için gerekli olan fenâdan sonraki beka hâlidir. (Kâşânî, 153; Câmi’, 87
şuhüd (şuhüd-ı mufassal fi'l-mücmel; şuhüd-ı mücmel fi'l-mufassal
Şuhüd, Hakk'ıHakk ile görmektir
Şuhüd-ı mufassal fi'T-mücmel , Zât-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyette /a kesreti görmektir
Şuhüd-ı mücmel fi'l-mufassal , kesrette ahadiyyeti görmektir. (Kâşânî, 154; Câmi’, 87
Şuhüd, Hakk'ı Hakk ile görmektir" Beyrut müftüsü Mustafa Necâ, Seyyid Cürcâni'nin Kitâbu'l- a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rar/" esrâr /a 'ındaki sözünü şerhederken şöyle demiştir: Çünkü O, tecellilerini sana diğer mahlükatıyla beraber gösterir. Ancak burada hulül ve temas; tecsim (Allah'ı cisimleştirme) ve teşbihin ( Allah'ı yaratılmışlara benzetmenin) hiçbir türü yoktur. Bilakis O, olduğu gibidir ve kendisine lâyık olmayan her şeyden münezzehtir. Nitekim (Hakk) 82, Efendi'miz Hz. Müsâ 8s için ateşte tecelli etmiştir. Hz. Müsâ se ateşi ağacın yanında görmüş ve oradan bir ses işitmişti. (Rihle, 210
(Ayrıca bk. gaybet-huzür
şu'ün/şu'ün-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zatiyye/" zâtiyye /a Şuün, (ilâhi) fiillerdir. Şuün-ı
