Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

tül-i emel (Tasavvuf Sözlüğü)

Tül-i emel femelin uzunluğu ya da uzun emel), âhireti unutturur, dünyâyı hatırlatır, onu güzel gösterir ve sana sevdirir. Bu durum hasedin, âhireti ertemelenin, hevâyı kuvvetlendirmenin, arzu ve istekleri çoğaltmanın …

Tül-i emel femelin uzunluğu ya da uzun emel), âhireti unutturur, dünyâyı hatırlatır, onu güzel gösterir ve sana sevdirir. Bu durum hasedin, âhireti ertemelenin, hevâyı kuvvetlendirmenin, arzu ve istekleri çoğaltmanın ortaya çıkmasına yol açar. (Adâbı, 135

Tül-i emel, her hayrı ve tâat fiilini erteler; her şerr ve fitneyi davet eder. Halkı çeşitli musibetlere düşüren müzmin bir hastalıktır. Şunu bil ki, tül-i emel a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a olduğun zaman sende dört şey harekete geçer: Biri tâatı terketinek ve bu konuda tembellik göstermektir. Böyle hâllerde Günler geçse de zamanım var, yapacağım dersin. Davud Tâirt ne kadar doğru söylemiştir: Vaidden (tehdid, cehennem) korkana batd fuzak olan) yaklaşır. Emelini uzatanın da ameli kötü olur.

Yahyâ Muâz Râzirh de şöyle der: Emel, her hayırdan uzaklaştırır. Tamah, hak olan her şeye mâni olur. Sabır, her türlü zafere ulaştırır. Nefs, her türlü şerre götürür. İkincisi, tevbeyi terketinek ve ertelemektir. Böyle hâllerde günler geçse de, Daha gencim, yaşım küçük, zamanım var, tevbe edeceğim, istediğim zaman bunu yapabilecek durumdayım dersin. Ne zaman ki, vâde dolup da, ölüm böyle bir kişiyi avlar, amelini düzeltineye fırsat kalmadan ecel onu zorla alır götürür

Üçüncüsü, (mal) toplama ve âhireti bırakıp a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâyla /a meşgul olmaya karşı hırslı olmaktır. Böyle bir durumda İhtiyarladığımda fakir düşmekten korkuyorum dersin. Bazen de Giderek çalışamaz hâle geliyorum, bana hastalığımda, yaşlılığında veya fakirliğimde değerlendirebileceğim biraz mal lazım dersin. Bu düşünce dünyâya rağbetini, hırsını ve rızık elde etmeye karşı arzunu artırır

Dördüncüsü kalbin katılaşması ve âhiretin unutulmasıdır. Çünkü uzun yaşamayı arzu ettiğin zaman, ölümü ve kabri hatırlayamazsın. (Minhâc, 32

tum'anine/itmi'nân Tuma'nine (itmi'nân), yüce bir hâl olup kulun aklını tercih etmesi, imânının kuvvetlenmesi, ilminin derinleşmesi, zikrinin duru ve hakikatinin sâbit olmasıdır. Bunun üç türü vardır: Biri avâmmnın itini'nânıdır. Zikrettiklerinde zikirleriyle tatınin olurlar. Onların bundan nasibleri; rızıklarının genişletilmesiyle birlikte duâlarına icâbet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a ve âfetlerin defedilmesidir. Nitekim Allah şöyle buyurur: Ey mutmain olan nefs! Yani, Allah'tan başka bir defeden ve mâni olanın bulunmadığına imân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a mutmain olmuş nefs demektir

İkincisi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/havassin/" havâssın /a itmi'nânıdır. Çünkü onlar Hakk'ın kazâsından râzı olmuşlar, belâsına sabretinişler, muhlis ve muttaki olmuşlar, süküna ermişler ve Allah korunanlar ve muhsin kullarla birliktedir âyetiyle mutmain olmuşlardır... 1130 tum'anine/itmi'nân

Üçüncüsü, ehass-ı havâssın itmi'nânıdır. Bunlar a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/heybet/" heybet /a ve azametinden dolayı sırlarının, Allah'a itmi'nana ve O'nunla a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sekinet/" sekinete /a ermeye güç yetiremeyeceğini bilen kimselerdir. Çünkü Allah'ın idrâk olunabilecek nihai bir sınırı yoktur. (Luma , 98

Allah Teâlâ buyurmuştur ki: Ey nefs-i mutmainne! Tuma'nine, gözle görmeye benzer sağlam bir emniyet hâlinin kuvvetlendirdiği bir sükün hâlidir. Bununla sekinet arasında iki fark vardır: Sekinet, bazen heybetin sükün bulmasını beraberinde getirir. Tuma'nine ise, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a (heybetin zıddı olan) üns istirahati bulunan bir emniyet hâlinin verdiği sükünettir. İkinci fark ise şudur: Sekinet, peşpeşe gelen (bir gelip bir giden) bir sıfat olur. Ama tuma'nine, sâhibini asla terk etmeyen bir sıfattır

Tuma'ninenin üç derecesi vardır: Birinci derecesi, kalbin Allah'ı zikr ederek mutmain olmasıdır. Bu, hâifin (korkanın) recâyla, kızgın kişinin hilmle, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/imtihan/" imtihânın /a sevâbla itmi'nânındır. İkinci derecesi, rühun maksad husüsunda keşfle, şevk husüsunda huzürla, tefrika husüsunda cem'le itmi'nânıdır. Üçüncü derecesi ise, Hazret'i müşâhede etme hâlinin lütufla, cem'in bekayla, makamın da ezeli nürla itmi'nânıdır. (Menâzil, 31

Tuma'nine, kaderin cilveleri altında süküneti korumaktır... (Âdâb , 21

Tuma'nine, gözle görmeye benzer sahih bir emniyet hâlidir. İlk inceliği Allah'ın zikriyle kalbin itmi'nân bulması; ikincisi, mükâşefeye yönelme ve buna hazırlanma husüsundaki iştiyâkında rühun müşâhedesinin itmi'nân bulmasıdır. Tefrika cem içindir. Üçüncüsü, hazretin (huzürda bulunmanın) müşâhede edilmesi sırasındaki itmi'nândır. Cem' bekaya; beka da ezelin nüruna götürür. (Ravza, 489

Tuma'nine, Allah'ın kazâsına rızâ, belâsına sabır göstermektir. (Câmi, 54

Tuma'nine üç kısımdır: Avâmın itmi'nânı, Allah'ın zikri için, havâssın itmi'nânı Allah'ı zikirle, ehass-ı havâssın itmi'nânı da Allah iledir. (Câmi, 61)