yoluyla olur. İşte bu hâlin adı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tehalli/" tehallidir /a
Bu hâl hakkında filozoflar, Bu, ilâha benzemeye çalışmak ve takati zorlamaktır dediler. Eğer bu söz gerçekten söylenmişse, bunu söyleyen tam bir câhildir. Çünkü teşebbüh, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatte /a kendisine ait bir sıfatın bulunduğu kimse için mümkün değildir (bir sıfat bir kişide varsa, onun o konuda başkasına benzemesi mümkün değildir). O kişi, o sıfatla kaim olmaya istidâdlıdır. Zâtının istidâdı yoluyla o sıfat gerekli olur. Bir sıfatın, birinde bulunduğu gibi diğerinde de bulunması hâlinde, zaten bunlar arasında birbirine benzemeye çalışma vâki olmaz (bunlar zaten birbirine benzerler). İnsanların önceki ve sonraki perdelenmeleriyle o süretin var olması birdir. Onları önce görmeleri hâlinde, sonra da görebilmişler ve demişlerdir ki: Bu süret içinde sonraki de öncekine benziyor. O süretin sonraki hakikatinin, laynı za994 a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tahannus/" tahannüs /a
manda) önceki hakikati olduğunu (aslında o varlığın değişmediğini, aynı varlık olduğunu) bilmezler. (Fütühât, II, 473
Süfilere göre tahalli, kendisini Hakk'dan alıkoyan her şeyden yüz çevirmek ve halveti ihtiyâr etmektir. Bize göre tahalli, müstefâd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucuddan/" vücüddan /a (sonradan kazanılmış varlıktan) olur. Çünkü o, itikad husüsunda böyle vâki olmuştur. İşin aslı, Hakk'ın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdundan /a başka vücüd yoktur. Vücüd kazanmakla sıfatlanmış olan da
