Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

uhud (Tasavvuf Sözlüğü)

ve nisyân-ı mâsivi inde müşâhede-i mâbüddur (Allah Teâlâ'nın müşâhedesinde, O'ndan başkasını unutmaktır). Bütün bunların yanı sıra gücünüz yettiğince size ciddi bir şekilde gizli zikre sarılmanızı ve izin verdiğimiz …

ve nisyân-ı mâsivi inde müşâhede-i mâbüddur (Allah Teâlâ'nın müşâhedesinde, O'ndan başkasını unutmaktır). Bütün bunların yanı sıra gücünüz yettiğince size ciddi bir şekilde gizli zikre sarılmanızı ve izin verdiğimiz virdlere devam etmenizi tavsiye ederim. Çünkü bu, keşf ve vicdan dehâlarının aynı noktada birleştikleri gibi, kalb hastalıklarını giderecek en iyi ilaçtır. (Buğye, 244

mürid-murâd 729

Müridin şeyhi ve tarikat kardeşleriyle olan edebleri beş tanedir. Birincisi, aksi doğru olduğu ortaya çıksa bile emre uymaktır. İkincisi, kendisine rağmen de olsa yasaklardan kaçınmak, yanında olsun veya olmasın, diri veya ölü olsun şeyhine hürmetini korumaktır. Üçüncüsü, imkân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetinde /a kusursuz olarak şeyhinin haklarını yerine getirmek, aklını, ilmini ve riyâsetini bir kenara itmektir. Ancak bu konuda şeyhinden bir muvâfakat olursa o takdirde bunun karşılığında insafla ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nasihat/" nasihatle /a yetinebilir. Bu, tarikat kardeşleriyle olan muâmelesidir. Eğer irşâd eden şeyh yoksa ve bu beş şarttan biri eksik olursa, bu şartlardan kâmil olana itimad edilir ve diğerlerine de kardeşlikle muâmele edilir. (Câmi’, 15

Müridin yapması gereken vazifeler vardır. Onlar da şunlardır: Birincisi, haramları terk a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/erek/" ederek /a takvâ üzere olmak, ihlâl etmeden ve aşırıya kaçmadan muhtaç olduğu şeye hırsla sarılarak vâcibleri görevleri) yerine getirmektir

İkincisi, nefsini a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kemal/" kemâle /a erdirecek sebebleri kullanarak ve zarüret olmadıkça şübheli şeylerden kaçınmak gibi takvâ ile amel etmektir

Üçüncüsü, gelecek olan vâridâta karşı kalbi azalarıyla, her aza kalbin hareketine ve kasdına karşılık hareket edecek tarzda uyanık olmaktır. Nitekim Şâzeli şöyle söylemiştir: Kul, azaları kalbine uygun hareket etmedikçe nifaktan kurtulamaz. Dördüncüsü, sana nefsinin ayıplarını gösteren ve Rabb'ine (giden yolda) rehberlik eden mârifet ve ilim ehli ile bir arada bulunmandır. Bu da esaslara ilticâ etmen, yasaklara karşılık şükürde bulunman, vâridâtlardan râzı ve memnun olman, zorluklara sabretmen, kadere teslim olman, her şeyde her şeye karşı onları tercih etmek süretiyle olur. Nitekim Şâzeli şöyle söylemektedir: Kendisini sana tercih edenle dostluk yapma! Çünkü o alçaktır.

Beşincisi, izzet ve gurur sâhiblerinden uzak kalmak. Nitekim Sehl şöyle söylemiştir: Üç kısım kimseyle sohbet etmekten sakın! Bunlar da dalkavuk fakirler, câhil mutasavvıflar ve gafil yöneticilerdir.

Altıncısı, edebli olmaktır. Şâzeli şöyle demiştir: Dört edeb vardır ki, bunlara a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhib /a olmayan dervişi bırak gitsin! Bunlar da küçüklere merhamet, büyükleri saymak, nefsine karşı insaflı olmak, nefsin hakkını istemeyi terketmektir. Dört edeb dala vardır ki Allah'ın yoluna giren bir kimsede bunlar yoksa, sakın ona güvenme! Bunlar da zulüm ehlinden fhaksızlardan) uzak durmak, âhiret ehlini tercih etmek, muhtaçları gözetmek, beş vakit namazı cemaatle kılmaktır. Ebü Hafs (Haddâd) şöyle demiştir: Tasavvufun tamamı edebdir. Her vaktin bir edebi, her hâlin bir edebi vardır. Kim vaktin edeblerine uyarsa adam seviyesine yükselir. Edebi terk eden kimse yaklaşmak istediği yerden kovulur; ulaşacağını zannettiği yere ulaşamaz.

Yedincisi, vakitlerin hakkını vermektir. Nitekim Hz. Ibrâhim'e 51 indirilen suhufta şunlar vardı: Akıllı kimse zamanını dörde böler. Bir bölümünde Rabb'ine yakarır. Bence bu vakit, seher vaktinden güneş doğuncaya kadardır. Bir bölümünde nefsiyle he730 mürid-murâd

saplaşır. Bu da ikindiden güneş batıncaya kadardır. Bir bölümünü, kendine kusurlarını hatırlatan, kendisini Rabb'inin yolunu gösteren kardeşleriyle ilgilenmeye ayırır. Bunun için de gece veya gündüz kendisi için uygun olan bir zaman tâyin eder. Zamanının bir bölümünü de kendine, meşrü isteklerini yerine getirmek için ayırır. Bunun içinde yine uygun olan vakti belirler. Vakitlerin hepsi bunlar için uygundur. Hatırda a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tutmak/" tutmak /a isteyen, yani şükretmek isteyen kimseler için geceyle gündüzü birbiri ardınca getiren O'dur.

Sekizincisi, âlemde kendinden ve Rabb'inden başkasını görmemen, O'nun katındakini kendin için bir hazine kabül etmen ve O'nu hakkıyla gözetmendir. Ondan gizli ve aşikâr olarak harcamandır. O'ndan a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/baskasindan/" başkasından /a zevk almaman, yasakladığı yerde seni görmesinden, veya görmek istediği yerde bulunmamaktan veya kendisinden başkasına yöneldiğini görmesinden sakınmandır. Bir kısım ârifler şöyle demişlerdir: Hakk'ı gösterip de halka takılıp kalanı, Allah halka muhtaç eder. Rahmetini onların kalbinden söker. Bütün yakın ve hısımlardan uzak kal. Çünkü gerçek zengin, insanlara ihtiyaç duymayandır

Dokuzuncusu, davranışlarında tekellüften kaçınmaktır... Tekellüfün aslı başkalarını memnun etme arzusudur. İmânın boşa gitmesi, fâcirlik, riyâ, desinler, yağcılık hep bundan meydana gelir. Her husüsta mutedil olmalısınız. -Eğer inanıyorlarsa- Allah ve Resülü memnün edilmeye daha lâyıktır.

Onuncusu, kalbi, onu hayata kavuşturacak şeylerle imar edip, aksi şeylerden kaçınmaktır

Dört şey kalbi öldürür, dört şey de kalbi hayata kavuşturur. Birincisi, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a garib olduğunu hatırlamandır. Bu durumda nefsine karşı âdil olman, ona zulmetmemen ve musibetlere sabretmen gerekir. Bunun tersi, gönlü zevklerle ve arzularla meşgul etmektir

İkincisi, ölüm ânındaki zorlukları düşünmendir. Bu, kişiye dünyâsındaki her şeyi unutturur ve halka güvenmekten uzaklaştırır. Çünkü onlar ölümün o zorlu anında ona en küçük bir yardımda bulunamazlar. Bunun tersi, ölümü unutmak, arzu ve ümidlere takılmaktır. Bu ise açlık endişesinin kapısını açar. İşte bu, dünyâdaki bütün belâların ve âhiretteki sıkıntıların kaynağını teşkil eder

Üçüncüsü, kalbin yalnızlığını hatırlamaktır. Allah'tan başka şeylerle ünsiyet kalbi katılaştırır. Ancak Allah için, Allah dostlarıyla ünsiyet etmek ve sadece âhiret sevâbını isteyen kimselerle oturup kalkmak böyle değildir. Bunun tersi ise, gaflet dalmak, Daha gencini diyerek kendini aldatmaktır. Bu davranış kişiyi ameli terk etmeye ve gevşek davranmaya, ibâdetlerin ihmâline, baş olma arzusuna ve bid'atlerin ortaya çıkmasına yol açar

Dördüncüsü, Allah'ın huzürunda hesab vermek için duracağını hatırlamaktır. Bu, her davranışının Allah adına ve Allah için olmasını, her davranışında şeriata uymasını, her hâlinde nefsiyle hesaplaşmasını, bütün işlerinde Mevlâ'sından hayâ a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mursid/" mürşid /a etmesini sağlar. Bunun tersi, Allah'a karşı cür'et, Allah affeder diye kendini aldatmaktır. Hâlbuki gerçek mânâda Allah'a hüsn-i zanda bulunan kimse, amelini de güzel yapmaya çalışır. Rabb'iniz hakkında beslediğiniz bu zan var ya, işte sizi o mahvetti ve ziyana uğrayanlardan oldunuz

Sonradan icâd edilen (ve dinde olmayan) şeylerden sakının. Çünkü sonradan icâd edilen her şey bid'attir. Her bid'at dalâlettir (sapıklıktır). Her dalâlet de sâhibiyle birlikte ateştedir. Allah'tan ümidinizi kestiren, yolunuzdan saptırmaya çalışan bâtılperestlerin yalanlarından kendinizi koruyun. Sizin yapmanız gereken şey, belli başlı farzları yerine getirmek, belli başlı haramlardan kaçınmak, rivâyet edilen sünnetlere uymak, evliyâya sevgi beslemektir. (Câmi’, 15

Mürid, nefsin hazlarını yok eden, beşeri arzularını söndüren kimsedir. Mürid, tevbe makamını doğru olarak tahakkuk ettiren ve edeb kurallarına riâyet eden kimsedir. Mürid, şeyhinin huzürunda kendisini ölü yerine koyar ve şeyhinin isteğini yerine getirir. Mürid, tecrid makamında bulunur ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/istikamet/" istikâmet /a üzere olur. Mürid, şehid olan bir ölüdür, tecridden ayrılmaz. Talebe âdetlere uymakla birlikte faydalanma taleb eden kimsedir. (Kavânin, 99

Allah yoluna giren bir derviş olan mürid, Allah'a ulaşıncaya kadar makamlarında ve hâllerinde devamlı ilerleme kaydeder. Bundan maksad, ilâhi yardımın onu Allah'ın huzüruna cezbetmesidir. Böylece yorulmadan, çalışıp çabalamadan Allah'a vâsıl olur. Fakat makamlar yoluyla vücüd mertebelerine iner. (Rilhle, 84

Allah'ın yoluna intisab eden fakir süfi, ya tecrid ya da esbâb (sebebler) makamında bulunur. Birincisinin mânâsı, Allah'ın dışındaki her şeyden kesilerek ona yönelmek, ikincisinin mânâsı ise, hâlinde devam ederek ve (Allah) yolunda yürüyerek rızkı için çabalamak ve dünyâ işleri için çalışmak demektir. Bu sebeble irşâda vâris olan kâmil şeyhin terbiyesi altında bu taifenin yolunda seyr ve sülükun birleştirdiği fakir süfiler ikiye ayrılırlar. Bu kâmil şeyhin terbiyesi altına giren müridin tüm müşâhede ve hâlleri ancak şeyhinin aynası ve vâsıtasıyla olur. Fenâ hâlinde olmak üç kısınıdır demelerinin mânâsı budur. Birinci fenâ şeyhte, ikincisi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/hakikat/" hakikat /a -i Muhammediyye'de, üçüncüsü Allah'tadır. Sâlike hakikat-i Muhammediyye'nin herhangi bir hakikati açıldığında şeyhiyle arasındaki vâsıta asla kopmaz. Muvaffak ve said (başarılı ve mutlu) mürid hiçbir a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halde/" hâlde /a ve makamda şeyhinden gafil olmaz. (Rihle, 226

Müridden kabiliyet, şeyhten yardım. (Nefehaât, 130

(Ayrıca bk. sâlik/sâlikün