isti'dâd; a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/menazil/" menâzil /a -i tevvâbin; şurüt-ı tevbe; tevbe-i inâbe; tevbe-i isticâbe; tevbe-i nasüh; tevbe-i tâ'ib; zâbıt-ı tevbe
(Bir adam) Râbia'ya Çok günâh ve isyânda bulundum; tevbe etsem acaba kabül olunur mu? diye sordu. O şöyle cevâb verdi: Hayır, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/bilakis/" bilakis /a tevben kabül olunsaydı, tevbe ederdin!
tevbe-inâbe-evbe 1071
Bil ki, bu husüsta (tevbe konusundaj insanlar üç seviyeye ayrılırlar. Bu seviyelerin dördüncüsü yoktur. Bir kısmı, iyilik üzere neş'et etmiş, nefsin hevâ ve hevesine meyil ve arzusu kalmamıştır. Ancak, peygamberlerle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddiklerin /a bile kaçınamadıkları, bilmeden yapılan zelle türü hatalar müstesnadır. Bunlar (bu tür bir hatadan) sonra, tertemiz, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetin /a ârız olmadığı, zevklerin kendisini harama götürüp de arkasından günâh işletemediği, günâh paslarıyla kararmanın hâkim olmadığı bir kalbe döner. Böyle bir insana, Allah hakkına riâyet etmek ve bu yönde devam etmek son derece kolay, sıkıntısı hafif gelir, nefsin engelleri azalır ve zayıflar. Çünkü kalbi temizdir. Allah ona yönelmiş, onu sevmiş ve dost edinmiştir. Dost, dosta darılıp onu terk etmez, seven sevdiğini tehlikeye teslim etmez
İkinci kısım ise nefsinin hevâsına uyduktan sonra tevbe eden, cehâletinden dönüp Allah'a yönelen, zamanında işlediği günâhlara pişman a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olan-kimse/" olan kimsedir /a . Allah o kişiye, hiçbir farzı terk etmeme ve geçmişte işlediği hiçbir günâha tekrar dönmeme azim ve gayretini bahşeder. Bu arada nefs, günâhtaki geçici zevki göz önüne getirerek, onu alışkanlıklarına devam etmeye iknâ etmek için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucadele/" mücâdele /a eder. O, nefsini gemlemek için de mücâdele eder. Nefsini günâhtan doğacak azabla korkutur. Düşman (şeytan) onu, yapmadığı, dolayısıyla lezzetini kaçırdığı günâhlara çağırır. O da, günâhtaki çirkinliği, Allah'ın onu hoşa gitmeyen şeylerden çekip, Allah'ın rızâsına kavuşturacak şeylere yöneltmesinden ötürü, büyük lütufta bulunduğunu hatırlar. Bu mücâdele sürüp giderken Allah onu tasdik a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a yardımına koşar, nefsinin değerini düşürecek şehvetlerden alıkoyar. Bu yardım, Allah'a itâat etmeyi kolaylaştırana kadar sürer. Nitekim Allah bunu vaad etmiştir: Hidâyete erenlere gelince, Allah onların hidâyetlerini artırmış ve takvdlarını (korunma vâsıtalarını) vermiştir. İMuhammed, 47/17
Üçüncü kısım ise günâhında ısrârlı, isyân ve unutkanlığa devam eden, nefsin arzusu galib gelmiş ve korkunun zayıf düşürdüğü kimselerdir. Bununla birlikte Allah tarafından, ölümden sonra tekrar diriltileceğine inanır. Günâhkâr olması bu düşüncesini perdelemez. Dirildikten sonra sorguya çekileceğini de ikrâr eder. Sevâb ve günâhlarının onu, ebedi cennet veya cehenneme götüreceğini, Allah'ın dilediği kişilerin dışında kalanların ebedi cehennemde kalacaklarını da ikrâr eder. Bu, kalbdeki irnânının ikrârıdır. Bu imânla, kalbinden inkârı uzaklaştırmış ve Rabb'ini doğrulamıştır. Buna rağmen, kalbi alıkoyan şehvetler onu düşünmekten, günâh pası da zikirden alıkoyar. Ancak içinde, âhireti hatırlamak süretiyle imânın hareketlendirmesinden doğan bir fikir vardır. Fakat kalbin katılığından ve peşpeşe gelen gaflet perdelerinden dolayı, bu inanç isitikrâra kavuşacak bir mevzi bulamaz. Böylelikle kalbi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâ /a işiyle meşgul olur. Allah korkusunu hatırlayamaz, düşünmeye vakit bulamaz ve zikrin tadını tadamaz. Zikre nasıl yer kalsın ki, dünyâ meşgüliyetleri orda yer a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmak /a için kendisini zorlamakta ve hep gaflet galib gelmektedir! Bu insan, gaflette ısrâra sebeb olan alâkaları koparmaya muhtaçtır. (Bu 1072 tevbe-inâbe-evbe
alâkaları kopardıktan sonra) günâhlarından Allah'a tevbe eder, (sözü edilen konularda) hataya sapmadan yetişen ve tevbe ile Yaratıcısına yönelen eski arkadaşlarına katılır. (Ri'âye, 19
İstidâd (ölüm için hazırlık) iki türlüdür: Birincisi, vâcib olan hazırlıktır. Bu, ölüm anında, pişmanlık duyanların hata ve günâhlardan temizleyici bir tevbeyle tevbe etmeleridir. Çünkü, şayet kendisine Şu anda öleceksin denilse, kendisine ait tevbeye ihtiyaç gösteren bulduğu bir tek günâhtan dolayı bile fırsat isteyecektir. Tevbe etme ihtiyacı duyduğu bir tek günâhı bile varsa, demek ki, Rabb'ine kavuşmaya hazır değildir. Çünkü rühunu almak için kendisine danışılmayacak, ölüm ona ansızın gelecektir. Eğer ölüm ona gelirse ve o günâh a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a bulunursa, Allah'ın gazabından emin olamaz. Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gazabini/" gazabını /a gerektirecek şeyleri yapıp dururken, ölümün gaflet hâlinde aniden bastırmayacağından emin değilken, Allah'a kavuşmaya başka nasıl hazır olur?
Allah'ın huzüruna O'nun hoşlanmadığı bir şeyle çıkma kaygısıyla korku içinde bulunan kimseler, ölüm gelip rühlarınının önüne geçerek tevbeye mânı olmadan, makbül olmayan bir nedâmetten hemen tevbeye koşarlar. Gaflet hâlinde ölüm yakalamasın diye kendilerine acıyarak günâhın peşinden hemen tevbe ederler. İşte bu, Allah'ın kullarına yapmalarını vâcib kıldığı ölüm hazırlığıdır
İkincisi, nâfile olan hazırlıktır. Kalben ve bedenen üst seviyede çaba sarf etmek, ihtiyaçtan fazlasını dağıtmak gibi davranışlardır. Bunu Yarın öleceksin dense, bundan fazlasını yapmasının mümkün olmadığı (kadar geniş bir çapta olacak) kadar yapmaktır. (Ri'âye, 73
Allah Teâlâ'nın yoluna girenlerin ilk makamı tevbedir. (Ebü Yâkub) Süsi'ye tevbenin ne olduğu sorulunca şöyle cevâb vermiştir: İlmin (Kur'ân ve Sünnet'in) yerdiği şeylerden övdüğü şeye dönmektir.
Sehl Abdullah'a (Tüsteri'ye) tevbenin ne olduğu sorulduğunda Tevbe, günâhını unutmamandır demiştir. Cüneyd" ise bu soruya Tevbe, günâhını unutmandır şeklinde cevâb vermiştir
Süsi'nin târif a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a tevbe, müridlerin Hakk yoluna yeni yönelmiş, bazen kendi lehinde, bazen de aleyhinde hareket eden kişilerin tevbesidir. Sehl Abdullah'ın târif ettiği tevbe, müridlerin tevbesidir. Cüneyd'in târif ettiği tevbe ise, günâhını hatırlamayan tahkik ehlinin tevbesidir. Çünkü ilâhi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/azamet/" azamet /a ve devamlı zikir hâlinde bulunmaları, kalbleri üzerinde te'sir ettiğinden onların günâhlarını hatırlamaları bile mümkün olmaz. Ruveym Ahmed'in tevbeyle alâkalı olarak Tevbe, tevbeden bile tevbe etmektir demesi de bunun gibidir
Zünnün'arh tevbenin ne olduğu sorulunca Avâmın tevbesi günâhlardan, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a tevbesi ise gafletten olur şeklinde karşılık vermiştir
tevbe-inâbe-evbe 1073 ...Ebü Hüseyin Nüri de şöyle demiştir: Tevbe, Allah'ın dışında kalan her şeyden tevbe etmektir. (Luma , 68
Cüneyd Muhammed'e tevbenin mâhiyeti sorulunca Günâhını unutmandır karşılığını vermiş, Sehl'e aynı soru sorulunca, o da Günâhını unutmamandır demişti. Cüneyd'in sözünün mânâsı şudur: Günâh olan fiilin zevkini ve izini kalbinden öylesine çıkarmalısın ki, rühunda bundan eser kalmasın. Böylece hayatta bu günâhı asla tanımamış biri hâline gelirsin
Ruveym Tevbe, tevbeden tevbe etmektir demiştir. Bunun mânâsı Râbia'nın şu sözündeki mânâyla aynıdır: Allah'tan af dilerim sözündeki sadakatimin azlığından af dilerim!
Hüseyin Megâzili'ye tevbenin ne olduğu sorulduğunda İnâbe tevbesini mi, isticâbe tevbesini mi soruyorsunuz? dedi. Soru a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a İnâbe tevbesi nedir? diye sorunca o, Allah'ın senin üzerindeki kudretinin büyüklüğünü hissederek O'ndan korkmandır cevâbını verdi. Soran İsticâbe tevbesi nedir? diye sorunca da Sana yakın olduğunu düşünerek Allah'tan hayâ etmendir dedi
Zünnün, Halkın tevbesi günâhtan, havâssın (velilerin) tevbesi gafletten, enbiyânın peygamberlerin) tevbesi de başkalarının nâil olduğu şeylere ulaşmaktan âcizliklerini görmektendir demiştir
(Ebü Hüseyin) Nüri demiştir ki: Tevbe, Allah'tan başka hatırladığın herşeyden tevbe etmektir (ârif, Allah'tan başkasını hatırladığında tevbe eder)
İbrâhiin Dekkak şöyle demiştir: Tevbe, önceden Allah'a yüzü olmayan ense olduğun gibi, şimdi de ensesi olmayan yüz olmandır feskiden O'na nasıl sırt çeviriyorsan, şimdi de O'na asla arkanı dönmeyecek tarzda yüzünü çevirmendir). (Ta'arruf, 64
Tevbe husüsunda kulun on haslete sâhib olması gerekir: Birincisi Allah'a isyân etmemek ona farzdır. İkincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/masiyyet-2/" mâsıyyetle /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihân /a olunursa, bunda ısrârlı olmamasıdır. Üçüncüsü, mâsıyyetten dolayı Allah'a tevbe etmesidir. Dördüncüsü Allah'a karşı aşırılıklarından pişmanlık duymasıdır. Beşincisi ölene kadar itâat ederek istikamet yoluna bağlanmasıdır. Altıncısı cezâdan korkmasıdır. Yedincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/magfiret/" mağfireti /a ümid etmesidir. Sekizincisi günâhı itirâf etmektir. Dokuzuncusu tevbeyi ona Allah'ın takdir ettiğine ve kendisini bu yoldan döndürebileceğine inanmasıdır. Onuncusu ise, daha önce yaptıklarına a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/keffaret/" keffâret /a olması için, sâlih amel işlemeye yönelmesidir. (Küt, I, 170
Hasan Basri'ye tevbe-i nasühun ne olduğu sorulduğunda şöyle cevâb vermiştir: Tevbe-i nasüh, kalble pişman olmak, dille a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istigfar/" istiğfâr /a etmek, bedenen yasak fiilleri terketmek ve bunlara dönmemeye azmetmektir.
Ebü Muhammed Sehlrh şöyle demiştir: İnsanlara tevbeden daha gerekli bir şey yoktur. Yine onlar için tevbe bilgisini kaybetmekten daha a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddet/" şiddetli /a bir cezâ da yoktur. Yine o şöyle demiştir: Tevbe farz değildir diyen kâfir olur. Onun bu sözüne rızâ gösteren de 1074 tevbe-inâbe-evbe
kafir olur. Yine o, (bir başka münâsebetle) şöyle demiştir: fGerçek) tevbekâr, her ân ve her nefeste, tâatlardaki gafletinden tevbe eden kimsedir. (Küt, 1, 179
Ebü Muhammed Sehl şöyle der: Mübtedi müride emredilen ilk şey tevbedir. Bu, yerilen hareketleri övülen hareketlere döndürmektir. Bu kişi nefsine halvet, samt (susmak) gibi şeyler yükler. Bu kişinin tevbesi, ancak helâl yemekle sahih olur. Ama o, Allah Teâlâ'nın halktaki ve kendisi üzerindeki hakkını edâ etmedikçe, helâl lokma yemeye gücü yetmez. Bu da, hareket ve sükünunun ancak ve ancak Allah ile olması ve sâlih ameller a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a istidrâcdan laldanıp sapıtmaktan) emin olmamasıyla mümkün olabilir. Tevbenin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a , kişinin kendi aleyhinde olan sahaya girmemek için lehinde olan şeyleri (nimetleri) bir kenara bırakmasıdır. Bunu ebedi olarak ertelememeli, ancak içinde bulunduğu vakittekendisini tevbeyle mükellef kılmalıdır. (Küt, 1, 181
Zünnün'a tevbenin ne olduğu sorulunca Avâmın tevbesi günâhlardan, havâssın tevbesi ise gafletten olur şeklinde karşılık vermiştir. (Kuşeyri, 9
Tevbenin birtakım sebebleri, dereceleri ve kısımları vardır. Bunlardan ilki, kalbin gaflet uykusundan uyanması ve kulun içinde bulunduğu kötü hâli görmesidir. Bunların hepsine Hakk Teâlâ'dan kalbe gelen yasaklayıcı emirleri dikkatlice
