Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 3, 2026

Tasavvuf Kelimesinin İştikakı (kökeni) (Tasavvuf Sözlüğü)

Tasavvuf kelimesinin nereden türetildiği hakkında birçok sözler vardır. Bazı tasavvufçular “yünden” türediğini söylerler. Çünkü kişi Allah’a yönelip teslim olma yolunda Allah’ın huzurunda atılmış bir yün gibidir. …

Tasavvuf kelimesinin nereden türetildiği hakkında birçok sözler vardır. Bazı tasavvufçular “yünden” türediğini söylerler. Çünkü kişi Allah’a yönelip teslim olma yolunda Allah’ın huzurunda atılmış bir yün gibidir.

Bazıları

“Tasavvuf ”

kelimesinin

“sıfattan”

türediğini söylemişlerdir. Öyle ise tasavvuf, güzel sıfatlarla sıfatlanmak ve hoş görülmeyen sıfatları terk etmektir.

Bazıları da “Safâ” (duru ve temiz) kelimesinden türediğini söyler. Hatta Ebû’l-Feth el-Bustî ( rahmetullâhi aleyh ) bir şiirinde:

“İnsanlar “Sûfi” kelimesi üzerinde ihtilaf edip tartışmışlardır,

Bazıları “Suf” yani yünden türemiş zannetmişlerdir,

Ben bu ismi kendi kalbini safileştiren,

Temizlendiği için kendisine “Sûfi” ismi verilen,

Gençten başkasına verecek değilim.”[1]

Bazıları da sûfinin “Ashab-ı Suffe”den geldiğini iddia eder. Çünkü bu ismin sahibi Cenab-ı Allah’ın onlara vermiş olduğu güzel vasfa tâbi olmuştur. Onlar hakkında Kur’an-ı Kerîm’in, Kehf Suresi 28. ayetinde şöyle buyrulmuştur:

“Sabah akşam Rab’lerinin rızasını dileyerek dua edenlerle beraber sabret.”

Ashab-ı Suffe, tasavvuf erlerinin önde gelen toplumudur. Onlar hayatları boyunca hâlis ibadet yaparak birbirini takip eden asırlarda tasavvuf erlerinin hedef aldığı en yüksek örnek insanlardır.

İmam Kuşeyrî ( rahmetullâhi aleyh )’nin de dediği gibi: “Tasavvuf, safvet (herşeyin en iyisi) kelimesinden türetilmiştir.”

Onlar kalpleriyle Allah’ın huzurunda durmakta ve Allah’a itaat etmede yarışta ilk safta bulundukları için sûfi kelimesinin saftan türetildiği söylenir.

Aynı kelime üzerinde farklı bir ifade daha belirtilmiştir. Bazıları diyor ki: “Gerçek tasavvuf, sert yün elbise giymeye nisbet edilmiştir. Çünkü sûfiler azla yetinip sert ve kaba elbise giymeyi tercih ederler.” Tasavvuf, tanımlanırken sûfi lafzının nereden geldiğine, kökeninin ne olduğuna ihtiyaç duyulmayacak kadar şöhrete sahiptir.

Bir grup insan bu kelimenin sahabe ve tâbiin devrinde duyulmadığını söyleyerek, inkâr etmişlerdir. Bu kimselerin sözleri reddedilmiştir. Çünkü bir tek bu kavram değil, İslâmî literatürde bulunan birçok kavram ve kelime sahabe zamanından sonra çıkmış ve ilmî çalışmalarda yer almış ve asla inkâr edilmemiştir. Bunlara nahiv, fıkıh, mantık... gibi terimleri örnek gösterebiliriz. Zira bu kavramlar kullanılmış ve âlimler tarafından reddedilmemiştir.

Ne olursa olsun, muhakkak biz, hakikat ve esaslara önem verdiğimiz kadar, tâbir ve lafızlara önem vermeyiz. Öyle ise biz sadece nefislerin tezkiyesi, kalplerin safileşmesi, ahlâkın ıslahı ve insanların ihsan mertebesine yetiştirilmesini kastederek tasavvufa çağırıyoruz. İşte biz bu durumu “tasavvuf” diye isimlendiriyoruz. İsterseniz bu duruma İslâm’ın ruh, ihsan veya ahlâk tarafı diyebilir veya (İslâm’ın) “Hakikat ve cevheri ile” ittifak edeceği bir isim verebilirsiniz.

Şu da bir gerçek ki bu ümmetin ulemaları tasavvuf ismini ve hakikatini, İslâm’ın evvelinden, seleflerinden, mürşitlerinden miras olarak almışlardır. Ta günümüze gelinceye kadar bu onların içerisinde örf haline gelmiştir.

Dipnotlar

  1. Alleme İbn-i Acîbe, İkaz-ul Himem fi Şerhil Hikem, s.6. h.1266 senesinde vefat etmiştir.