Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

tevhid (Tasavvuf Sözlüğü)

ferkân-ı tevhid; ilm-i tevhid; tevhid-i akli; tevhid-i âmme; tevhid-i hâssa; tevhid-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/huviyyet/" hüviyyet /a ; tevhid-i vücüdi; tevhid-i zât; vahdâniyyet Ebü Yezid Bistâmi şöyle demiştir: …

ferkân-ı tevhid; ilm-i tevhid; tevhid-i akli; tevhid-i âmme; tevhid-i hâssa; tevhid-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/huviyyet/" hüviyyet /a ; tevhid-i vücüdi; tevhid-i zât; vahdâniyyet

Ebü Yezid Bistâmi şöyle demiştir: Tefrid yurduna ulaşıncaya kadar tevhid meydanında yürü! Ebediyet vâdisine kavuşuncaya kadar tefrid meydanında uç! Susadıysan, O seni bir bardak suyla sular ve bir daha zikirden ağzın kuru kalmaz, susamazsın.

Ebü Yezid Bistâmi'ye tevhidin ne olduğu sorulunca Yakindir demiştir. Yakin nedir? diye sorulunca şöyle demiştir: Halkın harekât ve sekenâtının (hareket etmelerinin ve durmalarının) Allah'ın 5. fiili olduğunu, fiillerinde O'na ortak bulunamayacağını bilmektir. Rabb'ini tanıdığın zaman ve Rabb'in sende karar kıldığında, O'nu bulmuşsun demektir. Bunun mânâsı şudur: Sen, Allah'ın, fiillerinde hiçbir ortağı bulunmayan tek varlık olduğunu ve hiç kimsenin O'nun fiillerini yapamayacağını anlarsın

Tevhid bir sır, mârifet de birr'dir (iyiliktir). İmân, sırrı muhâfaza, birri müşâhede etmektir. İslâm, birre şükretmek, kalbi sırra teslim etmektir. Çünkü tevhid bir sır olup kul o sırra ancak Allah'ın kendisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hidayet/" hidâyet /a etmesi ve kendisine delil göstermesi yardımıyla ulaşır. Yoksa Allah'ın desteği ve hidâyeti olmadan kendi akliyle onu idrâk edemez

Mârifet, Allah'ın ona bir lütfü ve ihsânıdır. Çünkü kul onu hak etmeden, Allah bunun için ona nimet ve ihsânının kapısını açmış, ona hidâyeti lütfetmiştir. Kul da bunların hepsinin Allah'tan olduğuna imân etmiştir. Ona hem nimet vermiş ve hem de o nimete şükretmeyi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihsan/" ihsân /a etmiştir. Allah'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevfik/" tevfiki /a olmadan kul O'na şükredemez. İşte bu da, Allah'ın kuluna yeni bir nimet ve ihsânıdır. Böylece kul, Allah'ın lütfunu görür ve sırrını korur. Çünkü onu buna muvaffak kılan ancak O'dur. Çünkü kul, O'nun rubübiyyetinin keyfiyetini idrâk edemez. Böylece O'nun bir ol