Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ettiği (Tasavvuf Sözlüğü)

tenzihin (Allah'ı yaratılmışlara benzetmeme, O'nu kendisine lâyık olmayan sıfatlardan uzak görme) teşbih (Allah'ı yaratılmışlara benzetme) mertebevahdet-i vücüd-vahdet-i şuhüd 1163 sine indiği, Vâcib'in mümkün olması ve …

tenzihin (Allah'ı yaratılmışlara benzetmeme, O'nu kendisine lâyık olmayan sıfatlardan uzak görme) teşbih (Allah'ı yaratılmışlara benzetme) mertebevahdet-i vücüd-vahdet-i şuhüd 1163 sine indiği, Vâcib'in mümkün olması ve benzeri olmayanın benzeri olmaya dönüşmesi değildir. Çünkü bunların tamamı, küfür, ilhâd, sapıklık ve zındıklıktır. Bu noktada ne a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittihad/" ittihâd /a , ne ayniyyet (aynılık), ne tenezzül (mertebenin düşmesi) ve ne de teşbih vardır

Şu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a Hakk şu anda olduğu gibidir. O, kâinâttaki hâdiseler yoluyla Zât, sıfat ve isimlerinde değişikliğe uğramaktan münezzehtir. O, sürekli olarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a sırflığı hâliyle bâki olup, vücüb yüceliğinden imkân alçaklığına meyl etmez

Bütün bu görüşlerin (hakiki) mânâsı, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a mâdüm olup, O'nun mevcüd olmasıdır. Hüseyin Mansür Hallâc'ın (şatahât türündeki) Ene'l-Hakk (Ben Hakk'ım! sözündeki maksadı, Ben Hakk'ım, O'nunla ittihâd ettim demek değildir. Çünkü bu söz küfürdür ve sâhibinin katlini gerektirir. Aksine, bu sözün mânâsı şudur: Ben mâdümum (yokum), mevcüd (var) olan O Hakk'tır.

Bu husüsta söylenecek son söz şudur: Süfiyye, eşyâyı, Hakk'ın zuhürâtının aynaları olarak görmüşler, tenezzül şâibesi, tagayyür ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tebeddul/" tebeddül /a (değişme ve bozulma) zannı olmaksızın onların, O'nun isim ve sıfatlarının tecelligâhları olduklarını sanmaktadırlar. Tıpkı bir şahsın gölgesinin uzayıp durduğu zaman, Bu gölge bu şahısla ittihâd etmiştir (birleşmiştir), onunla ayniyyet nisbetiyle beraberdir ya da Bu şahıs tenezzül etmiş ve gölge süretinde zuhür etmiştir denmesinin mümkün olmadığı gibil, Hakk için de benzer şeyler söylenemez). Aksine o şahıs, kendi asıl sırflığındadır (kendisinin gölgeye dönüşmesi imkânsızdır). Gölge de, tenezzül ve tagayyür şâibesi olmadan ondan vücüd bulmuştur. Hatta bazı vakitlerde, bir topluluğun o şahsın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüduna /a sevgisinin mükemmel olması sebebiyle gölgenin varlığı gizli kalır. Hatta öyle ki, bazen o şahıstan başka hiçbir şey kalmaz. Belki de o zaman, Gölge şahsın aynıdır derler, yani gölge yoktur, mevcüd olan yalnız o şahıstır

Bu tahkikten bize gereken şudur: Süfilere göre eşyâ, Hakk Teâlâ'nın aynı değil, sadece O'nun zuhürlarının aynalarıdır. Bu hâlde eşyâ Hakk'tandır, ama Hakk 3 değildir. O zaman, onların tüm söylemiş oldukları sözlerin mânâsı şu olur: Her şey O'ndandır. Büyük âlimlerin tercih ettiği görüş de budur. Bu husüsta büyük âlimlerle, muhterem süfiler arasında bir ihtilâf olması mümkün değildir. Allah 3 onları hakikatte sâbit kılarak a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmete /a kadar sayılarını çoğaltsın

Her iki görüşün de gideceği nokta birdir. Aralarındaki fark sadece, süfilerin Eşyâ Hakk'ın zuhürlarının aynalarıdır derken, âlimlerin, hulül ve ittihâd vehminden korunabilmek maksadıyla böyle sözler söylemekten sakınmalarıdır. (Mektübât, II, 72

Ayn-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vahid/" vâhide /a ;... , yani tek bir hakikatin kendisi, zâtı... İşte 0... , yani isim ve sıfatları bakımından... ...çokça ayndır... yani Hakk'tan başka varlıklarda bulunan muhtelif hakikatlerdir. Bunun mânâsının şöyle olması da mümkündür: O, yani üzerindeki süretlerin farklılığı bakımından mahlükun durumu pek çok aynlardır. 1164 vâhid

Ancak ilk târif makama daha uygundur. Çünkü onun sözünden murâd lâ dır, hatta başkalığı hissettirecek sözü terketmektir. Bu terk de sadece vücüd (varlık) bakımından Hakk'tan başkasının bulunmadığını isbâtla mümkün olabilir. Bu mânâ ise ikincisinde değil, ilkinde vardır. (Sofyavi, 98