Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

telkin (Tasavvuf Sözlüğü)

(semere-i telkin-i âmme; semere-i telkin-i hâssa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telvin-temkin/" telvin-temkin /a 1047 (Umümi telkinin (öğrenimin, tahsilin) meyvesi) bir topluluğun silsilesine telkinle girmektir. Böylece …

(semere-i telkin-i âmme; semere-i telkin-i hâssa

a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/telvin-temkin/" telvin-temkin /a 1047

(Umümi telkinin (öğrenimin, tahsilin) meyvesi) bir topluluğun silsilesine telkinle girmektir. Böylece sanki demir silsile halkalarından bir halka gibi olur. Herhangi bir işte hareket a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a , onunla birlikte diğer silsile de hareket eder. Şübhesiz her veli, onunla Resülullah'ın arasındadır. Sanki o, telkin almayan kimsenin aksine, silsilenin halkalarından biri gibidir. Ayrı bir halkanın hükmünün a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmeti /a şöyledir: Herhangi bir işte hareket ettiği zaman onu şaşırtır. Biri diğeriyle irtibâtsız olduğu için onunla birlikte hareket etmez

Seyyidim Ali Mürsafi'yi şöyle derken işitmiştim: Şeyhin müride telkininin hükmü, kuru bir yere dikilip de yağmura doymayı bekleyen çekirdeğin hükmü gibidir. (Yani) onun murâdı, istimdâdı, beslenmesi ve yapraklarının çıkması, suyu iyice emmesine bağlıdır. Dolayısıyla bereket, şeyhin çekirdeği dikmesine değil, suya kanma derecesine bağlıdır. Şeyh a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a eder, Allah da nebâtâtı bitirir. Bazen bir şeyh müridi için bir ağaç diker ve ölür. Ondan sonra meyve başka bir şeyhin elinde çıkar. Bu da ya müridin himmetinin zayıflığından ya da zikir mânâlarının kalbe ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisâna /a ardı ardına gelmemesinden dolayıdır. Onlar şöyle demişlerdir: Telkinden sonra zikrin ardı ardına gelmesi, diktikten sonra yağmurun çekirdek üzerine peşpeşe gelmesi gibidir. Çünkü bu, açılmayı ve neticeyi hızlandırır.

Bilinmektedir ki, telkinden sonra mürid, sadece sabah akşam fakirlerle zikir meclislerine gelmekle yetinmez. Nitekim zamanımızda müridlerin çoğu böyledir (eldekiyle yetinmektedirler). Bu zikrin meyvesi hüküm bakımından, çekirdeğe sabah bir damla, akşam da bir damla su damlatan kimse gibidir. Oysa sabahla akşamın aralarına güneş ve rüzgâr girmektedir. Bu şekilde çekirdeğin toprağı suya kanmaz. Hatta bazen çekirdeğe bir damla bile ulaşmaz. O zaman açılma zamanı uzar. Bazen ölür de asla hiçbir şey açılmaz. Bazen bu mürid, şeyhi telkininden dolayı kınar. İçinden de olsa şöyle der: Bu telkine benim ne ihtiyacım var? Çünkü bana hiçbir faydası olmamıştır. Şeyhin vazifesinin ancak çekirdek dikmek olduğunu unutur. Bunun için müridin çokça zikretmesi ve râzı olunacak ameller yapması gerekir. (Envâr, I, 40

Husüsi telkinin meyvesi, bir cemâatin silsilesine girdikten sonra sülükun telkin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a . Bunun şekli şöyledir: Şeyh Allah'a yönelir, müride şeriat ilimlerini toplayan Lâ ilâhe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/illallah/" illallah /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kelime/" kelime /a -i tevhidini söyletir. Bundan sonra ölünceye kadar herhangi bir şeriat kitâbını mütâlaa etmeye ihtiyacı kalmaz. Ebu'l-Kasım Cüneyd"h şöyle demiştir: Şeyhim Seri Sakati bana telkin verince, bildiği şeriat ilimlerinin tamamını da bana verdi. O şöyle derdi: Benim a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a bir nasibim bulunmayan bir ilim gökten inmemiştir. Hakk da halka böyle bir ilme yol vermemiştir. Yine şöyle derdi: Ahidler almaya, zikir telkin etmeye ve müridleri şeriat a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilminde/" ilminde /a derinleşmeye önderlik yapacak bir şeyh ihtiyaçtır. Çünkü onun her hareketinde şer'i bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mizan/" mizân /a vardır. (Envâr, 1, 41