Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

tirmeye (Tasavvuf Sözlüğü)

ihtiyaç yoktur. Fakat imânla, akılla, mârifetle ve kulun vaziyetinin zâhir ve bâtınındaki hüsn-i tedbirle olur. Bunun akabinde sıdkı (sadakati) anlar, onun zıddı olan yalanı da anlar. Hayrı anladığı gibi, bunun zıddı …

ihtiyaç yoktur. Fakat imânla, akılla, mârifetle ve kulun vaziyetinin zâhir ve bâtınındaki hüsn-i tedbirle olur. Bunun akabinde sıdkı (sadakati) anlar, onun zıddı olan yalanı da anlar. Hayrı anladığı gibi, bunun zıddı olan şerri de anlar. Sıdkı sâbit hâle getirmeye, zıddını da ortadan kaldırmaya çalışır. Aslı fer'den ayırd eder

Sıdkı anlayıp ortaya çıkarma husüsundaki meşguliyeti asıl yönünden olur. Zıddını ortadan kaldırmayla da bu bakımdan meşgul olur. Asıl, fer'lerden (temel ya da kök, dallardan) önce gelir. Kul asıldan hareketle fer' ile meşgul olmaya devam ederse, asıl devam ettikçe onun meşguliyeti sona ermez. Fer' her gittiğinde onun yerine ona bedel bir başka fer gelir. (Adâbı, 107

/., Yakin, kişinin imânı kadardır. (Âdâbı, 185

Ebü Yezid Bistâmi'ye a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tevhid/" tevhidin /a ne olduğu sorulunca Yakindir demiştir. Yakin nedir? diye sorulunca şöyle demiştir: Halkın harekât ve sekenâtının (hareket etmelerinin ve durmalarının) Allah'ın. fiili olduğunu, fiillerinde O'na ortak bulunamayacağını bilmektir. Rabb'ini tanıdığın zaman ve Rabb'in sende karar kıldığında, O'nu bulmuşsun demektir. Bunun mânâsı şudur: Sen Allah'ın, fiillerinde kendisine ortak olmayan tek olduğunu ve hiç kimsenin O'nun fiilerini yapamayacağını anlarsın

Yakin mükâşefedir. Mükâşefe üç türlüdür: Birincisi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kiyamet/" kıyâmet /a günü gözle görülen mükâşefe; ikincisi kalblerin, târif ve keyfiyeti mümkün olmayacak bir şekilde, yakin yoluyla imân hakikatlerini keşfetmesi; üçüncü durum ise, peygamberlere mücizelerle a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kudret/" kudret /a izhâr a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tirme/" ettirme /a yoluyla, peygamber olmayanlara da kerâmet ve icâbetlerle mücizeleri keşfettirme. (Luma , 102

Ehl-i yakin (yakin ehli) üç derecedir: Birincisi, esâğir yani müridlerin ve avamın yakinidir. Süfilerden biri bunu şöyle anlatmıştır: Yakin makamının ilk derecesi Allah'ın elinde olana güvenmek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a elindekine göz dikmemektir. Cüneyd'erh yakin makamı sorulduğunda şu cevâbı vermiştir: Yakin, şübhenin ortadan kalkmasıdır. Ebü Yâkub (Süsi)rh ise Kul, Allah'ın kendisine taksimine rızâ gösterdiğinde o husüstaki yakini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a ermiş olur demiştir

yakin 1231 Ruveym Ahmed'ert sorulduğunda verdiği cevâb şu olmuştur: Kalbin, üzerinde bulunduğu mânâyı gerçekleştirmesidir.

Yakin derecelerinin ikincisi, evsât yani a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a yakinidir. Bunların yakini İbn Atâ'nın Yakin nedir? sorusuna verdiği cevâbda ifâdesini bulur: Vakitlerin devam etmesine göre çekişmelerin sürekli devam etmesidir fimân konusunda nefse sürekli olarak muhâlefet etmektir)...

Yakinin üçüncü derecesi ekâbir yani ehâss-ı havâssın yakinidir. Amr Osman Mekkirh bir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/cumlesinde/" cümlesinde /a bu yakini şöyle ifâde etmiştir: Allah'ın isbâtının bütün sıfatlarıyla gerçekleşmesidir. Yakinin son noktası, kulun ilhâma mazhar olmasını sağlayan hareketler yardımıyla kalblere doğan yakin ile kalblerin Allah'a bağlı kalmasıdır. (Lumta , 102

Yakin, bütün hâllerin aslıdır. Hâllerin tamamı onda son bulur. O, hâllerin sonu, bütün hâllerin bâtınıdır. Bütün hâller de yakinin zâhiridir. Yakinin nihâyeti; bütün şâibe ve şübheleri bertaraf a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a gaybı tasdik etmeyi tahakkuk ettirmektir (gerçekleştirmektir). Yakinin neticesi; sevinmek, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/munacat/" münâcâtın /a tadını almak, illet ve töhmet taşıyan itirâzların giderilerek, kalblerin yakin hakikatlerini müşâhede etmesi sayesinde Allah Teâlâ'ya nazar edecek saflığa ulaşmaktır. (Lüma', 103

Cüneyd demiştir ki: Yakin, şübhelerin ortadan kalkmasıdır.

(Ebü Hüseyin) Nüri de şöyle buyurmuştur: Yakin müşâhededir.

İbn Atâ şöyle demiştir: Yakin, asla itirâz bulunmamasıdır.

Zünnün da şöyle demiştir: Gözün gördüğü her şey ilim, kalbin bildiği her şey yakindir. Başka biri de şöyle demiştir: Yakin, kalb gözüdür.

Abdullah da şöyle demiştir: Yakin, araların birleşmesi, arada bulunan şeyin layrılığın) ayrılmasıdır. Hârise'nin Rabb'imin arşına bakar gibiyim sözü, görüşünün gaybla birleştiğini, gayb ile arasındaki perdelerin kalktığını gösterir

Sehl de şöyle demiştir: Yakin mükâşefedir. Tıpkı bu husüsta Perdelerin açılması yakinimi artırmaz demesi gibi. (Ta'arruf, 73

Yakin bilgisine a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib-olan/" sâhib olan /a kimse ulemâ dilinde kullanılan mânâda ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mutlak/" mutlak /a olarak şübheye düşmez. Naslarda geçmediği için yakin terimi Allah'ın vasfı olarak kullanılmaz. İlme'l-yakin de, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ayne-l-yakin/" ayne'l-yakin /a de, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakka-l-yakin/" hakka'l-yakin /a de yakinin tâ kendisidir... (Kuşeyri, 47

Yakinin asgarisi (en az miktarı bile) kalbe ulaştığında kalb nür ile dolar. (Yakin) kalbden bütün şübheleri kaldırır, onun sayesinde şükürle ve Allah korkusuyla dolar. (Kuşeyri, 90

Yakin, imânın artmasından ve onun tahkikinden ortaya çıkar. Sehl şöyle demiştir: Yakin, imânın şubelerinden biridir, o tasdikin de ötesinde bir şeydir.

Birisi şöyle demiştir: Yakin, kalblere tevdi edilen ilimdir. Bu kişi yakinin kesbi değil, vehbi olduğuna (çalışmakla elde edilmeyip, Allah'tan geldiğine) a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/isaret/" işâret /a etmiştir

Sehl şöyle demiştir: Yakinin başlangıcı mükâşefedir. Bu sebeble seleften biri Perde açılsa yine yakinim artmazdı' demiştir. Mükâşefeden sonra muâyene, daha sonra müşâhede gelir.

Abdullah Hafif şöyle demiştir: Yakin, gaybın hükümleriyle alâkalı sırların tahakkuk etmesidir gerçekleşmesidir).

Ebü Bekr Tâhir şöyle demiştir: İlim şübhelere mârüz kalabilir, yakinde ise şübhe yoktur. Bununla, kesbi ilimle bedihi (vehbi, ilâhi kaynaklı) ilme işâret etmiştir. Süfilerin başlangıçtaki ilimleri kesbidir, ama sonunda bedihi olur

Zünnün Mısri demiştir ki: Yakin, kasr-ı emele femelleri kısmaya), kasr-ı emel zühde çağırır. Zühd a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hikmet/" hikmeti /a , hikmet de işlerin âkıbeti husüsunda düşünmeyi doğurur. (Kuşeyri, 90

Seri Sakati Yakin nedir? sorusuna şu cevâbı vermişti: Yakin, vâridlerin göğsünde dolaştığı sırada, orada hareket etmenin sana fayda vermeyeceğine ve senin için takdir edileni değiştirmeyeceğine kesin olarak inanabilmen için sükünet içinde kalmandır.

Ebü Bekr Varrâk şöyle demiştir: Yakin üç türlüdür: Haberle alâkalı yakin, delâletle alâkalı yakin ve müşâhedeyle alâkalı yakin. (Kuşeyri, 91

Sıhhati hakkında yakin bulunmayan ilim, (hakiki) ilim değildir... (Hücvîrî, 464

Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Yakin a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibleri /a için yeryüzünde âyetler vardır. Yakin, bu yola giren kişinin bineği, avâm derecelerinin sonudur. Havâssın da ilk adımı olduğu söylenmiştir

Yakinin üç derecesi vardır. Birinci derecesi ilme'l-yakin olup Hakk'dan zuhür eden ve Hakk hakkında gaib olan her şeyi kabül etmek, Hakk ile kaim olan her şeye vâkıf olmaktır

İkinci derecesi ayne'l-yakin olup, istidrâk (gizli husüsları açığa çıkarma) yo