkü, mutlak demekten anlaşılan şey, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a hiçbir şekilde takyid bulunması mümkün olmayan şey dir. Bu çok ince bir meseledir, (bunu çok iyi) anla! (İnsân, I, 43
Kendi sadelik ve sırflığından tenezzül a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a zaman Zât-ı Sırfın (Sırf Zât'ın) üç tecelligâhı olur: Bu tecelligâhların ilki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyettir /a . Burada Zât'ın tenezzülünde, ne 1248 zât/zâtullah
itibârlar, ne izâfetler, ne isimler ve ne de sıfatlar vardır. Hatta bunların dışında da hiçbir zuhür sahası yoktur. O Zât-ı Sırf'tır. Fakat sadece ahadiyyet ona a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edildiği için hükmü sadelikten nüzül etmiştir
Bu tecelligâhların ikincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/huviyyet/" hüviyyettir /a . Burada da ahadiyyet dışında zikr olunanların zuhür yeri yoktur. Bu makamda hüviyyet, Zât'ın sadeliğine karışmıştır. Ancak ahadiyyetin Zât'a katılması gibi değildir. Bunun sebebi, bu makamdaki gizlilik akıl yoluyla bilinsin, gaibe bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a bulunsun diyedir. Gerisini sen anla
Bu tecelligâhların üçüncüsü enniyettir. Bu makamda da hüviyet haricinde diğerlerinin zuhüru yoktur. Burada da Zât'ın sadeliğine katılma vardır. Fakat bu ka
