Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

tams (Tasavvuf Sözlüğü)

tarik/tarikat ( ââ) yp / yp ) (erkân-ı tarik; kerâdis; tarik ilâllah; tarik-i kavm; tarik-i müridin; tarikat-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sufiyye/" süfiyye /a (Bilmediklerini şeyhe) sorarsan, Allah'a giden yolda …

tarik/tarikat ( ââ) yp / yp ) (erkân-ı tarik; kerâdis; tarik ilâllah; tarik-i kavm; tarik-i müridin; tarikat-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sufiyye/" süfiyye /a

(Bilmediklerini şeyhe) sorarsan, Allah'a giden yolda kendini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/basiret/" basiretli /a bulursun. Sen (onun isteklerine) icâbet edersen, o da sana sülük a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a tarikten, uzaklaştırdığı âfetlerden, sabrettiği zorluktan ve ilim yoluyla Allah'a yaklaşma derecelerinden bir vasıfla icâbet eder. Müridlere başlangıç yolunu, bu yolda kendisine ârız olacak şeyleri, ancak sabır ve mücâhededen sonra sürür ve rahata ulaşılabileceğini gösterir. Çünkü karşılaştıkları şeylere tahammül etmeleri ölçüsünde zenginlik, rahat ve sürüra ererler. (Bed', 34

Tarik-i müridin müridlerin yolu), kendilerine (iç dünyâlarındaki kusurlardan arınmaya yönelik tevbe olan) inâbeyi şart koşan topluluktur. Allah şöyle buyurur: Kendisine inâbe edenleri (yönelenleri) doğru yola iletir. Şürâ, 42/13) Bunlardan keşfe nâil olmadan önce a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a göstermeleri istenmiştir. Nitekim Allah Bizim uğrumuzda mücâhede edenleri elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. âyetiyle, onları gece karanlıklarında uykusuzluk, en sıcak günlerde susuzluk gibi çeşitli riyâzet ve mücâhedelerle çeşitli gayret derecelerinde ağır ağır yürüteceğini anlatmak istemiştir. Böylece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gonullerin/" gönüllerinde /a arzu ateşleri alevlenir, lâyık olmayanlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a nürlarının erişmesi engellenir. İrâdenin kızgın çöllerinde dolaşırlar. Ken1004 tarik/tarikat

dilerine hoş gelen bütün alışkanlıklardan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vazgecer/" vazgeçerler /a . İşte bütün bunlar, Allah'ın onlara şart koştuğu ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyete /a ulaşınalarına sebeb kıldığı inâbedir

Daha önce de a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a edildiği gibi, birdenbire tecelli eden husüsi hidâyet kişiyi doğrudan doğruya Allah'a ulaştıran husüsi bir hidâyet türü olup ilk mârifetin gereği olarak emir ve yasaklara uyma sonucu ortaya çıkan umümi hidâyetten farklıdır. (Allah'ı) sevip (O'nun) yoluna sülük eden, O'na yönelen müridin hâli işte böyledir. Bu sebeble inâbe, neticede husüsi hidâyetle son bulan umümi hidâyetin de aynısı olur. Ancak bir farkla ki, husüsi hidâyete mazhar olanlar, inâbeleri sebebiyle hidâyete ulaşanlardan önce hedefe varmışlardır. Onlar, O'na çeşitli mücâdelelerle yol bulmuşlar, böylelikle, güçlüklerin sıkıntılarından kurtularak kolaylıklar fezâsına ulaşmışlar, cehd zorluğundan hâlin rahatlığına ererler. İşte bunlar önce mücâhede eden sonra keşfe ulaşanlardır. Murâdün ise önce keşfe ulaşan, sonra mücâhede edenlerdir

(Kerâdis: Yığınlar, bölükler, topluluklar, topluca

Aralarında olduğum gün

yolunda mirâcımın

en soy atlarını yükledim sabrımın

Tarik, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ruhsat/" ruhsata /a (kolaylıklara) yer verilmeyen, Allah'ın emrettiği merâsimlerden ibârettir. (Istılâh, 530

Eğer Vakit nedir? dersen, deriz ki: Vakit, geçmişe ve geleceğe bakmadan, içinde bulunulan ânı yaşamaktır. İşte ehl-i tarikin vakit anlayışı böyledir. Eğer Süfilere göre tarik nedir? dersen, deriz ki: Ruhsat verilmeyen konularda, azimetler ve azimet mesabesindeki ruhsatlar cinsinden meşru hakları yerine getirmektir. Azimet mesabesindeki ruhsatları ancak azimet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a yerine getirir. Tarik ehlinin bir çoğunun ruhsatla amel etmeye izin vermemesi ise yanlıştır. (Fütühât, TI, 130

Tarikat, menzilleri aşarak ve makamlarda ilerleyerek Allah'a ulaşma yoluyla sâliklere has olan yolculuktur. (Kâşânî, 65; Câmi’, 89

Hasan Kazzâz şöyle der: Tarik-i kavmi (süfi yolunu) üç şey üzerine binâ ettim: İhtiyaç dışında istediğini yememek, tam uyku bastırmadan uyumamak ve şer'i bir zarüret dışında konuşmamak. (Envâr, I, 54

Erkân-ı tarik (tasavvuf yoluna girmenin şartları) dört tanedir: Açlık (az yemek), uzlet, az uyumak ve az konuşmak. Eğer mürid aç kalmayı (az yemeyi) başarabilirse, bunu diğer üç şart takib eder. Çünkü açlık faz yemek) az konuşmaya götürür, uyanıklığı artırır faz uyumayı sağlar) ve (bu sayede mürid) insanlardan ayrı kalmaktan hoşlanır. (Envâr, I, 56

tarik/tarikat 1005

Allah'ı kasd (ve murâd) etmeye giden yollar dört tanedir. Hepsine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a muhakkik sıddiklardan, üçüne sâhib olan mukarreb evliyâdan, ikisine sâhib olan yakin sâhibi şâhidlerden, birine sâhib olan ise Allah'ın sâlih kullarından olur

İlki zikirdir; yaygısı (göstergesi) sâlih amel, meyvesi ise nürdur

İkincisi tefekkürdür, yaygısı sabır, meyvesi ise ilimdir

Üçüncüsü fakrdır; yaygısı şükür, meyvesi ise şükrün artmasıdır

Dördüncüsü hubbdur (sevgidir); yaygısı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâya /a ve dünyâ ehline buğz etmek, meyvesi ise Sevgili'ye kavuşmaktır. (Câmi’, 61

Tarikatı süfiyye (süfi yolu), kalbi tamamen mâsivâllahtan boşaltmaktır. Bu ilk şarttır. Bunun anahtarı kalbi tamamen Allah'ın zikrine vermektir. Bu, namazda iftitah tekbiri mesabesindedir. Bu yolun sonu ise tamamen Allah'ta fâni olmaktır. Böyle bir kimse için kuddise sırruhü (sırrı Allah tarafından takdis edilsin) sözü kullanılır. Bu söz, ilimleri tahsil ettikten, süfiyye yoluna yöneldikten ve yakin bilgisine ulaştıktan sonra gerçekleşir ki, işte bu râzı olunan yoldur. (Buğye, 20

Burada tarikten murâd, Allah'a sülük yoludur ki, bu da süfilerin ileri gelenlerinin yoludur. Bir zâhiri, bir de bâtını vardır. Zâhiri organların (davranışların), bâtını ise mânevi âlemlerin ıslâhıyla alâkalıdır. Bu husüsi tarikin ehli, mârifetin kemâline ve her hâl ve hareketinde, her nefes ve ânında Hakk'ın murâkebesine ulaşmıştır. Bu sayede, Hakk'ın hâkimiyeti kalblere yerleşir. Böylece, kalbe ârız olan dünyâ hâlleriyle alâkalı iş ve uğraşlar yok olur gider. (Rihle, 38

Amel bedenin, kalbin ve fikrin hareketidir. Amel, şeriata muvâfık olursa tâat , muhâlif olursa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyet /a olarak isimlendirilir. Bundan dolayı şeriatın zâhirleri, tarikatın bâtınları, hakikatin ise sırları ıslah için gerekli olduğu konusunda icmâ edilmiştir. (Rihle, 132

Tarik; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a , sıdk ve Allah'ın sırlarını korumaktır. Tarikin onu koruyamayan kimselere verilmesi câiz değildir. Şu veya bu vakitte insanların önlerinde belli bir yer edinmiş olanlar hariç olmak üzere sâdık fakir, hakikatleri ifâde ederken hata yapmaktan ve anlamadığı şeyi tefekkür etmekten korkarak, bunları ehlinden başkasına açmaz. Bu sebeble, tariki, koruyamayanlara verdiği için tevbe etmek gerekir. Keşke böyle yapsaydı, keşke insanların önünde hakikatleri konuşmaktan tevbe etseydi! (Rihle, 334

Tarikin dört rüknü vardır: Mehabbet, zikir, fikir ve teslimiyet. Bunların en mühimi ilâhi mehabbettir. Çünkü o, dâirelerin üzerinde döndüğü bir kutubdur. Allah'ı sevdiğin zaman O'nu zikredersin; O'nu zikrettiğin zaman, fikredersin (düşünürsün) ve kendi hâlini O'na teslim edersin. (Rihle, 338; Nefehât, 103

Tarikin dört ahkâmı vardır: Cem', a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a , imân ve teslimiyet. (Nefehât, 103) 1006 tarik/tarikat

Tarik, sandıkta gizli cevher gibidir. Anahtarı Allah'ın zikridir. Anahtarın dişleri duyuları Allah'a muhâlefet edecek şeylerden korumaktır. (Nefehât, 104

Tarikat, sadece kıraat, tesbih ve câiz olan namazdan başka bir şey değildir. Câiz olmayan namaz ise şöyle olur: Mürid bir menzile gelir, orada gaflete dalar, oyalanır, sayıklamaya ve câiz olmayan bir namaz kılmaya başlar ya da bu namazı vaktinden çıkarır

Zevü'l-emziceti'l-kesife (yoğun mizâca sâhib olanlar), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/talim/" tâlim /a (öğrenme) ve terbi