Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

telbis (Tasavvuf Sözlüğü)

elbisesi içinde gizleyerek kabz etmiş, bunlar üzerine şekil tülünü sarkıtmış ve böylece âlemlerin gözünden gizlemiştir. Bir başka fırkayı da, kendilerinden kendisi için kabz etmiş, böylece onları örtülmekten de …

elbisesi içinde gizleyerek kabz etmiş, bunlar üzerine şekil tülünü sarkıtmış ve böylece âlemlerin gözünden gizlemiştir. Bir başka fırkayı da, kendilerinden kendisi için kabz etmiş, böylece onları örtülmekten de arındırmış ve kendilerinden de gizlemiştir. (Menâzil, 41

Allah Teâlâ buyurmuştur ki: O, sizi o sürette (çiftlerden yaratarak) vâr ediyor. Bast, (O'nun,) kulun şâhidlerini ilim derecelerine nakletmesi, bâtınına ihtisâs ridâsını sarkıtmasıdır. İşte bunlar telbis ehli olurlar (Allah tarafından giydirilirler, hâllerini Allah verir). Onlar, ancak bast meydanındaki üç mânâdan biri için basta nakledilirler. Her mânânın tâbi olduğu bir topluluk vardır. Bunlardan biri, halka rahmeti genişletmekle bast edilmiştir. Onlara geniş davranırlar, onlarla ünsiyet kurarlar, onları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatlerin /a toplandığı ve sırların gizlendiği kendi nürlarıyla aydınlatırlar

Bir başka topluluk mânâlarının kuvveti ve gördükleri husüsunda sebâtkâr olmalarından dolayı bast edilen topluluktur. Çünkü bunların müşâhedesini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahid/" şâhidler /a kaplamamıştır. Mevcüdlarına şekil rüzgârları dokunmaz. Onlar kabzın pençesinde bast hâli yaşarlar

Bir topluluk da, dâimâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a yoluna a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a ve sâliklere kandil olmak için bast hâli yaşarlar. (Menâzil, 42

Kulun kader, fit! ve bast makamına girdiğinin alâmeti, terk etmesi ve uzaklaşması emredildikten sonra, kendisine hazları istemesinin emredilmesidir. Zira içinde Allah'tan başka kimse kalmayacak şekilde bâtını hazlardan temizlendiğinde kişiye bast hâli ârız olur. Böylece kendisine istemesi, arzulaması ve elde etmesi gerekli olan kısmetini istemesi ve araması emredilir. Bu emir, Allah katında değeri, derecesi ve onun isteğini yerine getirmekle Hakk'ın inayetinin kendisine ulaşması içindir. Hazların verilmesiyle ilgili olarak suâl fistemek) tâbirinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kullanilmasi/" kullanılması /a , kabzdan sonra bastın ve Allah'ın kulu, hâller, makamlar ve sınırlara riâyet etme konusunda tekliften çıkarmasının en büyük alâmetlerindendir. (Fütüh, 125-126

(Nefs) rühi olarak öyle neşelendi ki, (bu neşenin) ilk hâli ihvânın bast ile tecrid dedikleri ilâhi parlak vâriddir. (Heyâkil, 95

Kabz ve bastın belli bir zamanı ve kesin bir vakti vardır. Ne vaktinden önce meydana gelirler ne de sonra. Bunların vakti ve zamanı, husüsi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a hâlinin sonlarında değil başlarındadır. Husüsi mehabbet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a önce de meydana gelmezler. İmân hükmündeki sâbit ve umümi mehabbet makamında olan kişide kabz a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kabz-bast/" kabz-bast /a ve bast hâli meydana gelmez. Böyle bir kişi için havf ve recânın tersi; bazen kabz ve bast hâline benzer bir hâl meydana gelir, onlar da onu kabz ve bast zanneder. Oysa öyle değildir. O, kabz zannettiği bir sıkıntı ve bast zannettiği nefsâni bir haz ve tabii bir neşe hâlinden başka bir şey değildir. Endişe ve neşe, nefsin sıfatı devam a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a için nefsten ve onun özünden kaynaklanır

Nefste eminâre vasfı kaldıkça ondan haz, neşe ve endişe -ki nefsin tasmasının alevidir- meydana gelir. Neşe ise, mizâc denizinin dalgaları çarpıştığında nefsin dalgasının kabarmasıdır. Süfi umümi mehabbet hâlinden husüsi mehabbetin başlangıcına yükseldiğinde hâl a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a , kalb sâhibi ve nefs-i levvâme sâhibi olur. O vakit onda kabz ve bast hâli peşpeşe gelir. Çünkü o, imân derecesinden ikân (yakin) ve husüsi mehabbet derecesine yükselmiştir. Bu sebeble Hakk ona bazen kabz, bazen de bast hâli verir

Vâsıti demiştir ki: (Allah) seni sende bulunan şeylerle (hata ve günahlarla) kabz eder, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a bulunan şeylerle frahmet ve merhametle) bast eder.

(Ebü Hüseyin) Nüri de şöyle demiştir: O, seni seninle kabz eder, kendisiyle bast eder.

Kabz hâlinin belirmesi, nefsin sıfatının ortaya çıkması ve galib gelmesi, bast hâlinin belirmesi ise kalb sıfatının ortaya çıkması ve kalbin galib gelmesinden dolayıdır. Nefs eminâre olduğu sürece bazen mağlub, bazen de galib olur. Kabz ve nürâni bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hicab/" hicâb /a (örtü) altında olduğu gibi, nefs sıfatının sâhibi de nefsin varlığı dolayısı ile zulmâni bir hicâb altındadır. Kalb sıfatının sâhibi kalb sıfatından yükselip hicâbından çıkacak olursa, hâl artık onu kayıt altına alamaz ve onda tasarrufta bulunamaz. Bu sebeble bu kişi, o vakitte kabz ve bastın tasarrufundan çıkar. Kalb demek olan nürâni varlıktan kurtulduğu, nefsin ve kalbin hicâbından sıyrılıp kurbiyyeti (yakınlaşmayı) gerçekleştirdiği sürece ne kabz, ne de bast hâline mârüz bırakılır. Böylelikle fenâ ve bekadan varlığa döndüğünde kalb hakiki vasfı olan nürâni varlığa dönmüş olur. O vakit kabz ve bast da ona geri gelir. Kendini fenâ ve bekaya verirse, o vakit ne kabz, ne de bast hâlinden eser kalır

Fâris şöyle demiştir: Önce kabz, sonra da bast hâli gelir. Sonra ne kabz kalır, ne de bast. Çünkü kabz ve bast varlıkta meydana gelir. (Varlığın yok olduğu) fenâ ve beka ile meydana gelmez. Kabz hâli bazı durumlarda bast hâlindeki aşırılığın cezâsı olarak meydana gelebilir. Bu da şöyle olur: Allah tarafından kalbe bir vârid gelir ve ondan kalbe bir rahatlık, ferahlık ve müjde dolar. Bunun sonucunda nefs kulak kabartır ve nasibini elde eder. Vâridin eseri nefse ulaştığında, tabiatı gereği nefs haddini aşar, bast konusunda aşırılığa düşer, böylece bast neşeye dönüşür ve bunun sonucunda kabz hâliyle cezâ görür. Kabzın tümü araştırıldığında bunun ancak nefsin hareketinden ve sıfatıyla zuhür etmesinden kaynaklandığı anlaşılır. Nefs edeblenir, değişir ve bir zaman azgınlıkla, bir zaman da isyânla hareket etmezse, rahatlık ve ünsiyet bulduğu sürece kalb vasfının sâhibine kabz isâbet etmez. (Avârif, 304

Kabz, (isâbet ettiği) vakitte havf hâlidir. Kabz, azarlama ve te'dibe işâret yöneltme süretiyle kalbe gelen vâriddir de denilmiştir. Şöyle de denilmiştir: Kabz, vaktin vâridini almaktır.

Bize göre bastın sâhibi, kendisi eşyâyı ihata eden, ama a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a kendisini ihâta edemediği kimsedir. Bunun recâ hâli veya kabüle, rahmete ve ünse işâret eden tev