ve târif (tanıma, tanıtma), a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ebrar/" ebrâra /a ait vasıflardır. (Küt, I, 241
Mehabbet, şeyhle mürid arasında bir vâsıtadır. Mehabbet, kuvvetine göre hâllere sirâyet eder. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a tanışmanın, tanışmak cinsiyetin (aynı türden olmanın), cinsiyet ise şeyhin hâllerinin tamamı veya bir kısmına müridi celbeder. (Avârif, 241
(Ayrıca bk. mehabbet
tefâhur Sordum ki: Tefâhur (böbürlenerek övünme) nedir? Dedi ki: Tefâhur çoğu mânâsıyla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mubahat/" mübâhâtla /a fövünmeyle) aynıdır. Ancak, bazı sebeblerden dolayı aralarında farklılıklar vardır. Meselâ ilimle tefâhur olabilir. İlimle tefâhur kişiyi küstahlığa götürür. Böylece karşısındakine şöyle sorar: Ne kadar kişiden dinledin? Güzel amel işleyebildin mi? Şu konudaki görüşün nedir?
Bunu başkasına da anlatır. Ondan hiçbir şey duymamışsa bile Filan iyi âlim değil" der. Hâlbuki onun dinlediği ilmi o dinlememiştir, üstelik kendisi onun (beğenmediği kişinin) seviyesinde bile değildir
Bunun gibi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a ile mübâhat eder lövünür). Meselâ der ki: Sen çok fakirsin, malın mülkün yok. Kazancın ne kadar? Ne kadar malın var? Ne zaman kazandın? Benim kölelerim bile senden daha zengin!
Yine böyle, ameliyle de tefâhur eder. Bu konuda da şöyle der meselâ: Savaşta süvâriye yakışır şekilde hareket etmedin! Döne döne savaşmadın! Korkak davrandın! İyi SAvVaşŞmadın!
Mümnâzara ve tartışmalarda da böyle davranır ve der ki: Ezberinde ne kadar hadis var? Hangi şeyhlerle karşılaştın? Kaç âlimle görüştün? Bak filan seni üstün görmedi ama, beni senden üstün tuttu. Bunu o kişinin duymadığı yerde de iftihâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a söyler. Riyâ onu tekebbüre kendini büyük görmeye) ve küstahlığa yöneltir
Tekâsür çoklukla övünme) de tefâhurla birleşir, hatta bazı bakımlardan onu da geçer. (Ri'âye, 130
tefekkür ve tezekkür 1037 tefekkür ve tezekkür ( di Şii ) (tefekkür fi'l-âhiret-tefekkür fi'd-dünyâ
Tefekkür, görüşteki sağlamlıktır. (Luma , 302
Fikir ile tefekkür arasındaki fark şudur. Tefekkür, kalbin cevelânı foradan oraya gezip dolaşması), fikir ise irfânı üzerinde durmasıdır. (Lüma', 303
Karşılaştığın her sevimli ve sevimsiz şey ya şu anda mevcüd olan, ya geçmişte meydana gelmiş olan yahut da gelecekte olacak ya da beklenmekte olan şeydir. Hatırına geçmişte mevcüd olan bir şey gelirse buna zikir ve tezekkür denir... (İhyâ', IV, 174
Tezekkür, kalbde iki irfânın aynı anda bulunmasıdır. Bunun ikincisi tefekkürdür ki, kalbdeki iki irkfândan hedeflenen irfânın istenmesidir. Üçüncüsü, istenen bu iki irfânın hâsıl olması ve kalbin bununla aydınlanmasıdır. Dördüncüsü, mârifet nürunun elde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a sebebiyle ortaya çıkan şeylerden dolayı kalbin değişmesidir. Beşincisi, yeni yeni hâllerin geldiği a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbette /a bedenin (davranışların) kalbe hizmette bulunmasıdır. (İhyâ', 165-166
Rabbâni taallüm ise ikiye ayrılır: Birincisi finsanın kendisinden değil) dıştan gelir. Bu öğrenerek bilgi edinmektir. Diğeri içten gelir, bu da tefekkürle meşgul olmaktır. Bâtıni tefekkür, öğrenmedeki konumu itibâriyle dıştadır. Öğrenme, bir şahsın herhangi bir şahıstan, tefekkür ise kişinin Külli Nefs'ten istifâde etmesidir. Külli Nefs, bütün âlem ve akıl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a kişilerden daha te'sirli ve öğretme bakımından da daha güçlüdür. İlimler, yerin altındaki tohum gibi, bilkuvve (potansiyel) olarak nefslerin temelinde toplanmıştır. Cevher denizin dibinde ya da madenin merkezindedir. Taallüm (öğrenme), bu şeyin kuvveden fiile (potansiyel durumdan aktif duruma) çıkarılması arzusudur. Tâlim (öğretme) ise bizâtihi kuvveden fiile çıkarmaktır. Müteallimin (öğrenenin) nefsi, muallimin (öğretenin) nefsine benzer ve öğreticisine nisbeti sayesine ona yaklaşır. Bir başka ifâdeyle âlim (ilminden) faydalandırması sebebiyle çiftçi, müteallim ise (ilimden) istifâdesi sebebiyle yer gibidir. Bilkuvve ilim tohum, bilfiil ilim ise bitki gibidir. Müteallimin nefsi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a erince, meyve veren ağaç gibi ya da denizin dibinden çıkan cevher gibi olur
Nefse bedeni kuvvetler hâkim olduğunda, müteallim uzun bir süre daha fazla taallüme ihtiyaç duyar. Güçlük ve yorgunluklara tahammül ederek faydayı ister. Akıl nüru hissi (duyularla ilgili) sıfatlara üstün geldiğinde ise, fazla miktarda öğrenmeden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vazgecer/" vazgeçer /a ve az miktarda tefekkürle yetinir. (Nefsi tefekkürü) kabül eden kişinin nefsi bir saatlik tefekkürle, (nefsi tefekkürü) kabül etmekte zorlanan kişinin nefsinin taallümle bir senede elde edemediği faydaları elde eder. (Risâle, 19
Tefekkür fi'd-dünyâ dünyâ konusunda tefekkür), cezâ ve perdedir. Tefekkür
