Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ettiği Zât'ı (Tasavvuf Sözlüğü)

hissetmelerine kadar devam eder. Böylece hislerini (duyularını) tamamen kaybedecek şekilde te'sir altında kalırlar. Hâlin kuvveti ve zayıflığına göre müşâhededen haz alırlar. Bu durumda idrâk, ilmi ya da nazari değil, …

hissetmelerine kadar devam eder. Böylece hislerini (duyularını) tamamen kaybedecek şekilde te'sir altında kalırlar. Hâlin kuvveti ve zayıflığına göre müşâhededen haz alırlar. Bu durumda idrâk, ilmi ya da nazari değil, zevki idrâk olur. Bu kişiler zikri, hâli davet ve takviye etmek için kullanırlar. Tıpkı günümüzde, cem'in ezkârı konusunda tevâcüd için amelin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kullanilmasi/" kullanılması /a gibi

Onlar, yani süfiler, daha büyük hâllerdedirler. Onların kâmil olanları arasında, kendilerini sadece Aziz Kitâb folan Kur'ân- Kerim) okumayla sınırlandıranlar vardır. O zikr-i hakimdir. Onun üstünde zikir yoktur. Bu, ancak ârifler arasında en mükemmel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/olanlarin/" olanların /a makamıdır

Yine onlar arasında, kendilerini Kur'ân'ın âyetlerinden sadece bir kısmını tekrarlamakla sınırlandıranlar vardır. Bunları a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rar/" esrâr /a diye adlandırırlar. Onlara göre bu âyetler, ancak tekrar edildiği esnâda hâlin kuvvetinin zuhür edebileceği tarzda gizlenmiştir. Hâl ise bu âyetlerin tekrarı sırasında nefste meydana gelen idrâktır. Tıpkı, yemeğin yenmesiyle bedendeki kuvvetlerin ortaya çıkması gibi

hâl/ahvâl Hâl, Allah'tan gelen bütün sebebleri müsebbiblere bağlar. Böylece zâkirin diliyle alışkın olduğu zikrini tekrar etmesi kesintiye uğramaz. Himmetini yönelterek