ilk makamı, kalbdeki eşyâ ile alâkalı fikirlerin fâni olup yalnız Allah'ın bâki kalmasıdır. Yine ona göre a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhidin /a ilk alâmeti, kulun her şeyden çıkarak bütün eşyâyı idâre eden Zât'a bırakmasıdır. Bu süretle idâre edilen (kul), eşyâya, O'nu idâre eden Zât'la bakar, O'nun sayesinde eşyâ ile kaim olur ve yine O'nun sayesinde eşyâ hakkında temkin ehli olur (her hâli Allah ile olunca, eş1106 tevhid
yâya karşı kayıtsız hâle gelir). Böylece Allah, onları kendilerinden gizleyip yine kendilerini kendilerinde öldürerek onları sırf kendi Zât'ına has kılar. İşte bu, tevhidin zuhürunun ezeli olması bakımından, tevhide girişin ilk basamağıdır. (Lüma', 53
Şibli demiştir ki: Nefyi, isbât mânâsı taşımayan kimsenin tevhidi sahih değildir. (Şıbli'ye) İsbât nedir? diye sorulduğunda şu cevâbı vermiştir: fArabca'da benlik ifâde eden) yâ'ları ibtâl etmektir Bunun mânâsı —Allah bilir ama- şu demektir: Gerçek muvahhid kendini ortaya koymayı nefyeder (ortadan kaldırır), yani her şeyde benlik ve nefsi gönlünden çıkarır. Ben, bana, beni, benimle, benim hakkımda, benden gibi lafları bırakır. Her ne kadar dilinden bu tür laflar çıksa bile gönlünde bir benlik ve varlık iddiâsı bulunmaz
Şiblirh şöyle der: Tevhid ilminden zerre miktarı bir şeye muttali olan kişi, taşıdığı bu ilmin ağırlığı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yuzunden/" yüzünden /a karınca kadar bile olsa bir ağırlık taşıyamayacak kadar zayıf düşer. Bir başka seferinde şöyle demiştir: Tevhid ilminden zerre miktarı bir şeye muttali olan kişi, gökleri ve yeri göz kapağındaki kirpikleriyle taşıyabilir. Allah bilir ama bu sözün mânâsı şudur: Bu kul, kalbiyle Allah'ın azametinin nürları cinsinden olan tevhidi müşâhede edince, gökler ve yer ile Allah'ın yarattığı her şey gözünde küçülür. (Luma , 54
Tevhid-i hâssa ,... daha önce de zikrettiğimiz gibi,... Allah Teâlâ'nın vahdâniyyet (birlik) ve azametinin mevcüd olmasıdır. O'nun yakınlığının a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikati /a ise, Allah'ın murâdı olan yerde, kulun his ve hareketinin, Allah'la kaim olmasından dolayı yok olmasıdır
Anlatıldığına göre tevhidden bahsedilen bir mecliste Şiblir" birine şöyle demişti: Senin tevhidin işte budur. Adam: Bana göre bundan başka ne olabilir ki? deyince Şiblirh şu cevâbı vermişti: Tevhid, Muvahhad'ın ftevhid edilen Allah'ın) tevhid a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesidir /a ki, o da Allah'ın seni o tevhidle muvahhid kılması, seni o tevhid husüsunda tefrid etmesi leşsiz kılması), sana bunu müşâhede a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tirme/" ettirmesi /a , gördüğün şeyden de seni o tevhidle gaybet hâline sevketmesidir. İşte bu, havâssın tevhidinin sıfatıdır. (Luna, 424
Tecrid, tefrid ve tevhid aynı mânâya gelen değişik lafızlardır. Tafsilâtları ise vecd sâhiblerine gelen hakikatler ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâretler /a kadardır. Birisi şöyle demiştir:
Haktır Hakk'ın hakikatı
Gerçek mânâda tecrid ehli olmayan hiç kimse
Tevhidin rükünleri yedi tanedir: Kadim (ezeli) olanı, hâdis olandan (ezeli olmayıp sonradan yaratılandan) ayırarak, Kadim olanı, sonradan olanın idrâk etmesi düşüncesinden tenzih etmek, Kadim olanla hâdis olanın vasıflarını eşit tutmamak, Rubübiyyet'ten illeti kaldırmak, mahlükâtın gücüyle meydana gelen fiillerin yüce tevhid 1107 Allah'ı etkileyemeyeceğini ve değiştiremeyeceğini bilmek, O'nu düşünmekten
