katılmasına benzemez. Sebebi ise sonradan yaratılan şeylerle, hâzır ve huzür gibi manaların akıl yoluyla bilinmesi içindir. Hâliyle bu gibi şeyler rütbe itibârıyle akıl yolu ile bilinen gâibden bize daha yakındır. Bundan sonrasını sen anla ve düşün. (İnsân, I, 43
Vücüd mertebelerinden Zâti tecelli, Ahadiyyet ve Mutlak Vücüd diye ifâde edilen ilk zâti tenezzülâttır. Biz Mutlak Vücüd'un müârifetine dâir bir kitâb telif ettik ve bu kitâba da el-Vücüdu'l-Mutlakü T1-Mu'arref bi'l-Vücüdi'l-Hakk (Hakk'ın Vücüdu Olarak Bilinen Vücüd-ı Mutlak) adını verdik. Bu konuda bilgi isteyen o kitâba müracaat edebilir. Bu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a tecellisi Sırf Zât'ın hakikatidir. Fakat ilk mertebe değildir. Çünkü o mertebede varlık Zât için tâyin edilmiştir. Ahadiyyet tecellisi olan ilk amâ, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vucudun/" vücüdun /a kendisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a mertebesinden üstündür (ve öndedir). Şunu bil ki, ahadiyyet tecellisi zâhirlikle bâtınlık arasında bir bağdır. Yani zâhirlikle bâtınlık arasında üçüncü bir yer olması gerekir. Tıpkı gölge ile güneş arasında farazi bir çizgi görmemiz gibi. Bu bakımdan muhakkikler ona en büyük berzahiyet demişlerdir
Ahadiyyet, bâtınlıkla zâhirlik arasında bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/berzah/" berzahtır /a . Bu ise a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a -i Muhammediye'nin hakikatinden ibâret olup, felek-i velâye, Fekanbe kavseyni ev ednâ (Nebi O'na iki yay uzaklığı kadar, hatta daha fazla yaklaşmıştı) Necm 53/9) ilm-i a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a , şe'n-i sırf ve âşık-mâşuk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinden /a hareketle aşk-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mucerred/" mücerred /a makamı ahadiyyet diye ifâde edilir. Mutlak ilim tâbiri de böyledir. Bundan âlime ve mâlüma nisbeti olmayan ilim kasd edilir. Mutlak vücud'dan da kıdeme ve hudüsa nisbet edilmeyen vücüd kasd edilir. Öyle ise bundan şunu anlamalısın ki bu mertebe, bütün itibârlar, nisbetler, izâfetler, diğer isim ve sıfatların bâtınlığının sâkıt olduğu a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet-i-cem/" ahadiyyet-i cem'den /a ibârettir. Bazıları ona Ttüviyyet mertebesi der. Çünkü o, Zât'a mahsüs olan ikinci tecellide (şe'n-i sâni) isimler ve sıfatların gâibidir. (Merâtib, 75
Avilim-i lübs, ahadiyyet mertebesinden inen ve onun aşağısında bulunan mertebelerin tümüdür. Çünkü Zât-ı Akdes, bütün taayyünleri ile hissi sıfatlara doğru bu mertebeye iner, bütün rühâni ve misâli sıfatlarla vasıflanarak bu elbiselere bürünür. (Kâşânî, 133; Câmi’, 90
Ahadiyyet, sıfat itibâriyle bütün sıfat, isim, nisbet ve taayyünlerin düşmesiyle vâki olan bir isimdir. (Câmi’, 75
parladı nürları gözümün
iki hazret tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a
bir oldu iki hüviyet
kaabe kavseyn deminde
senin ve sana ait
her varlık seninledir
ahadiyyet örtüleri içinde
yaşayana ne mutlu
cem hâlinde fark hâlini
aydınlattı Zât'ın nüru
ahadiyyet renkleriyle
işte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâl /a mertebesi
işte a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ittisal/" ittisâl /a bağışı
işte Rubübiyyet katından ayrılmayan kul
ey idrâki temiz insan
özünü al cevherlerin
çıkma kulluğun dışına sakın
budur kurbun mânâsı
şarkılar söyle ki
yüce makanılarla şereflendi
ahadiyyet-i cem'
