sıdk. Bunların hepsinde sıdk ile vasıflanan kimse a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/siddik/" sıddiktır /a . Çünkü sıdk husüsunda çok ileri bir mertebeye ulaşmıştır
0 Sıdk-ı a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/lisan/" lisân /a (dildeki sıdk), haberlerde veya haberlerin muhtevâsında olur. Haber, ya geçmişle ya gelecekle alâkalıdır. Verdiği sözde durup durmamak gelecek haberlerle ilgilidir. Her kulun sözünü tutması gerekir. Kişi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlaka /a doğru konuşmalıdır. Doğruluğun en açık ve en meşhuru budur. Eşyâ hakkında olduğunun aksine haber vermekten dilini koruyan kimse sâdıktır. (İhyâ', 117
Sıdk-ı azm azimde sadakat) şudur: Azim bazen amelden önce gelir. Meselâ insan kendi kendine Allah bana servet verirse, tümünü veya bir kısmını tasadduk ederim , Düşmanla karşılaşırsam bütün gücümle savaşırını ve ölüme aldırış etmem , Allah bana bir mevki nasib ederse zulme ve halka meylederek O'na isyân etmem, mutlak süretle adaletle hükmederim gibi azimlerde bulunur. Bu azim bazen içinden doğar ki bu, kesin ve sâdık bir azimdir (bunda hiçbir şübhe ve tereddüt yoktur
Bazen de bu azimde tereddüd kokusu ve zayıflık bulunur, bu hâl sadakata aykırıdır. Buradaki sadakat hakkında tıpkı Lifülânin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sehvet/" şehvetün /a sâdıkatiin (Filân kişinin kuvvetli ve tam bir şehveti ya da iştâhı var) denilmesi gibi, tamlık (eksiklikten sâlim olma) kuvvetten ibârettir. Bunun gibi, kuvvetli bir temelden gelmediği için hastanın iştâhına yalancı denir. (İhyâ', 119
Sıdkfi makamât-ı din (dinin mertebelerindeki sadakat), havf, recâ, tâzim, zühd, rızâ, tevekkül, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mehabbet/" mehabbet /a ve bunun gibi diğer bütün işlerde sadâkattir. Çünkü bunların her birinin bir başlangıcı vardır. Bunun ortaya çıkması sayesinde bu ismi alırlar. Sonra gaye ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikatleri /a vardır. Muhakkik (tahkik ehli) sâdık bunların hakikatine erişendir. Bir şey hâkim olup da hakikati tamamlandığı zaman, bunun sâhibine hakiki (gerçek) sâdık denir... (İhyâ', IV, 121; Kudâme, 395) Tıpkı Falan kimse savaşma husüsunda sâdıktır denildiği gibi. İşte sâdıkın havfı folan hakiki korku) budur denilmiştir. (İhyâ', 122
Sıdk, gizli ile aşikârın (için ve dışın) bir olmasıdır... (Adâb2, 20
Câfer Huldi demiştir ki: Ebu'l-Kâsım Cüneyd'e sordum: a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ihlas/" İhlâs /a ile sıdk arasında fark var mıdır? Evet, sıdk köktür ve ilktir. İhlâs ise daldır ve sıdka tâbidir. Dâimâ ikincisi birincisine tâbidir dedi ve sonra şöyle devam etti: Aralarında fark vardır. Çünkü ihlâs ancak amele başladıktan sonra meydana gelir. İhlâs ancak ihlâsı hâlis kılma, bu konuda hâlis (niyetli) olmaktır. Târif edilen ihlâs melâmetilerin, ihlâsı hâlis kılma a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayreti /a ise süfilerin hâlidir. İhlâsı hâlis kılma işinde (saf ve temiz) bir ihlâsa a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmak, ancak ihlâsın hâlis kı
