Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

tecrid-tefrid (Tasavvuf Sözlüğü)

Ebü Yezid Bistâmi şöyle der: Tefrid yurduna ulaşıncaya kadar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a meydanında yürü! Deymümet febedilik) vâdisine ulaşıncaya kadar tefrid meydanında uç! Susarsan, asla zikirden …

Ebü Yezid Bistâmi şöyle der: Tefrid yurduna ulaşıncaya kadar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhid /a meydanında yürü! Deymümet febedilik) vâdisine ulaşıncaya kadar tefrid meydanında uç! Susarsan, asla zikirden susamayan kadeh seni sulasın!

Tefrid, hudüsun (yaratılmanın) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ortadan-kalkmasiyla/" ortadan kalkmasıyla /a , hakiki münferidin ferdâniyyet (teklik) hakikatlerinin mevcüdiyeti sayesinde kıdemin tek hâle gelmesidir. Bazıları demişlerdir ki: Mü'minlerden Allah'ı tevhid eden çoktur, ama muvahhidlerden O'nu tefrid eden azdır

Tecrid, kalblerin beşeri bulanıklıklardan arındığında, ulühiyyet şâhidleriyle başbaşa kalmasıdır. Meşâyıhtan birine tecridin ne olduğu sorulduğunda şu cevâbı vermiştir: Kulun kendisinden a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zahir-olan/" zâhir olan /a her şeyden kesilmesi, cereyân eden her şeyde, geriye sadece Hakk'ın kalmasıdır.

Tecrid, tefrid ve tevhid aynı mânâya gelen değişik lafızlardır. Tafsilâtları ise vecd sâhiblerine gelen a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatler /a ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâretler /a kadardır. Birisi şöyle demiştir:

Haktır Hakk'ın hakikatı

Gerçek mânâda tecrid ehli olmayan hiç kimse (Lüma', 425

Tecrid, kulun zâhirinin mal ve menfaatten, bâtınının da karşılık bekleme düşüncesinden arınmasıdır. Bu ise, kulun a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a nimetlerinden yararlanmaması, onu terk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a için de dünyevi veya uhrevi herhangi bir karşılık beklememesi demektir. O, bunları sadece Allah'a karşı yapması gereken bir hak olduğu için yapar, bunun hâricinde sebebe dayandırmaz. Elde edeceği makamları ve nâil olacağı hâlleri düşünmez. Yani, bir hâlle yetinip onunla sükün bulmaz

Tefrid, şekillerden sıyrılmak, hâller konusunda tek olmak, fiiller konusunda da tek hâle gelmektir. Fiillerin yalnızca Allah için olması, bunların işlenmesinde nefsi görme, halkı gözetme, herhangi bir karşılık bekleme gibi duyguların karışmamasıdır. Bu durumda kişi hâl içindeyken hâlden ayrılır. Böylece a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a herhangi bir hâl görmez. Tersine kendisini hâlden hâle çevireni görerek a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a gaib olur, şekillerden sıyrılarak tek hâle gelir. Onlarla (hâllerle) ünsiyet etmediği gibi onlardan sıkıntı da duymaz

Tecrid, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/malik/" mâlik /a olmamak, tefrid ise mülk olmamaktır. (Ta'arruf, 81

Hüseyin Mansür Hallâc demiştir ki: Tevhidin ilk adımı tefrid fenâsıdır. Çünkü tefrid, kişinin âfetlerden ayrılmasını, tevhid ise tek olandan başka hiçbir şeyin kalmamasını gerektirir. Tefridde O'ndan başkasını isbât câizdir, ancak bu sıfatla vasıflandırmak câiz değildir. Hakk'dan başkası için böyle bir vasıflandırma lâyık değildir. Tefrid bir ortaklık ibâresi olarak gelir. Tevhid ise ortaklığı ortadan kaldırır. Tevhidde ilk adım ortaklığın ibtâl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a ve mizâcın yoldan kaldırılmasıdır. Çünkü yolda mizâcın bulunması, ışıksız yola çıkmaktan farksızdır. (Hücvîrî, 335

Tecrid, kulun yaptığı işlerde bütün maksadlardan sıyrılmasıdır. Bu durumda kul, yaptığı herhangi bir şeyi, dünyevi veya uhrevi maksadlara bakarak, bu maksadlara ulaşmak için yapmaz. Bilakis, kulluk ve itâatını, gücü yettiğince kendisine keşfedilen Hakk'ın azametine bakarak yerine getirmeye çalışır. Tefrid ise, kulun yaptığı işleri (ve ulaştığı noktaları) görmemesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a bunları kendine Allah'ın bir lütfu olarak görmesidir

Tecrid, O'ndan başkasını ibtâl eder, tefrid ise kişinin kendi nefsini, Allah'ın kendisine verdiği nimetlerde nefsin müstağrak olmasını, bu nimetleri elde etmek için ortaya koyduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayretten /a gaib olmasıdır. ( Avârif, 309

Tecrid, kalbin ve sırrın üzerinden mâsivâyı kaldırıp atmaktır

Tefridde mânâ inceliğinin tüm işâretleri anlaşılır. İbâreyi uzatmaya ihtiyaç kalmaz. Nâtık nefsle aynı seviyeye verilen isimdir. (Istılâh, 534

Tecridin birinci inceliği, keşfin kendisini yakin keşfinden tecrid etmektir. İkincisi, ayn-ı cem'i ilim derecesinden tecrid etmektir. Üçüncüsü, tecridi görmekten ihlâsı tecrid etmektir

tecrid-tefrid 1033 Tefridin ilk inceliği Hakk'a işâret etmektir. Ikinci inceliği (işâret ettiği her şeye) Hakk'la işâret etmektir. Üçüncü inceliği da Hakk'dan işâret etmektir. (Ravza, 497

Tecrid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nihayat/" nihâyâtta /a , ihlâsı, tecridi görmekten tecriddir (sıyrılmaktır). Tecridin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bidayattaki/" bidâyâttaki /a şekli, muhâlefetten, tabii a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lezzetler/" lezzetlerden /a , alışılmış şeylerden, dünyânın süsünden püsünden, hoşa giden şeylerde tecriddir. Ebvâbdaki şekli, nefsi dünyâ şehvetlerinden, arzuların peşine düşmekten tecrid etmektir. Muâmelâttaki şekli, nefsi kâinâtın te'sirinden ve fiileri mahlükata a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a etmekten tecriddir

Ahlâktaki şekli, nefsâni hey'etler (yapılar) ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/seytan/" şeytâni /a melekelerden tecriddir. Usüldeki şekli, hak yolda yürürken gevşeklik göstermemek ve Allah'tan başkasına iltifâtta bulunmaktan tecriddir. Edviyedeki şekli, tecrübi ilimleri, ilâhi ilhâm ve dini ilimlerden tecrid etmektir. Ahvâldeki şekli, mâsivâya a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbetten /a tecrid ve niyetle beraber sabretmektir

Velâyâtta bütün kâinâtın isim, sıfat ve şekillerinden tecriddir. Hakaikte (hakikat makamlarında) ise ilim derecelerinden ayn-ı cem'i tecrid etmektir. (Câmi’, 301

Tefrid, nihâyâtta Hakk'dan işâret etmektir. Bu hâl, Hakk'a davet ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a