Yeni müridleri, tezkiye ve tasfiyeye ulaştırmak ve bunu onlara sevdirmek için, Hakk'ın hissi mazharlarda ve maddi süretlerde tecelli etmesidir. (Kâşânî, 155; Câmi’, 79
tenzih-teşbih gö ) (ehl-i tenzih; ehl-i teşbih; tenzih-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a ; tesbih; teşbih-i ilâhi; teşbih-i vasfi; teşbih-i zâti
Tevhidin mânâsının sıhhati teşbihtir. Oysa teşbih Hakk'ın sıfatlarına uygun değildir. Tevhid Hakk'a da, halka da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a edilmez. Çünkü (birlemek için bile olsa) saymak sınırlamaktır. Tevhidde ziyâde yaparsan, o ziyâde hâdis olur. Hâdis ise Hakk'ın sıfatı değildir. Zât, tek bir Zât'tır. O'ndan hiçbir şey ortaya çıkmaz. Hak ya da a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/batil/" bâtıl /a mânâlardan hiçbir şey ondan neş'et etmez. Tevhid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelam/" kelâmdır /a dersen, kelâm Zât değil, Zât'ın sıfatıdır. Eğer O, tek olmayı irâde etti dersen, irâde Zât'ın sıfatıdır, murâd edilenlerse mahlüktur. Allah dersen, tevhid Zât'tır, Zât da tevhidin ta kendisidir. Allah Zât değildir dersen, O'nu mahlük olarak isimlendirmiş olursun. İsim ve müsemmâ tektir dersen, o zaman tevhidin mânâsı ne olur? Allah, Allah'tır derse, evet Allah Allah'tır, ayn ayndır, O, O'dur, yani tevhid Zât'ın ta kendisidir. Dikkat et, ilk olan ezeldir, ikincisi ebed, üçüncüsü cihet, dördüncüsü de mâlümât ve mefhümâttır. Geriye kaldı Lâ fyok, değil) : sıfatların gayrı (değil) Zât. (Tavâsin, 214
Tesbih, tenzihtir. Rabb'ini hamd ile tesbih et ve O'na istiğfarda bulun. (Fütühât, TI, 397
Tenzih-i tevhid (tevhidin tenzihi) iki türlüdür: Birincisi tevhidin Hakk'a değil, tenzihe yönelik olmasıdır. Diğeri ise tenzihin tevhide izâfe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a . Bunun tenzih-teşbih 1053 mânâsı şudur: Hakk kendisini, mahlükat içinden O'nu tevhidle tenzih edenlerin tenzihiyle değil, kendinin tevhid tenzihiyle tenzih eder. Meselâ hamdin hamdi böyledir. Şübhesiz sıfatın sıfatlananla kaim olmasında bir iddiâ yoktur. Buna herhangi bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihtimal/" ihtimâl /a de dâhil değildir. Kendisini veya başkasını herhangi bir sıfatla vasfeden kimse, iddiâsının doğruluğu için bir delile ihtiyaç duymaz. Kur'ân âyetlerinin delâlet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a fasıllar bununla alâkalıdır. Zarüri bilgi olmaksızın zikretmeden önce bir şeyin gizlenmesinin sahih olup olmadığı meselesi de böyle bir konudur. (Fütühât, TI, 568
Tesbihin mânâsı tenzihtir. Hakikati ise, ilk derecede yaratılmışlara, ikinci derecede rüh ve nefslere, üçüncü derecede akıllara benzemekten tenzih etmektir. Tesbih, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hadisi/" hâdisi /a Kadim'den (yaratılmışı Yaratan'dan) ayırd etme sonucunu getirir. (Ravza, 305
Ehl-i tenzih (tenzih ehli) üç sınıfa ayrılır: Birincisi, Maruf'larını (Allah'ı) benzer varlıklara dâhil etmekten tenzih edenler, ikincisi rühlara dâhil etmekten tenzih edenler, üçüncüsü kudsi akıllara dâhil etmekten tenzih edenlerdir. (Ravza, 438
Ehl-i teşbih (teşbih ehli) üç sınıftır: Birincisi Allah'ı cisimlerin sıfatına benzetenlerdir. Bunlar el, ayak gibi cisme ait şeyleri O'na nisbet eden zâhirilerdir. İkincisi nefslere benzetenlerdir. Üçüncüsü de akıllara benzetenlerdir. (Ravza, 439
Tenzih, Kadim'in (ezeli varlığın), vasıfları, isimleri ve Zât'ıyla, muhdese (sonradan yaratılanlara) benzetilmesi ya da (O'nun) benzeri olmasına itibâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a değil, nasıl hak ediyorsa o şekilde, asalet ve teâli (asıl kabül etme ve yüceltme, hiçbir şeye benzemeyen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a varlık oluşunu kabül etme) yoluyla infirâdından (tek olarak kabül edilmesinden) ibârettir. Zaten Hakk bundan münezzehtir. Buna göre bizim tenzihimiz, biz muhdes olduğumuzdan dolayı) muhdese ait tenzihtir. Ka
