Tasavvuf Klasikleri · Temmuz 8, 2026

vâhidiyyet (Tasavvuf Sözlüğü)

Vâhidiyyet, isimlerin kendisinden yayılması bakımından Zât'ın itibârıdır. Zât'ın isimlerle olan vâhidiyyeti, sıfatların çoğalmasıyla beraberdir. (Kâşânî, 47; Câmi', 103 Ahadiyyet, isim ve sıfatların, hem te'siri, hem de …

Vâhidiyyet, isimlerin kendisinden yayılması bakımından Zât'ın itibârıdır. Zât'ın isimlerle olan vâhidiyyeti, sıfatların çoğalmasıyla beraberdir. (Kâşânî, 47; Câmi', 103

Ahadiyyet, isim ve sıfatların, hem te'siri, hem de te'sir alanlarıyla birlikte yokluğunu gerektirir. Vâhidiyyet ise Hakk'ın isim ve sıfatlarının zuhüruyla âlemin fenâsını, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/rububiyyet/" rubübiyyet /a âlemin bekasını, ulühiyyet beka aynında alemin fenâsını, fenâ aynında da bekasını gerekli kılar. İzzet Hakk'la a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/halkin/" halkın /a arasındaki münâsebetin def'ini gerektirir. Kayyümiyyet Allah'la kulunun arasındaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbetin/" nisbetin /a doğru şekilde tâyin edilmesini ister. Çünkü Kayyüm, bizâtihi var olan (Zât'ıyla kaim), başkalarının varlığı kendi varlığına bağlı olan demek olduğuna göre, burada ifâde edilenlerin hepsinin gereğinin yerine gelmesi kaçınılmaz olur. Binaenaleyh deriz ki, a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ahadiyyet/" ahadiyyet /a tecellisi yönünden bakılınca ne sıfat, ne de isim görülür. Vâhidiyyet tecellisi cihetinden bakılınca ise halk yoktur. Çünkü her varlığa şekil verme yönünde kudretinin zuhürunu ifâde eden bir sıfattır. Rubübiyyet tecellisi yönünde de Hakk ve halk vardır. Hakk'ın ve halkın vücüdu için bu sıfat gereklidir. Ulühiyyet tecellisi yönünde ise sadece Hakk vardır. Ama onun vâhidiyyet 1165 süreti halktır ve ancak halk vardır. Onun mânâ ciheti ise Hakk'tır. İzzet tecellisinde ise kulla Allah arasındaki a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/nisbet/" nisbet /a kalkar. Kayyümiyyet cihetinden bakılınca Rabb sıfatının varlığı için Rabb olarak kabül edilecek bir Zât'a ihtiyaç vardır. Dolayısıyla Rabb sıfatının var olabilmesi için de, merbüba (kendisine Rabb ittihâz edecek varlığa) ait sıfatların var olması gerekir. (Deriz ki,) Zâhir ismi cihetinden bakılınca, O a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/yanin/" eşyânın /a aynıdır. Bâtın ismi cihetinden bakılınca ise eşyâ onun aynı değildir. (Insân, 1, 12

Ahadiyyette Zât sıfat olarak; sıfat da Zât olarak tecelli eder. Bu itibârla sıfatlardan her birisi birbirinin aynıdır. Müntakim Allah'ın aynı olduğu gibi Mun'im de Müntakim'in aynıdır. Yine vâhidiyyet, nimetin ve intikamın a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/kendisinde/" kendisinde /a zuhür edince, rahmetten ibâret olan nimet, azabın kendisindan ibâret olan intikamın aynı olduğu gibi azabdan ibâret olan intikam da rahmetten ibâret olan nirnetten ibâret olur. Bunlardan her biri, Zât'ın sıfat ve eserlerinde zuhür etmesine nisbetle böyledir. Buna göre vâhidiyyet hükmü ile Zât için herhangi bir şey zuhür ederse, orada her şey aynıdır. Fakat bu, tecelli-yi a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/vahid/" vâhidi /a (Bir'in tecelli edişi) itibâriyle böyledir. Yoksa her hak sâhibine hakkını verme bakımından böyle değildir. Bu ikincisi tecelli-yi Zâti'de (Zât'ın tecellisinde) olur. (İnsân, I, 26

Ahadiyyet, vâhidiyyet ve ulühiyyet arasındaki fark ise şudur: Ahadiyyet sıfatında isim ve sıfatların zuhüru yoktur. O, zâti olarak Sırf Zât'tan ibârettir. Vâhidiyyet sıfatında, isimlerin ve sıfatların te'sir sahasına göre zuhürları vardır. Ancak bu zuhür, Zât'ın hükmüyle olur. Zât'tan ayrı bir hüküm ile değil, ancak böyle olunca diğer varlıklar birbirinin aynı olur. Ulühiyyet sıfatında, isimler ve sıfatlar neyi gerektiriyorsa o şekilde zuhür eder. Böylece zıtlar belirir. Meselâ: Mün'im, Müntakim'in, Müntakim de Mün'im'in zıddı olur. Geriye kalan diğer isim ve sıfatlar da aynı şekilde zuhür eder. Meselâ, ahadiyyet, ulühiyyet sıfatında ahadiyyetin gerektirdiği hükümle zuhür eder. Vâhidiyyet de aynı şekilde zuhür eder. Çünkü ulühiyyet hepsinin tecelli şeklini kapsar. Her tecellinin hükmü ne ise onu meydana getirir. Zira ulühiyyet, her hak sâhibinin hakkını vermenin tecelli a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/tigi/" ettiği /a makamdır

Ahadiyyet Ancak Allah vardır.. O'nunla beraber hiçbir şey yoktur. sözünün tecelli yeri, vâhidiyyet ise Şu anda O, nasılsa öyledir. sözünün tecelli yeridir. O'nun Zât'ından başka her şey yok olacaktır. İşte bu hükmün İcâbıdır ki ahadiyyet, vâhidiyyetten daha üstündür. Çünkü ahadiyyet Sırf Zât'tan ibârettir. Ulühiyyet ise ahadiyyetten üstündür. Çünkü ahadiyyetin hakkını ulühiyyet verir. Zira ulühiyyet her hak sâhibinin hakkını verme makamıdır. Bu yüzden isimlerin en yücesi, en kapsamlısı ve en yükseğidir. Ulühiyyetin ahadiyyete üstünlüğü, bütünün parçaya olan üstünlüğü gibidir. Ahadiyyet sıfatının diğer Zâti tecellilere üstünlüğü, kökün dallara olan üstünlüğü gibidir. Vâhidiyyet sıfatının diğer tecellilere üstünlüğü de cem'in fark'a üstünlüğü gibidir. (İnsân, I, 27

Sonra şeyh müridine halvet ve uzleti tercih etmesini, bu hâl içinde, hiçbir şekilde yok a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/ilmesi/" edilmesi /a mümkün olmayan dini havâtırı ve kalbini meşgul eden hevâcisi (nefsani çağrıları) defetmek için a href "/tr/tasavvuf-sozlugu/gayret/" gayret /a sarfetmesini emreder

Bil ki, müridliğin başlangıcında bulunan bir kimse, halvet hâlindeyken itikad konusundaki vesveselerden nâdiren korunabilir. Bilhassa müridde kalb kiyâseti