Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

telvin-temkin (Tasavvuf Sözlüğü)

(ashâb-ı temkin; izn; mütemekkin; temkin fi'ttelvin Telvin, kuldaki hâllerin sürekli değişmesidir. Bir süfi cemâati şöyle der: Hakikatin alâmeti telvindir. Çünkü telvin, Kadir olan Allah'ın kudretinin zuhürudur, ondan a …

(ashâb-ı temkin; izn; mütemekkin; temkin fi'ttelvin

Telvin, kuldaki hâllerin sürekli değişmesidir. Bir süfi cemâati şöyle der: Hakikatin alâmeti telvindir. Çünkü telvin, Kadir olan Allah'ın kudretinin zuhürudur, ondan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a kazanmaktır. Telvin, tağyir (değiştirmek) mânâsına da gelir. (Luma , 443

Telvin ve temkin: Telvin hâl sâhiblerinin, temkin ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a ehlinin sıfatıdır. Kul, yolda olduğu sürece telvin sâhibidir. Çünkü hâlden hâle yükselir, vasıftan vasıfa intikal eder, bir merhaleden başka birine çıkar. Vuslata erdiğinde makamında yerleşip temkin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olur. Süfiler bu konuda şu şiiri okurlar:

öyle çok menzil aştım ki senin aşkınla

akıllar şaşar bu menziller önünde

Telvin sâhibi, ebedi olarak ziyâdeleşme (makamının yükselmesi) hâlindedir. Temkin sâhibi ise önce vâsıl olmuş sonra a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittisal/" ittisâl /a etmiştir (ulaşmış ve ulaştığıyla birleşmiştir). İttisal hâlinde oluşunun alâmeti, kendine ait her şeyden tamamen fâni olmasıdır. (Kuşeyri, 44

Şeyhlerden biri şöyle demiştir: Temkin, telvinin ortadan kaldırılmasıdır Hâl ve makam gibi, telvin de süfilerin kullandığı ıstılâhlardandır. Mânâ itibâriyle bunlar birbirine yakındır. Süfilerin telvinden maksadı, değişmek ve hâlden hâle geçmektir. Bundan kasd edilen şudur: Temkin sâhibi mütereddid olmaz. O, her şeyini huzüra taşımıştır. Mâsivâ (Allah'tan başka her şey) hakkındaki düşünceyi kalbinden silmiştir. Zâhirinin hükmünü değiştirmek için hiçbir muâmele cereyan etmesi gerekmez. Bâtınının hükmünü değiştirmek için de bir hâle ihtiyâcı olmaz. Nitekim Hz. Müsâ telvin sâhibi idi. Hakk, tecelli Tür'unda ona nazar edince şuurunu kaybetmişti. (Hücvîrî, 451

Telvin ve temkin: Telvin, kalb ehli içindir. Çünkü onlar kalblerinin perdesi altındadır. Kalbin değişik sıfatları vardır. Bu sıfatların da kalbin yönleri kadar istikametleri vardır. Kalb ehlinde bu sıfatlar kadar telvinler zuhür olur. Kalbler ve kalb ehline ait tecelliler sıfatlar âlemini aşamazlar. Temkin ehli ise hâllerin felâketlerinden çıkarak kalb perdelerini yırtarlar. Rühları Zât nürunun parıltılarına ulaşır. Böylece Zât'ta tagayyür (değişme) olmadığı için telvin ortadan kalkar. Çünkü Hakk'ın Zât'ı, hâdislere hulülden (sonradan olma varlıklara girmekten) ve tagayyürden beridir. Kul, Zât tecellilerinden payını alıp kurbiyyet makamına ulaşınca üzerinden telvin kalkar. O zaman telvin (sadece) nefslerinde meydana gelir. Çünkü nefsler temizlik ve kudsiyyetlerinin makamı sebebiyle (artık) kalb mahallindedirler. Nefslerde meydana gelen telvin, sâhibini temkin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halinden/" hâlinden /a çıkarmaz. Çünkü telvinin nefste cereyân etmesi, insâniyyet şekillerinin kalmış olmasından dolayıdır. Temkinin sürekli sâbit olması ise hakikatin hakiki mânâda keşfedilmesi sebebiyledir

Temkinin mânâsı, kulda hiçbir tagayyür olmaması değildir. Neticede kul bir beşerdir. Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a temkinin mânâsı, ancak kendisine keşf olunan hakikatlerin ondan asla uzaklaşmaması ve eksilmemesi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a artmasıdır. Telvin sâhibinde neftelvin-temkin 1049 sin sıfatları zuhür a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a zaman, (kazandığı mevhibelerden) bazı şeyler eksilebilir. Hatta bazı hâllerde hakikat ondan gizlenebilir. Bu kişinin fiçinde bulunduğu hâlde) sâbit olması (değişmemesi) imânındaki istikrara göre olur (imânı ölçüsünde gerçekleşir), telvini de hâllerinin artmasındadır

Telvin, kulun hâllerinin değişmesidir. Çoğunluğa göre bu, eksik bir makamdır. Bize göreyse makamların en kâmilidir. Kulun buradaki hâli O her gün bir iştedir âyetinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/beyan/" beyân /a buyrulan hâldir

Temkin bize göre telvinden uzaklaşıp a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/temekkun/" temekkün /a etmektir (makamlara yerleşmek, temkin sâhibi olmaktır). Denilmiştir ki: Temkin, vuslat ehlinin (Allah'a kavuşanların) hâlidir. (Istılâh, 535

Telvin çoğunluğa göre eksik bir makamdır. O, kulun hâllerindeki değişmelerdir. Süfiler şu şiiri okurlar:

renkten renge girersin her gün

Biri derse ki Hakikatin alâmeti, istikametin zuhür etmesiyle telvinin ortadan kalkmasıdır. (Eğer telvin,) istikametin zuhür etmesiyle artmasaydı, bazı muhakkiklerin ilmine ikaz gelirdi. Bu söz artmadı (şeklinde geldiği zaman), iş bozulur. Bu târife, telvinin eksik bir makam olduğunu söyleyenler de dâhil olur. (Fütühât, TI, 488

Telvin, ahkâmla veya hâlin izlerinin bulunduğu yüce ya da düşük bir makamla perdelenmektir. Onun yokluğu birbirini izler. Telvinin sonu, fenâdan sonra beka hâlindeki isimlerin tecellileriyle gelen cem tecellisi makamıdır. Ancak Muhyiddin Arabi: Bize göre telvin, en yüce makamdır, çoğunluğa göreyse eksik bir makamdır demiştir. Çünkü o, telvinle cem'den sonra gelen farkı kasd etmiştir. Farkın çokluğu, cem'in birliğini perdelemezse, cem'den sonra gelen farkın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a makamı olur. Hakikatin keşfi O her gün bir iştedir. Rahmân, 55/29) âyetinin mânâsıdır. Şübhe yoktur ki o, makamların en yücesidir. Bu cemâate göre o, temkinin de nihâyetidir

Hâlden hâle geçişlerin en alt basamağı Inihâyeti, son noktası (Câmi), cem'den sonra gelen farkın başlangıcıdır. Bu da, kesret (çokluk) izlerinin vahdet hükmünden zuhür etmesinden dolayı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/muvahhidin/" muvahhidin /a gözünden (bu hâlin) gizlenmesi sebebiyle böyledir. Orada, (telvinin) başlangıcındaki izlerden ibâret olan şeyler bulunmaz. (Kâşânî, 157; Câmi’, 89

Telvin, sâhibinin mütehakkik, muhakkik, ilâhi ve kâmil oluşunun alâmetidir. Bu, benim beğendiğim ve katıldığım görüş ve tuttuğum yoldur. Kişinin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâli /a , telvinindeki temkini ölçüsündedir. Temkini bununla buluruz. Deriz ki; Telvindeki temkin öyle bir temkindir ki, temkin sâhibi olmayanlar, bu hâldeyken telvin hâli yaşaya1050 telvin-temkin

mazlar. Bundan dolayı süfiler topluluğu, hakkında konuşulmamış olsa bile, onda bir ziyâdenin bulunduğunu söylemişlerdir. Çünkü bununla sınırlamanın böyle bir faydası yoktur. Bu, sözü edilen topluluğun görüşüdür. Çünkü telvinde Kâdir'in ( Allah'ın) kudretini izhâr etmesi vardır. Ondan kula bir gayret keşf olunur. Bu ziyâde icmali layrıntılı değil, toplu) olup kabül ettiğimiz görüşe delâlet eder

Telvin ilâhi bir sıfattır. Her ilâhi sıfat bir kemâldir. Öyleyse o Zât'ta herhangi bir yön ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a açısından asla bir noksanlık tasavvur edilemez. Makamlar ve işler ancak ilâhi sıfatlarla bezenmekle tamamlanır. Şübhesiz kemâl, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a mânâda Allah'a aittir. (Esfâr, 272

Mütemekkin, eşyâya hükmeder. Eşyâyla birlikte televvünde (hâlden hâle geçmede) karar kılmakla yeni bir yaratılış süretinde olur. Çünkü o Hakk süretindedir. Hakk Teâlâ O, her an yaratma hâlindedir. Mütemekkinin makamları, hâlleri, vatanları, hakikatleri ve mertebeleri karışmaz. (Esfâr, 310

Onlar (Melâmetiyye), temkin fi't-telvin (telvinde temkin) ehlidirler. İşlerinde Hakk'ı vekil edinmişlerdir, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ubudiyyet/" ubüdiyyet /a derecelerinin en yücesine hak kazanmış, her şeyden gaib olmuşlardır (el etek çekmişlerdir). Teklif ve târif yurdu olan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işlerinde kulluk ölçüsüne göre hareket ederler, âhiret işleri konusunda da böyledirler. Âhiret yurdu için olanı dünyâda göstermezler. Onlar ilim ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmet /a erbâbı, hilm ve himmetsizlik sâhibidirler. Çünkü a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/himmet/" himmet /a , ancak irfânını tamamlamamış ve Allah'ın Mizân'ını tercih etmeyen kişiler içindir. Allah kendilerinden râzı olsun onlar, irfan makamlarının en yücesinde, (amelleri) Mizân'ı en açık bir şekilde dolduranların en büyükleridirler . Her şeyi, hatta kendisini hiçbir şeyin kuşatamadığı Hakk'ı bile kuşatmıştır. (Esfâr, 311

Ashâb-ı temkine (temkin ashabinâ, yani temkin makamında bulunan velilere) hâllerin te'siri olmaz. Çünkü onlar sâbit ve müsbit olan evtâddırlar. Kıyâmet ise insanlığın hâllerinden bir hâl ve Hakk'ın işlerinden bir iştir. Onlar, Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerdir: En büyük a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dehset/" dehşet /a dahi onları tasalandırmaz. Bunlar, nebi ve resüllerin bile gıbta ettiği kimselerdir. Çünkü onları o fezeu'l-ekber fen büyük dehşet olan kıyâmet) tasalandırır. Ne var ki, onların tasaları kendileri için değil, ümmetleri içindir. Bu onların telvin hâlindeki temekkünleri sebebiyledir, ki işte bununla nebi olmayanlardan üstün makamda olmuşlardır. Şayet sözler onlara bir te'siri olsaydı, fezeu'T-ekber onları da tasalandırırdı. (Esfâr, 317

Telvin, taleb makamıdır, sırât-ı müstakim olan istikamet yolunu aramaktır. Temkin ise istikamet makamıdır, yani bu sırât-ı müstakim üzerinde a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sebat/" sebât /a etmektir. Telvin ehli, temkin ehlinin aksine sırât-ı müstakimi taleb ederken sıfatları değiştiği için böyle isimlendirilmişlerdir. Temkin ehli ise istikamet üzere karar kılmıştır. Telvin hâl ehlinin, temkin ise hakikat ehlinin sıfatıdır. Kul, yola devam ettiği sütemekkün 1051 rece telvin sâhibidir. Çünkü hâlden hâle yükselir; vasıftan vasıfa geçer. Vuslata erince, yerleşir, temkin sâhibi olur. Telvin sâhibi ebedi olarak bir ziyâde (artma, hâllerde artış) içindedir. Temkin sâhibi ise vuslata ermiş ve ittisâl etmiştir. (Câmi', 220

Âyet-i kerimede geçen bi izn de iznin Allah'a izâfe a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a , yapılmasına izin verilen şeyin meydana gelmesine imkân vermektir. Eğer izne söz de eklenirse o zaman emir olur. Bâtıni anlamda ise kalbde bulunan bir nür olup, onunla kalb huzüra kavuşur. Havâss bu düşünceyle diğer insanlardan ayrılır. İsmetin yokluğu için bir delil değildir. Bazen izn lafzıyla bütün varlıklar için meşiet (irâde) izni kasd edilir. Bu ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a hareket veya hareketsizliğini Allah'ın dilemesine bağlamaktır. Yani, Her zerre ancak onun izniyle hareket eder ve durur demektir. Bu iznin hükmü, şeriatın kanununa ve hakikatın âdâbına aykırı olduğunda hüccet olmaz. Bu husüsu düşün! (Kavânin, 84