Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

ümenâ' (Tasavvuf Sözlüğü)

Ümenâ (emin kişiler), bâtıni hâllerini asla zâhirlerine yansıtmayan Melâmilerdir. Onların talebeleri raculiyyet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/futuvvet/" fütüvvet /a ehlinin (Kâşânî ve Câmi’)) tavırlarında gezinirler... …

Ümenâ (emin kişiler), bâtıni hâllerini asla zâhirlerine yansıtmayan Melâmilerdir. Onların talebeleri raculiyyet a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/futuvvet/" fütüvvet /a ehlinin (Kâşânî ve Câmi’)) tavırlarında gezinirler... (Istılâh, 531; Kâşânî, 31; Câmi’, 5

Ümenâ, Melâmiyye'den bir taifedir. Başkasından ümenâ olmaz. Bunlar Melâmetilerin en husüsi ve ulularıdır. İmânın gerektirdiği mâlüm âdetler sebebiyle halkla berâber oldukları için bunların hâlleri hakkında bir şey bilinmez. Bunlar Allah'ın emirlerini yerin2 getiren, yasaklarından kaçınan yüksek imân a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/sahib/" sâhibi /a kimselerdir. Kıyâmet gününde, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/dunya/" dünyâda /a insanların bilmediği o yüce makam ve mevkileri ortaya çıkacaktır. Resülullah efendimiz Allah'ın emin kulları vardır buyurmuştur. Eğer Allah Teâlâ Hz. Hızır'a , a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/zahir-olan/" zâhir olan /a bu tür şeyin Musâ se için zâhir olmasını emretmemiş olsaydı, -ümenâdan olduğu için - ondan böyle bir şey sudür etmezdi

Allah Teâlâ insana emâneti teklif a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiğinde /a , insan bu teklifi kabül etti. Zâten aslı itibâriyle haksızlığa ve akılsızlığa meyilliydi. Çünkü insana emâneti üstlenmesi, sadece teklif edildi. Kabül etmeye zorlanmadı. Eğer zorlansaydı, ümenâya yardım edildiği gibi, ona da yardım edilirdi. Oysa ümenâ emaneti teklifle değil, zorla üstlenmiştir. Kendilerine keşf hâli gelince, bildikleri gibi hareket edemezler, halktan farklı gözükmek de istemezlerdi. Aksi takdirde kendilerine Şunu izhâr edin, bunu izhâr etmeyin denmezdi. Onlar kendilerine çizilen bu sınırda bekledikleri için bunlara ümenâ denmiştir. Bunlar sayıca diğer tabakalardan fazladırlar. Öyle ki bunlar birbirlerini hakiki mânâda bilmezler. Her biri, arkadaşını her a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/mu-min/" mü'min /a gibi, bir mü'min olarak düşünürler. Bu husüsiyet, sadece ümenâya mahsüs olup, başkaları için böyle bir şey sözkonusu değildir. (Fütühât, TI, 22

Adârifü'l-me'ârif adlı eserin sâhibi Sühreverdi, Melâmi'yi şöyle târif etmiştir: Melâmi, iyiliğini açıklamayan, kötülüğünü de gizlemeyen kimsedir Bunu şöyle izâh edebiliriz: Melâmiler, ihlâsı ve sevgiyi damarlarına kadar sindirmiş, sıdkı ve a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ummu-l-kitab/" ümmü'l-kitâb /a 1139 fütüvveti elde etmişlerdir. Bu yüzden hiç kimsenin, kendi hâl ve amellerine muttali olmalarını istemezler. (Câmi’, 5

(Ayrıca bk. melâmetiyye/melâmiyye